Tarih için Anlatıyorum (Muhsin Refikdust’un Hatıraları 1979 – 1989)

02.05.2018
Sertaç Sarıçiçek Araştırmacı, Kültür ve Toplum

Tarih için Anlatıyorum (Muhsin Refikdust’un Hatıraları 1979 – 1989)

Said Allamiyan (İstanbul: İyidüşün Yayınları, 2008), 315 sayfa.

ISBN: 9786059280013

Özgün adı “Berâ-yi Târîh Mî-gûyem – Hâtırât-ı Mohsin Refîkdûst” olan ve 2012 (1391) yılında Farsça yayınlanan hatırat niteliğindeki kitap, 2015’te “Tarih İçin Anlatıyorum Muhsin Refikdust’un Hatıraları 1979 – 1989” başlığıyla Hakkı Uygur tarafından Türkçeye tercüme edilmiştir.

Eser Said Allamiyan tarafından Muhsin Refikdust’un hatıralarının derlenmesiyle ortaya çıkmıştır. Muhsin Refikdust’u İran siyasi tarihinde önemli bir şahsiyet konumuna getiren unsur, onun İslam Devrimi’nden önce başlayan ve devrimden sonra devam eden siyasi süreçteki rolüdür.

Refikdust, önce Şah Muhammed Rıza döneminde Başbakanlık yapan Musaddık’ın Milli Cephe Hareketinde ve daha sonra Özgürlük Hareketi / Nehzet-i Azadî’de bulunmuş ardından 1963 yılından itibaren güçlenen Humeynî’nin başlattığı siyasi harekete katılmış, Humeyni’nin sürgüne gönderildiği 1964’ten 1979’a kadar geçen 15 yıllık süre zarfında Humeynî’yi hiç görmemiş olmasına rağmen ona ve hareketine sadık kalmıştır. İslam Devrimi’nden sonra teşkil edilen Devrim Muhafızları Ordusu’nun (Sepah-i Pasdârân-i İnkılâb-i İslamî) kurucularından olan Refikdust, İran – Irak Savaşı’nın ilk iki yılında bu kurumun Tedarik Biriminde görev yapmış ve daha sonra DMO’yu da bünyesinde barındıran Sepah Bakanlığına atanmıştır. Refikdust, DMO’nun kuruluşu ve savaş yıllarındaki teşkilatlanma sürecinde gösterdiği gayret ve aldığı kararlarla etkili olmuş şahsiyetlerden biridir. Bu açıdan DMO’nun kurumsal tarihinde önemli bir yere sahiptir. Hatıratı hazırlayan Said Allamiyan ise İran – Irak Savaşı konusunda uzmanlaşmış biridir. Cephede yaptığı savaş muhabirliği ve Cumhurî-yi İslamî gazetesinin İran-Irak savaşına ayırdığı sütunları hazırlarken savaşa ilişkin birçok konuda bilgi sahibi olmuştur.[1] Allamiyan’ı böyle bir kitap hazırlamaya sevk eden nedenin savaş yıllarında aktif rol üstlenen şahsiyetlere ve yaşanan olaylara karşı duyduğu kişisel merak olduğu söylenebilir.

Eser, Ayetullah Humeyni’nin İran’a döndüğü 1 Şubat 1979’dan 1989 yılına değin yaşanan hadiseleri kapsamaktadır. Allamiyan, Muhsin Refikdust’un hatıralarını toplarken ona önceden hazırladığı soruları sormuş böylelikle eser söyleşi hâlini almıştır. Allamiyan soruları hazırlarken dönemin basınını incelemiş ve Refikdust’la aynı dönemde yaşayan eski Cumhurbaşkanı Haşimî Rafsancanî’nin hatıralarından aldığı notlardan yararlanmıştır. Soruların kronolojik bir sıra izlediği görülmektedir. Ancak gerekli bazı bölümlerde okuyucunun kitapta bahsedilen bir konuyu iyi kavrayabilmesi amacıyla geçmişe dönüşler yapılmaktadır. Ayrıca okuyucu için yararlı olur düşüncesiyle sorular içerisinde bazı tarihî bilgiler ve hatırlatmalar da yer almaktadır. Allamiyan ve Refikdust arasındaki görüşmeler, 2010’dan 2011 yılına dek sürmüş ve eser toplamda 48 saat süren 21 görüşmeden meydana gelmiştir.  Refikdust’un 1 Şubat 1979’da Humeyni’nin Mehrabad Havaalanı’na inip halk tarafından karşılanmasından itibaren anlatmaya başladığı hatıraları birkaç ana başlıkta toplamak mümkündür.  

