Tarihî ve Jeopolitik Boyutlarıyla İran’da Milliyetçilik

02.12.2019
Nurullah Gözcü Asistan, Editöryal

Tarihî ve Jeopolitik Boyutlarıyla İran’da Milliyetçilik

Yalçın Sarıkaya, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2008, 448 sayfa

ISBN: 978-9754376920

Modern İran milliyetçiliği, içeride ulus kimlik inşasında dışarıda ise dış politikanın bir argümanı olarak özellikle 19. yüzyılda oryantalistlerin çalışmalarıyla şekillenmeye başlamıştır. Oryantalistlerin İslam öncesi İran’a odaklanmaları İran elitlerinin de temel dayanağı olmuştur. Öyle ki bu dayanak, edebiyattan folklora, sosyolojiden tarihyazımına birçok bilim dalında işlenmiştir. Bugünkü Farsların ataları kabul edilen eski medeniyetlerin tamamıyla Persler oldukları kabul görmüş ve Farsların haricindekiler yabancı dış unsur atfedilmiştir. Modern İran milliyetçiliğinin, Batı etkileşimi sonrası bir tepki olarak geliştiği düşünülse de temel paradigmasının ne olduğunun, özellikle bu gelişimin bugün hangi amaçlar doğrultusunda kullanıldığının anlaşılabilmesi için geleneksel İran milliyetçiliğinin de iyi bilinmesi gerekmektedir. Bu kapsamda kaleme aldığı Tarihî ve Jeopolitik Boyutlarıyla İran’da Milliyetçilik adlı eserinde Yalçın Sarıkaya, İran milliyetçiliğini tarihî boyutlarıyla ve örneklendirmelerle incelemektedir.

Yalçın Sarıkaya lisans (1999), yüksek lisans (2001) ve doktora (2007) çalışmalarını Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler alanında tamamladı. Doktora tezinin kitaplaştırılmış hâli olan eserinde Sarıkaya şu soruları cevaplamaya çalışmaktadır: İran milliyetçiliği var mıdır? İran milliyetçiliği ile Fars milliyetçiliği ya da Panfarsizm arasında nasıl bir ilişki vardır? Bu milliyetçiliklerde dinin yeri ve rolü nedir? Alt milliyetçiliklerin İran sınırlarının ötesindeki hareketlerle nasıl bir ilişkileri vardır? Hedefleri ve faaliyetleri nelerdir?

Yazar, üç ana bölümden oluşan eserinin girişinde “kavramsal çerçeve” başlığı altında okuyucuyu konuya hazırlamaktadır. Burada milliyetçilik kavramı üzerinde durulmakta ve birden fazla anlama sahip milliyetçiliğin kapsayıcı bir anlam çerçevesinde tanımının zorlaştığı belirtilmektedir. Bu bağlamda Eric Hobsbawm, Ernest Gellner, Adeel Khan, Anthony D. Smith, Hamid Ahmedi ve Touraj Atabaki gibi isimlerin milliyet, milliyetçilik, etnik, etnisite ve etnik milliyetçilik kavramlarına dair görüşlerine ve tanımlamalarına başvurulmuştur. Tanımlamaların ülkelere göre değişebildiği örneklendirilerek gösterilmiştir. Aşiret ve kabile kavramları üzerinden bir örnek vermek gerekirse Orta Doğu’da aşiret, Afrika’da ise kabile kavramı daha yaygın kullanılmaktadır.

“İran’da Milletleşme” başlıklı ilk bölümde, milletleşme sürecinin önce bir tarikat sonra sırasıyla hanedan ve devlet olan Safevi Dönemi’nde Şiiliğin de girişiyle gerçekleştiği belirtilse de Akkoyunlu ve Karakoyunlu Dönemi’nin de atlanmaması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu bağlamda İran’da millî devlet oluşumu, Akkoyunlu ve Karakoyunlu Dönemlerine dayandırılmakta, Safevi Dönemi’nde ise Şiiliğin kurumsallaştırıldığı belirtilmektedir. Şiiliğin kurumsallaşması Şah İsmail üzerinden işlenirken Arap âlimlerin getirilerek Şiiliğin, devletin ve şahlığın kutsallaştırılmasında bir araç olarak kullanılmasının da yine bu dönemde başladığı aktarılmaktadır.

