Suudi Arabistan-BAE Krizi İran İçin Fırsat mı?

Bilgehan Alagöz Koordinatör, Dış Politika

Körfez’deki dengeler açısından İran-Suudi Arabistan ilişkileri büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda Suudi Arabistan ve BAE arasında çıkan kriz, Reisi için bir fırsat niteliğindedir.

Küresel ekonominin, petrol piyasası oyuncularının ortak hareket etmesini zorunlu hâle getirmesi, 2016’da OPEC ve OPEC dışı ülkelerin bir araya gelmesi ile oluşan OPEC+ adlı yapının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Söz konusu yapılarda, 13 OPEC üyesinin en önemlilerini; Basra Körfezi’nin temel aktörleri olan Suudi Arabistan, İran, Irak, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) oluşturmaktadır. OPEC dışı 10 ülke arasındaki en etkili aktör ise Rusya’dır. Bu bağlamda yakın zamanın önemli gelişmelerinden biri; OPEC+’ın 2022 yılına kadar petrol üretimindeki mevcut kesintilerin uzatılıp uzatılmayacağı konusunda yapmayı planladığı 5 Temmuz’daki toplantının, Suudi Arabistan ve BAE’nin üretim miktarları üzerinde bir türlü konsensüs sağlayamamasından ötürü iptal edilmesi olmuştur. Suudi Arabistan ve Rusya, arz kesintilerinin 2022 sonuna kadar devam ettirilmesini önerirken BAE’nin bunu reddetmesi; Suudi Arabistan ve BAE arasında yaşanan krizin görünür sebebi olsa da arka planda, Basra Körfezi’nin değişen dengeleri ve bunun iki ülke arasındaki rekabeti tetiklemesi yer almaktadır.

Basra Körfezi’nde dengelerin BAE aleyhine değişmesi açısından yakın zamandaki en önemli gelişme, ABD’nin girişimiyle Ağustos 2020’de BAE ve Bahreyn ile İsrail arasında imzalanmış olan İbrahim Anlaşmaları ve bunun Basra Körfezi’nde yarattığı fay hattı olmuştur. İsrail ile ilişkiler konusunda, Körfez ülkelerinde bir ortak tavır söz konusu değildir. Özellikle bu noktada Suudi Arabistan’ın tavrı dikkat çekicidir. Zira Suudi Arabistan, henüz kendi içinde bu konuyu netleştirebilmiş değildir. 20 Kasım 2020’de Suudi Veliaht Prens bin Selman ile dönemin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun gizli bir görüşme yaptığı basına sızmış ancak daha sonra Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan el-Suud bunu reddetmiş ve İsrail ile görüşmenin ön koşulunun, bağımsız bir Filistin devletinden geçtiğini ifade etmiştir. Suudi Arabistan’ın önde gelen prenslerinden Türki el-Faysal, İsrail’le normalleşme fikrini şiddetle kınamış; İsrail’i, Filistinlilere türlü bahanelerle toplama kampı gibi bir hayat yaşatmakla suçlamış ve İsrail’in beyan edilmemiş bir nükleer cephaneliğe dönüştüğünü iddia etmiştir. Son olarak Suudi Arabistan, Mayıs 2021’de İsrail’in Gazze’ye dönük saldırılarını şiddetle kınamış ve İsrail karşıtı tutumuna devam etmiştir. Suudi Arabistan’da giderek İsrail karşıtı bir söylemin yükselmesinde ve BAE’nin, İsrail ile kurduğu yakın ilişkiden rahatsızlık duyulmasında, şüphesiz ülkenin İslam dünyasındaki liderlik iddiasını koruma çabası vardır. Nihayetinde 1979’da Mısır liderlerinden Enver Sedat, Camp David Anlaşması’nı imzalayarak İsrail ile ilişkileri normalleştirmeye çalışırken sonuç istenilen şekilde olmamış; aksine Mısır, Arap dünyasındaki güçlü konumunu yitirmiştir. Suudi Arabistan benzer bir duruma düşmekten çekinmektedir.