Devrim Muhafızları Ordusunun Kuruluş Nedenleri 

Bizzat kurucuları arasında yer aldığı Devrim Muhafızları Ordusunun kuruluş nedenlerini hatıralarını anlatırken meşru bir zemine oturtmaya çalıştığı anlaşılan Refikdust, İslam Devrimi sonrası ülkede tam manasıyla bir otorite boşluğunun oluştuğu ve bu nedenle meydana gelen siyasi karmaşa ortamında devrimi koruyacak bir kurumun elzem olduğunu belirtmektedir. Zira ordudaki şah yanlısı birçok üst düzey ve tecrübeli komutanın hapis ve idamına şahit olan Refikdust ordunun zayıfladığını dile getirmektedir. Ancak bu noktada doğrudan dile getirilmeyen husus orduda hâlâ şah yanlısı subayların varlığından şüphelenilmesi ve devrimi içselleştirmediği düşünülen orduya tam manasıyla güven duyulmamasıdır. Devrim Muhafızları Ordusunun bir an önce kurulmasını gerekli kılan sebeplerden biri de İslam Devrimi’nin, Halkın Mücahitleri Örgütü (HMÖ) ve Komünist Tudeh Partisinin silahlı kolu gibi sol muhalif silahlı örgütlerin tehdidi altında olmasıydı. Refikdust, ordunun bu türden oluşumlarla gerekli mücadeleyi yürütecek motivasyona sahip olduğunu düşünmüyordu. Ülke genelinde faaliyet gösteren bu örgütlerin yanında Kürdistan Eyaleti’nde Devrimci Emekçiler Örgütü (Komala) ve İran Kürdistan Demokrat Partisi, Mazenderan’da Fedai Gerillalar, İran’ın Arap ve Türkmenlerin nüfus çoğunluğuna sahip bölgelerinde Refikdust’un ifadesiyle altmış civarında etnik temelli ve devrim karşıtı örgütün oluşması, devrim sonrası oluşan siyasi karmaşayı özetlemektedir.

Bu sol örgütlere karşı Pasdaran-i İnkılab, Gard-i İnkılab, Sâzmân-i Mücahidîn-i İnkılâb gibi Humeynî yanlısı ve devrime sadık grupların birlikten yoksun oluşu ülke genelindeki siyasi kaosu sona erdirmekte yetersiz kalmaktaydı. Refikdust, adı geçen devrim yanlısı grupların DMO’nun kurulmasının ardından bu kurumun çatısı altında birleştiklerini dile getirmekte ve rejimin güçlü bir silahlı örgüte sahip olmasının yararının ilk olarak DMO’nun, Tudeh Partisi’ni saf dışı etmesinde bariz bir şekilde görüldüğünü belirtmektedir.

Ordu ile Siyasî Rekabet

Refikdust’un sonraki bölümlerdeki ifadelerinden DMO’nun kurulmasının ardından ülkede faaliyet gösteren yasal iki silahlı kurum arasında rekabet ve yetki çatışmasının yaşandığı anlaşılmaktadır. Bu çatışma İran – Irak savaşı gibi hayati bir süreç yaşanırken dahi devam etmiştir. Refikdust’un ifadelerine göre ordu, savaş sırasında elindeki bilgi ve tecrübeyi Devrim Muhafızlarına aktarmaktan imtina etmiş, dönemin Cumhurbaşkanı ve dolayısıyla ordu genel komutanı Ebulhasan Benisadr, Refikdust’un ileri sürdüğüne göre DMO’ya silah temini ve lojistik konusunda yardımcı olmayı reddederek Devrim Muhafızlarının savaşa ağır silahlardan yoksun ve güçsüz bir vaziyette girmesine neden olmuştur. Refikdust, Benisadr’ın bu tavrının İran – Irak savaşının ilk günlerinde Hürremşehr’in Irak kuvvetlerince ele geçirilmesine sebebiyet verdiğini öne sürmektedir.