İran’da devamlılık arz eden Türk yönetimler arasında istisnai olarak ortaya çıkan ve Lor-Bahtiyarı ittifakıyla iktidara gelen Zend yönetiminin ardından 1794 yılında Muhammed Han Kaçar’ın yönetimi ele geçirmesiyle Kaçar Devleti Dönemi başlamıştır. Bu devirde aşiret yapıları daha merkezî bir hâl almış, Avrupalılarla yakın temaslar kurulmuştur. Özellikle Feth Ali Şah’ın oğlu Abbas Mirza tarafından Batı’ya öğrenci gönderilmesiyle bu temasların yoğunlaştığı ve Nâsırüddin Şah’ın veziri Emîr-i Kebîr’in Batı tarzı diplomasi izlemesiyle etkisini artırdığı belirtilmektedir. Nitekim bu temaslar neticesinde yine bu dönemde, Gülistan (1813) ve Türkmençay (1828) Antlaşmaları da gerçekleşmiştir. İngiltere ve Rusya’nın İran’ı nüfuz sahalarına bölmesi ve 1856 Angola-İran Savaşı ve Paris Antlaşması’yla İran, bağımsızlığını tamamen yitirmiştir. Sarıkaya, Osmanlı’nın da aynı süreci geçirdiğinin ve bu hususta Batı’nın hızlı kalkınma ve dönüşümünün de dikkate alınması gerektiğini vurgulamıştır. Eserde İran modernleşmesine etkisi bağlamında Kazak Tugayları’na da yer verilmiştir. Bu bağlamda Rusya’nın dönem stratejisinin, Britanya ile ticari ve siyasal hegemonya yarışında kullandığı üç araçtan birinin Kazak Tugayları projesi olduğu aktarılmıştır.

20. yüzyıla girildiğinde İran; İngiliz ve Rus mücadele arenasına dönüşmüştür. Sarıkaya bu sebeple dönem burjuvazisinin de bağımlı olduğunu belirtmiştir. Yine bu dönemde Tütün İsyanı’nın, milliyetçi fikirlerin şekillendiği ilk adımlar arasında görülmesi kayda değerdir. Nitekim din adamlarınca başlatılan isyan, din adamları içerisinde milliyetçi bir mekanizmayı da doğurmuştur. Sarıkaya, Kaçar Devri milliyetçiliğinin, 19. yüzyılın sonuna kadarki dönem için Batı örneğiyle örtüşen bir milletleşme şeklinde görülmesinin güçlüğünü ifade ederken sebep olarak ise tam bir merkezîleşmenin sağlanamamasını göstermiştir.

Muzafferüddin Şah’ın ölümüne yakın imzaladığı anayasayı, yerine geçen Muhammed Ali Şah’ın tanımaması sonucu ayaklanmalar çıkmış, bu ayaklanmaların en güçlüsü Tebriz’de Settâr Han önderliğinde gerçekleşmişse de İngiltere ve Rusya’nın ortak kararıyla ayaklanmalar bastırılmıştır. Sarıkaya bu direnişi, Azerbaycan ve Türklük merkezli bir milliyetçiliğe değil İran milliyetçiliğine temel teşkil eden bir adım olarak nitelendirmiştir.

“Tarihî Süreç İçinde İran’da Milliyetçilik” başlıklı ikinci bölümde, İran’da milliyetçiliğin gelişimi ve İran’daki farklı milliyetçilik algılamaları değerlendirilmiştir. Birinci Dünya Savaşı sonrası elde edilen kazanımlar bağlamında İngiltere ile yapılan Anglo-Persian Treaty adıyla bilinen İngiliz-İran Anlaşması (1919) halk tabanında büyük tepkilere yol açmış ve müteakiben Şeyh Muhammed Hıyabani önderliğinde Azerbaycan Demokrat Partisi kurulmuştur. Bu girişim ise Kazak Tugaylarınca bastırılmıştır. Rıza Şah’ın başa gelmesi ve ulus inşasına yönelik yenilikleriyle modern İran milliyetçiliği de belirginleşmeye başlamıştır. Sarıkaya, Rıza Şah’ın Kiros ve Daryus’un mirasına yönelişini, Arap İslam dünyasından kimlik bakımından ayrışmayı vurgulama isteğiyle açıklamıştır. Ayrıca Panfarsist İran milliyetçiliğinin tarih ve dil yazımındaki en önemli hedeflerinden birinin de Azerbaycan ve umumiyetle İran Türklüğü olduğunu söylemiştir.