Suudi Arabistan ve BAE arasındaki ilişkilerin gerilemesinde ve Basra Körfezi dengelerinin BAE aleyhine dönmesinde etkili olan diğer önemli gelişme, 5 Ocak 2021’de Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) bünyesinde yapılan el-Ula Anlaşması olmuştur. Her ne kadar bu Anlaşma’ya sebep olan 2017 Katar krizi; KİK üyeleri Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn ve Katar arasında ortaya çıkmış olsa da çözümü büyük oranda Suudi Arabistan ve Katar’ın ortak inisiyatifiyle gerçekleşmiştir. Hedefinde Arap dünyasının lideri olma düşüncesi olan Suudi Arabistan’ın KİK içindeki krizin aşılmasıyla Katar ile birlikte bölgede Arap ruhunu canlandırma noktasında iş birliği eğiliminde olduğu ve BAE’den bu amaç doğrultusunda uzaklaştığı görülmektedir. Son zamanlarda sıkça gündeme gelen Orta Doğu’nun yeni güç dengesinin Türkiye, İran ve İsrail ekseninde gerçekleşeceği düşüncesi, Suudi Arabistan ve Katar’ın bu politika değişikliğinde etkili olmuştur. Zira Arap olmayan bu üç devletin bölgenin yeni başat güçleri olma ihtimali, Suudi Arabistan’ı rahatsız etmiştir. İşte bu sebeple Suudi Arabistan; Arap üst kimliğinin yeniden başat olmasını sağlamak için Katar’la daha yakın, BAE ile mesafeli bir ilişki kurma eğilimine girmiştir.

Peki, Suudi Arabistan ve BAE arasındaki bu gelişmeler İbrahim Reisi yönetimindeki İran için ne ifade etmektedir? İran ve Suudi Arabistan arasında uzun zamana yayılmış bir rekabet bulunmaktadır. Karşılıklı sıcak bir çatışmaya girmek yerine Irak ve Yemen gibi ülkelerdeki vekiller üzerinden bir mücadele, her iki devletin de tercihi olmuştur. Reisi Dönemi’nde, İran ve Suudi Arabistan rekabeti Irak sahasında devam edecektir ancak önceki döneme göre bunun ağırlık merkezi, askerî araçlar ya da vekiller değil, ekonomi olacaktır. Nitekim Viyana’da başlatılan müzakerelerin ve Irak Başbakanı Mustafa Kazımi’nin Mart 2021’deki Suudi Arabistan ziyaretinin ardından İran ve Suudi Arabistan arasında, Irak’ın ara buluculuğunda görüşmelerin başlaması bunun doğrudan sonucudur. Dışarıya yansıyan açıklamalardan bu görüşmelerin odak noktasının Irak ve Yemen’deki İran-Suudi Arabistan gerilimini dindirmek olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan Irak moderatörlüğünde başlayan bu görüşmelerin, Umman’da devam edeceği bilgisi yakın zamanda basına sızmıştır. Bu bağlamda Reisi’nin 21 Haziran’da yaptığı basın toplantısında, Körfez’deki Arap komşularıyla ilişkileri geliştirmek istediğini ifade etmesi önemlidir. Ertesi gün Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı el-Suud ise bir nevi bu ifadeye cevap niteliğinde olan şu açıklamayı yapmıştır: “Bizim bakış açımıza göre İran’da dış politika, her hâlükârda Rehber (Ayetullah Ali Hamenei) tarafından yürütülüyor ve bu nedenle, İran’a yönelik etkileşimlerimizi ve yaklaşımımızı sahadaki duruma göre değerlendireceğiz.”