Esasen DMO ile ordu arasındaki çatışmanın altında Refikdust’un Cumhurbaşkanı Ebulhasan Benisadr ile siyasi rekabeti yatmaktadır. Benisadr, Humeyni’nin din adamlarının hükûmette yer almaması gerektiğine ilişkin kararı sayesinde cumhurbaşkanı seçilmiştir. Ulema kökenli olmayan Benisadr’ın kendisi de din adamlarının hükûmette bulunmasına karşı tavır almış ve bu durumun tam aksini düşünen Refikdust’un da içerisinde bulunduğu muhafazakâr kesim ise Benisadr’a cephe almıştır. Refikdust bu bağlamda hatıratında Benisadr’a karşı beslediği husumeti yansıtan birçok ithamda bulunmaktadır. Söz konusu ithamlardan biri Benisadr’ın rejimi devirmek isteyen Halkın Mücahitleri Örgütüyle gizli iş birliği içerisinde olduğudur. Bir diğer suçlama ise 4 Kasım 1979’da gerçekleşen Tahran’daki ABD Büyükelçiliğine yapılan baskınla ilgilidir. Refikdust, Tahran’daki ABD Büyükelçiliği’ni İslam Devrimi’ni yıkmak için sürekli darbe planlarının yapıldığı bir merkez olarak tanımlamakta ve rakibi Benisadr’ı da gizliden gizliye bu planlara katılmakla itham etmektedir. Refikdust’a göre ordu ile Devrim Muhafızları arasındaki çatışma ve koordinasyon eksikliği sorunu, Benisadr’ın ordu genel komutanlığı ve cumhurbaşkanlığından azledilmesiyle çözülmüş, bu sayede savaşın kötü gidişatına son verilerek Hürremşehr başta olmak üzere Irak’ın eline geçen bölgeler geri alınmıştır. Bu ifadelerden devrimden sonra İran siyasetindeki rekabetin savaşın kaderini etkilediği anlaşılmaktadır.    

Refikdust’un DMO’nun Kurumsallaşması ve Güçlenmesindeki Rolü

Refikdust ordunun gerekli lojistik destekte bulunmaması, tecrübe ve bilgi aktarımının yapılması gibi nedenlerle Devrim Muhafızlarının yaşadığı sorunları en iyi gözlemleyenlerden biridir. Zira savaşın ilk yıllarında Devrim Muhafızları Ordusunun Tedarik Biriminde çalıştığından savaş sırasında kurumun hangi alanlarda eksiklikler yaşadığını yakından gözlemlemiştir. Cephedeki eksiklikleri ilk elden teşhis eden kişi olması hasebiyle gerekli silah ve ekipman alımlarını yapan kişi de yine doğrudan kendisi olmuştur. Refikdust ilerleyen bölümlerde, DMO için gerekli olan silahın temin edilmesi adına hangi ülkeleri ziyaret ettiğini ve o ülkelerde yaşadığı olayları aktarmaktadır. Eserde İran’ın savaş sırasında silah temin ettiği kaynaklardan ayrıntısıyla bahsedilmektedir. Fakat Refikdust’un ifadelerine göre dışa bağımlılık ve bunun yanında Batılı ülkelerin uyguladığı silah ambargosu savaşın çetin zamanlarında anlık ihtiyaçların yeterli ölçüde temin edilememesine sebep olmuştur. Ayrıca alımlar genellikle halk yardımlarıyla oluşturulan fonlarla temin edildiği için bütün silah, cephane ve ekipmanın yurt dışından alınmasına yetecek kadar mali kaynak yoktur. İran Savunma sanayisinin temelini olarak nitelediği ve kendi girişimleriyle sayesinde kurulan Hadîd, 7 Tîr gibi silah üreten küçük fabrikalar da ihtiyacı karşılamakta yetersiz kalmıştır.

Bu şartlar, Refikdust’un yer aldığı Devrim Muhafızlarının çekirdek kadrosunda yer alan komutanlarda ordudan tamamen bağımsız ve savunma alanındaki ihtiyaçlarını kendisi üretme fikrini uyandırmıştır. Sepah Bakanlığının kurulması ve 10 Kasım 1982’de Refikdust’un Sepah Bakanı tayin edilmesi, Devrim Muhafızlarının ordu ve Savunma Bakanlığından ayrılarak bağımsız bir kurum hâline dönüşmesini sağlayan önemli bir gelişmedir. Bu gelişmenin ardından bakanlık düzeyinde bir bütçeye ve düzenli bir gelire sahip olan Devrim Muhafızları artık kendi silahını üretebilecek sanayi adımlarını atmaya başlamıştır. Bakanlığı döneminde birçok silah fabrikasının kurulduğunu hatıratının ilgili bölümlerinde örnekleriyle dile getiren Refikdust yalnızca savunma sanayisiyle ilgili adımlar atılmadığını;

  • Devrim muhafızlarına ait Bakiyetullah Hastanesinin kurulması ve savaşta yaralanan kurum mensuplarının bu hastanede tedavi görmesi
  • Devrim muhafızlarının artık sivil mahkemelerde değil yeni kurulan özel Sepah mahkemelerinde yargılanması
  • Devrim muhafızı olmak isteyenlerin yeni kurulan lise dengindeki Sepah okullarında eğitim almaya başlaması
  • Cepheden gazi olarak ayrılan ve sosyo-ekonomik imkanları kısıtlı devrim muhafızları için konutlar inşa edilmesi gibi kararlarıyla Devrim Muhafızları Ordusu’nun kurumsallaşması ve güçlenmesi yönünde hamleler yapıldığını belirtmektedir.