Eserde, Pehlevi Dönemi İranlılık anlayışının, İslam öncesi Fars-İran anlayışına daha yakın bir İranlılığı ulusal kimliğin merkezi hâline getirmeye çalıştığı belirtilmektedir. Bugünkü Farsların Perslerle ya da Partlarla akraba olup olmadıkları sorusuna eğilen Sarıkaya, bu bölümde Aryan modelinin oluşum sürecine ve İran uyarlamasına dair birkaç görüşü de sıralamıştır. Nitekim Panfarsistliğin en büyük savunucularından Ahmed Kesrevi söyleminin, Kaçar Hanedanı’nın yönetimi Fars kökenlilere bıraktığı dönemle yükselmesi, milliyetçi söylemin yükselişinin anlaşılması açısından önemlidir. Fars milliyetçi ideologlarından Taki Arani, Mahmut Afşar, Cevat Şeyhülislam, M. Ali Furugi, Nasrullah Purcevâdî, Kave Ferruh gibi bazı diğer isimlerinse eserlerinden örneklerle Türklere ve Türkçeye karşı fikirleri ortaya koyulmuştur.

Milliyetçi çizgide değerlendirilen bir başka hareket ise Musaddık liderliğindeki Millî Cephe Hareketi’dir. Sarıkaya bu hareketin, izleri günümüze kadar gelen İran milliyetçiliğinin farklı bir örneği olduğunu belirtmekte ve emperyalizm karşıtlığı ile millî onura dayalı bir yurtseverlik şeklinde tanımlamaktadır. 1979 Devrimi’ndeki İran milliyetçiliğinin yerinin ne olduğuna dair bir yorumdan hareketle, anti-Amerikan, Şiilik ve İran milliyetçiliği şeklinde üç ayaktan oluştuğu üzerinde durmuştur. Şiilik ayağının “İran İslam’ı” yaklaşımıyla anti-Amerikan ayağının ise Amerikan etkisinin yanında din sınıfının iktidarda kalmasını sağlayan bir yaklaşımla gelişim gösterdiği ifade etmektedir.

Sarıkaya, İran içindeki farklı milliyetçilik algılarının anlaşılabilmesi adına İran İslam Cumhuriyeti Anayasası’nın, konuya ilişkin 12, 13, 15, 16, 19 ve 64. maddelerini de açıklamıştır. Bu bağlamda Azerbaycan milliyetçiliği ve İran’da Türklük meselesi, Azerbaycan isminin kökeni, İran Türklerinin nüfusu ve yaşadıkları coğrafi bölgelerin yoğunluk haritası, dil, kimlik algıları ve milliyetçiliklerinin tarihî gelişimi gibi konular üzerinden değerlendirmiştir. Etnik bakımdan ülkedeki en büyük azınlığı oluşturan Türklerin, özellikle devlet ve hükûmet kurma girişimleri Tahran yönetimince şiddetli şekilde bastırılmıştır. Şiddetin artmasına paralel İran Türk milliyetçiliği de kökleşmiştir. Yazar; Settâr Han, Hıyabani ve Pişeveri girişimleri sonrasında İslam Devrimi’yle birlikte Şii-İranlılık çatısı altında tutulduğu düşünülen azınlıkların, özellikle 2006 yılı böcek krizi sonrası Güney Azerbaycan Millî Uyanış Hareketi (GAMOH) önderliğinde Babek Şehitliği’nde görülen manzaranın hiç de düşünüldüğü gibi olmadığının anlaşıldığını belirtmektedir. Ayrıca Paniranizm’in, Azerbaycan’a ve İran’da yaşayan diğer toplumlara bakış açısının, biyolojik milliyetçiliği zorlayan fakat kendisine altyapı sağlayamayan bir noktada olduğunu vurgulamaktadır.

Yine bu bölümde İran Kürtleri ve Kürtçülük hareketleri, Beluç ve Arap milliyetçiliği oluşumu da ele alınmaktadır. İran’daki Kürtçülük hareketleri, Mahabad gibi otonom hareketine girişebilecek, Beluç hareketleri Cundullah örgütü altında silahlanabilecek ve Arap milliyetçiliği el-Ahvaz Hareketi bağlamında Arap ülkeleriyle İran arasında denge unsuru olabilecek denli ilerlemiştir. Sarıkaya’nın, 2000’li yıllara gelindiğinde İran Kürtçülüğünün ilgi merkezinin, Türkiye’deki ayrılıkçı PKK terörizmi ve Türkiye-İran ilişkileri bağlamına kaydığı anekdotu da dikkate değerdir.

