Tahran Zirvesi ve Suriye’de Barış İnşa Etmek

Türkiye, kararlı tavrını göstererek bu operasyonların kapsamlı bir saldırıya dönüşmesi durumunda Astana sürecinin çökeceğini ve Türkiye’nin farklı seçeneklere yöneleceği mesajını net olarak vermiştir.

Suriye'de; rejim güçleri ve Rusya'nın ülkenin güneyindeki Dera'yı ele geçirmesinden sonra gündeme gelen İdlib'e yönelik operasyon birkaç gün önce 7 Eylül’de, Tahran’da yapılacak Astana Süreci liderler zirvesini beklemeden başladı. Bu operasyonun gölgesinde gerçekleşen zirvede ise Cumhurbaşkanı Erdoğan “ateşkes ilanı” teklif etmesine rağmen Putin, söz konusu teklifi kabul etmeyerek sembolik bir “ateşkes çağrısı” yapmakla yetindi.

Suriye sorununda asgari müşterekler temelinde 2017 yılının ilk aylarında başlayan Astana Süreci, ülkede adım adım barışı inşa etme amacı güderken saha da olduğu gibi masada da tarafların zaman zaman birbirlerini test ettiği bir müzakere süreci olmaktan kurtulamadı. Nitekim İdlib bu manadaki son anlaşmazlık olarak nitelendirilebilir. Çünkü 2016’nın sonunda Halep’in düşmesi Suriye iç savaşında bir dönüm noktası olduğu gibi İdlib sorunun çözümü de Suriye barışı için bir dönüm noktası olacaktır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da ifade ettiği gibi “Astana Ruhu”nun devam etmesi İdlib’de varılacak bir uzlaşıya bağlıdır. Türkiye açısından İdlib sadece Suriye’nin güvenliği açısından değil, Türkiye’nin güvenliği açısından da önemlidir. Türkiye kısa ve uzun vadede burada kendisi için güvenlik sorunları yaratacak bir yapıya müsaade etmek istemeyecektir. Ayrıca Türkiye’nin ılımlı muhalefete verdiği örtük garantiler söz konusudur.

Rusya her ne kadar Suriye’deki askerî üslerinin güvenliğini gerekçe göstererek Heyet Tahrir Şam (HTŞ) ve El Kaide’yle ilişkili radikal-cihatçı grupları hedef aldığını söyleyerek sınırlı bir operasyon mesajı verse de çatışmasızlık bölgesi ilan edilmiş bir sahada, Türkiye’nin rızasını almadan de facto bir durum yaratması kabul edilebilir değildir. Rusya daha önce de Guta, Humus ve diğer bölgelerde yaptığı gibi savaşçı-sivil ayrımı gözetmeksizin hava operasyonları gerçekleştirerek kapsamlı bir operasyona girişecek olursa böyle bir durum, Rusya’nın Türkiye’yi karşısına alması demek olacaktır ki böylelikle Suriye’de kaosun derinleşeceği söylenebilir. Eğer doğrudan sivil yerleşim merkezlerinin hedef alınması söz konusu olursa büyük bir göç dalgası yaşanacağı gibi sert ve uzun bir direniş-çatışma da ortaya çıkacaktır. Bu senaryo pek muhtemel değildir. Burada Suriye rejim güçleri ve Rusya’nın sınırlı bir operasyonuyla birkaç ay sürecek bir çatışma sürecine girildiğinden bahsedilebilir. Ancak belirtilmedir ki sınırlı bir operasyonun kontrolden çıkması da ihtimal dışı değildir. Türkiye’yle uzlaşı olmadan sürdürülecek bir operasyonda, özellikle Hama ve Lazkiye gibi olası çatışma sahalarında Özgür Suriye Ordusuna (ÖSO) bağlı grupların rejim güçleri ile HTŞ’den daha önce çatışmaya girme olasılığı yüksektir.

Tahran’da gerçekleşen üçlü Zirve’de İdlib sorununa yönelik çözüm noktasında bir uzlaşıya varıldığı söylenemez. Ancak Türkiye, kararlı tavrını göstererek bu operasyonların kapsamlı bir saldırıya dönüşmesi durumunda Astana sürecinin çökeceğini ve Türkiye’nin farklı seçeneklere yöneleceği mesajını net olarak vermiştir. Rusya ve İran’ın Türkiye’yi kaybetme pahasına böyle girişimde bulunması pek mantıklı olmayacaktır. Özellikle ABD ile ciddi problemler yaşayan ve yaptırımlar sebebiyle sosyal ve ekonomik sorunlarla uğraşan İran’ın Türkiye’ye daha fazla ihtiyaç duyduğu böyle bir konjonktürde bu riski alması beklenemez. Nitekim İran’ın zirvede Türkiye’nin önceliklerini dikkate alarak Fırat’ın doğusuna vurgu yapması bu yönde okunabilir. Ancak belirtilmelidir ki İran, İdlib sorununda Rusya’yla benzer görüşleri paylaşmakta ve bu bölgenin tamamen rejim güçleri tarafından kontrol edilmesini istemektedir. Sonuç olarak ilerleyen günler, İran’ın daha uzlaştırıcı ve arabulucu tavrıyla Türkiye ile Rusya arasında geçen pazarlıklara sahne olacaktır.

Suriye, Tahran Zirvesi, İran, İdlib

İran’ın Suriye’deki Askerî Varlığı Sürecek mi?

Hossein Aghaei

Amerika’nın İran’a yönelik yeniden yürürlüğe koyduğu yaptırımlar, Esed rejimine koşulsuz destek vermeyi ilke hâline getiren İran dış politikasını şüphesiz sekteye uğratacaktır.