Tüm bu gelişmeler ekseninde, İran ve Suudi Arabistan arasındaki ekonomik ilişkilerde iyileşme noktasında özellikle OPEC nezdinde iş birliği beklentisi olduğunu ancak iki temel konudaki pazarlığın devam edeceğini söylemek mümkündür: Bunlardan biri Suudi Arabistan’ın Viyana sürecine eklemlenmek istemesi ve İran’la yürütülen nükleer müzakerelerde temsil hakkı talep etmesi ile İran’ın ise buna itiraz etmesidir. İkincisi de Yemen’de, İran’ın Husilere olan desteği ve Suudi Arabistan’ın buna olan karşı duruşudur. Bu bağlamda İran-Suudi Arabistan yakınlaşmasıyla ilgili gündeme getirilen bir iddia vardır; o da İran’ın, Suudi Arabistan aracılığıyla ABD yaptırımlarını delmek istediği yönündedir. Iraklı kaynaklara dayandırılarak 13 Mayıs’ta Middle East Eye tarafından gündeme getirilen iddiaya göre İranlı yetkililer, Yemen’de Husilerin Suudi Arabistan topraklarına yönelik saldırılarının sınırlandırılması karşılığında, Suudilerden İran petrollerini satmaya yardım etmesini istemiştir. Suudi Arabistan’ın öncelikli hedefi, Yemen’deki savaşa ve Husilerin Suudi topraklarına yönelik saldırılarına son verecek somut bir uzlaşı elde etmektir. Zira Yemen Savaşı bir taraftan Suudi ekonomisine ağır bir yük bindirirken diğer taraftan da Suudi Arabistan’ın güvenliği için önemli bir tehdit kaynağı hâline gelmiştir. Dolayısıyla Reisi Dönemi’nde iki ülkenin kazan-kazan formülü esasına dayalı olarak bu iki konu üzerinden bir uzlaşmaya varması ihtimal dâhilindedir.

İran’ın diğer KİK ülkeleri ile ilişkilerinde sorun potansiyeli olan iki ülke BAE ve Bahreyn’dir zira her iki ülke de Ağustos 2020’de İsrail ile İbrahim Anlaşmalarını imzalamıştır. Reisi Dönemi’nde bu iki ülke ile mesafeli bir ilişki olacağını söylemek mümkündür. Öte yandan Reisi’nin, Hasan Ruhani hükûmetinin 2019’da önerdiği “Hürmüz Barış Girişimi” başlıklı bölge politikasını devam ettirmesi beklenmektedir. Bu noktada Kuveyt, Katar, Umman gibi daha iyi ilişkilere sahip olunan ülkelerle yakınlaşma içinde olunacağını ifade etmek gerekir.

Reisi’nin, İran dış politikasının temel prensipleri ekseninde davranacağı oldukça aşikârdır. Söz konusu prensipler, İran’ın nükleer programını korumak, başta balistik füzeler olmak üzere ülkenin askerî kapasitesini artırmaya devam etmek ve Irak, Suriye ve Lübnan’ı kapsayan direniş ekseni hattındaki askerî üstünlüğü korumaktır. Bu bağlamda İran açısından bölge devletleri ile dengeli ilişkiler kurmak önemli hâle gelmekte ve Suudi Arabistan ile ilişkileri normalleştirmek ön plana çıkmaktadır. İki ülkenin bölgesel rekabeti devam edecektir. Bununla beraber OPEC gibi ortak platformlarda iş birliği içine girme ihtimalleri yükselmektedir. Dolayısıyla son dönemde Suudi Arabistan ve BAE arasında çıkan kriz, İran için bir fırsata dönüşmüştür.

Suudi Arabistan, BAE, OPEC+, İran, Basra Körfezi

İran’ın Yeni Cumhurbaşkanı Seyyid İbrahim Reisi Döneminde Nükleer Müzakerelerin Geleceği

Bilgehan Alagöz

Viyana müzakerelerinde nihai bir anlaşmanın çıkmasını zorlayan koşullar yalnızca İran tarafı ile ilgili değildir.

Nükleer Anlaşma’ya Muhalif Devletlerin Lobi Şirketleriyle İlişkisi

Bilgehan Alagöz

ABD Senatosunun İran karşıtı lobi faaliyetlerinin etkisi altına girmesi ve İran’ın, Biden yönetimi ile karşı karşıya gelmesi yüksek bir olasılık olarak belirmektedir.