“İran’da Farklı Milliyetçilik Algılamalarının Bölgeye Yansımaları” başlıklı son bölümde, söz konusu milliyetçiliklerin, İran’ın siyasi-coğrafi çevresine ne tür etkileri olduğu ve olabileceği değerlendirilmektedir. Azerbaycan Cumhuriyeti’ne yansımaları ise Karabağ meselesi, Hazar ve enerji konuları, Azerbaycan’a devrim ihracından Moskova-Tahran stratejik ittifakı ve Azerbaycanlı Türk milliyetçiliği üzerinden ele alınmaktadır. Sarıkaya’nın bu noktada sıraladığı, İran devlet mekanizmasının Azerbaycan’a yönelik karşı karşıya kaldığı sorular şöyledir: Din ve mezhep konusu kullanılmalı mı kullanılmamalı mı? Azerbaycan’ın Türkiye ile ilişkileri konusunda olumlu ya da olumsuz tavır içinde olunmalı mı? İran içindeki Azerbaycan nüfusu Azerbaycan’a yaklaştırılmalı mı uzaklaştırılmalı mı? Nitekim İran’ın Sovyet sonrası Türki cumhuriyetlere yaklaşımında, ülke içindeki azınlık yoğunluğu dolayısıyla -ki burada kastedilen daha çok Azerbaycan Türkleridir- etnik argümana başvurmadığı gözlemlenmektedir.

Kürtçülüğün yansımaları bağlamında en dikkat çekici husus, Tahran’ın uzlaşma noktasında Şii Araplarla Kürtlerini Irak’a sahip hâle getirmeye çalışmasıdır. İran’ın Afganistan yaklaşımının; Şii hamiliği iddiası, ABD hegemonyasına muhalefet, ABD, Suudi Arabistan ve Rusya ile ortak iş birliği zemini bulma ihtimali ve kuzey Afganistan’dan Tacikistan’a uzanan bir Fars etkisi üzerine olduğu da aktarılmaktadır.

“Sonuç” bölümünde İran’da milliyetçiliğin gelişimi tarihsel olarak özetlenmiş ve konuya ilişkin çıkarımlarda bulunulmuştur. İran’da millîlik sorununun modern bir sorun olarak kökleri Rıza Şah Dönemi’ne dayandırılmaktadır. Rıza Şah’ın baskıcı politikaları kapsamında ülkesel merkeziyetçilik ve tek bir İranlı ulusal kimliği oluşturulmaya çalışılmıştır. 1979’a kadar süren bu hareketlilik, 79 Devrimi’yle İslam kartının da kullanılmasıyla Şii-İranlılık çatısı altında devam etmiştir. Sarıkaya, 21. yüzyılda gelinen noktada ise İran’ın kendisini geleneksel bir ulus devlete dönüştürme çabası içinde olduğunu vurgulamaktadır.

Eserde İran milliyetçiliğinin; modern İran tarihinde gelişimi, tarihî ve kültürel dayanakları, ülkedeki etnik azınlıkların milliyetçi hareketleri ve bütün bunların İran dış politikasına tesiri ele alınmıştır. Esere ilişkin eksiklik olarak belirtilebilecek tek husus, İran Türklerinin nüfusuna ilişkin verilen istatistiki yorumdur. Okuyucuya somut bir veri sunmak için tahmini bir sayı olarak 23 milyon rakamı verilmiştir. Fakat bu rakam, eserde belirtilen her bir istatistiğin İran Türk nüfusuna ilişkin verdiği rakamların toplanması ve aritmetik ortalamasının alınmasıyla ulaşılmış bir sonuçtur.

İran iç dinamiklerinin ve İran’ın dış politikada özellikle komşu ülkelere yönelik kullandığı argümanların anlaşılması ve geleceğe yönelik çıkarımlarda bulunulabilmesi adına eser, alanında özgün bir yere sahiptir. Bölgesel konjonktür bağlamında değerlendirilmesinin haricinde Türkiye-Azerbaycan-İran ilişkileri ve ülkenin en az üçte birlik nüfusunu oluşturan İran Türkleri açısından bakıldığında eserin Türk okuyucularının ilgisine mazhar olacağı şüphesizdir.