Refikdust, savaş döneminde yaşanan bu gelişmeler doğrultusunda Devrim Muhafızlarının bugün yalnızca askerî değil diğer bütün ihtiyaçlarını kendisi giderebilen, ordudan bağımsız ve güçlü bir konuma geldiğini dile getirmekte ve üstü kapalı olarak kendisinin bu süreçteki katkısının büyük olduğunu vurgulamaktadır.

Devrim Muhafızlarının birçok sektörde faaliyet yürütmeye başlaması iç siyasette eleştirilere yol açmıştır. Eleştiriler daha ziyade Sepah’ın, ordunun muadili ve onun yerini alacak bir kurum hâline dönüşmeye başladığı yönünde olmuştur. Refikdust’un bahsettiği eleştirilere bakıldığında, günümüzde olduğu gibi Devrim Muhafızlarının bir gün bütün kamu imkanlarını ele geçirme ihtimalinin o dönemde düşünülmemiş olduğu görülmektedir. Kitap boyunca Devrim Muhafızları Ordusu aleyhindeki eleştirilerden bahsederken çok sert bir üslup takındığı görülen Refikdust, eleştiride bulunanları; meşruiyetini Devrim Rehberi’ne sadakatle bağlılıktan alan Devrim Muhafızlarının güçlenmesini istemeyen rejim karşıtları olarak nitelemekten çekinmemektedir.    

Kurum İçerisinde Operasyonel Yönteme Dair Farklı Yaklaşımlar

Refikdust’un hatıratında üzerinde durduğu konulardan biri de Devrim Muhafızlarının İran dışındaki askerî faaliyetlerinin hangi yöntemlere dayanması gerektiğidir. Bu mesele ilk olarak savaşta Hürremşehr’in kurtarılması, düşmanın İran topraklarından atılması ve Saddam Hüseyin teslim olana kadar savaşın Irak topraklarında yürütülmek istenmesiyle gündeme gelmiştir. Devrim Muhafızlarından bir grup, savaşı Saddam’a destek veren İsrail’in topraklarına taşımak istemekteydi. Refikdust bu şahılaraörnek olarak DMO Dış Operasyonlar Komutanı Ebu Şerif’i örnek vermekte ve onun 1980’de başlayan savaşın Filistin’de, Irak’ta, Lübnan’da, Afganistan’da, Eritre’de ve Filipinler’deki zulme uğrayan Müslümanlar özgürlüğe kavuşana kadar devam ettirilmesine dair düşüncesini dile getirmektedir. Bu yaklaşımı hatıratında hayalperestlik olarak tanımlayan Refikdust, Ebu Şerif’in bahsettiği bölgelere doğrudan askerî müdahaleden ziyade yardım götürme söz konusu bölgedeki Müslüman halkı örgütleme, silahlandırma, burada oluşturulacak milislere lojistik ve askerî eğitim desteği vermenin daha gerçekçi olacağını düşünmektedir. Zira Refikdust’a göre İran – Irak savaşının tersine dönmesiyle 1982’de İsrail’in misilleme olarak Lübnan’ı işgal ettiği sırada Devrim Muhafızları buradaki Şiî gruplara askerî eğitim ve silah yardımında bulunmuş, Hizbullah bu şekilde ortaya çıkmıştır. Refikdust’un Ebu Şerif’e yönelttiği eleştiriler, DMO içerisinde dış operasyonlar ile Refikdust’un başında bulunduğu Merkezi Komutanlık arasındaki anlaşmazlığı göstermektedir.

Son olarak Refikdust’un hatıraları, Devrim Muhafızları Ordusunun kurumsal tarihine veya DMO’nun İran siyasetindeki etkin rolüne dair yapılacak araştırmalar için birincil kaynak niteliğindedir. Bunun yanında İran savunma sanayisinin İran – Irak Savaşı sırasında ne tür kazanımlar elde ettiği, savaşın gidişatını İran’daki siyasi aktörlerin nasıl etkilediği hakkında araştırma yapmak isteyenler için bir döneme ışık tutması bakımından dikkate değerdir.


[1] http://hasanbagheri.ir/index.php/about-us/writers.html?id=25