Trump’ın Kararı İran’ın Suriye’deki Varlığını ve Tahran-Moskova İlişkilerini Nasıl Etkiler?

Sabir Askeroğlu Dış Politika Uzmanı

ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesi, İran’ın Suriye’deki faaliyetlerini doğrudan etkileyecektir. Nitekim Trump’ın bu kararında İran’ın Suriye’deki varlığı da etkili olmuştur.

Suriye’de hâlihazırda oldukça kompleks bir görünüm arz eden kriz, ABD’nin 8 Mayıs’ta nükleer anlaşmadan çekilmesiyle daha da içinden çıkılmaz bir hâle gelecektir. Zira 2011’de başlayan Suriye iç savaşı, süreç içerisinde İran’ın doğrudan taraf olduğu bir çatışmaya dönüşmüştür. Ayrıca Esed rejimi, iç savaş boyunca kendi kaynaklarını tükettiğinden savaşı tek başına sürdürme gücünden yoksun kalmıştır. Şu anda Şam yönetiminin hâlâ ayakta duruyor olması, İran Devrim Muhafızları’yla birlikte Şii milisler ve Rus hava kuvvetlerinin desteği sayesindedir. Ancak Rusya’nın iki bin kadar düzenli birliği ve üç-dört bin civarındaki paralı askerine mukabil İran, sahada kendine bağlı çok sayıda milis kuvvetiyle daha etkin bir aktör konumundadır. Bu durum, İran’ın Suriye’deki faaliyetlerini 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmanın konusu hâline getirmiştir. Diğer bir değişle ABD, İsrail ve hatta Fransa’nın İran’la imzalanan nükleer anlaşmaya ilişkin politikası, anlaşmanın içeriğiyle sınırlı kalmayıp İran’ın balistik füze programı da dâhil olmak üzere Suriye’deki faaliyetlerini de kapsayacak şekildedir.

24 Nisan 2018’de, Trump’ı nükleer anlaşmadan çekilmemesi için ikna etmek amacıyla ABD’yi ziyaret eden Fransa Cumhurbaşkanı Macron, söz konusu anlaşmanın “yetersiz” olduğunu, yeni bir anlaşma yapılması gerektiğini ve bu yeni anlaşmaya İran’ın bölgedeki faaliyetlerinin de dâhil edilerek herhangi bir ülkenin Suriye’de hegemon güç olmasına izin verilmemesi gerektiğini belirtmiştir. Macron’la İran’ın nükleer programı hakkında konuşan Trump, hiçbir şekilde Akdeniz’de İran’ın bir vesayet kurmasına izin verilmeyeceğini vurgulamıştır. 30 Nisan’da İsrail Başbakanı Nitanyahu, İran’ın gizli nükleer faaliyetler yürüttüğüne dair iddialar ileri sürerek 2015’ye yapılan nükleer anlaşmanın İran’ın; Lübnan, Suriye ve Yemen başta olmak üzere bölgede etkin güç hâline gelmesine olanak sağladığını savunmuştur. Rusya’nın da ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesinin Suriye’deki “barış sürecine” zarar vereceğini açıklamasına rağmen İran’ın bölgedeki rolü konusunda kuşkular taşıdığı anlaşılmaktadır.

ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesi, İran’ın Suriye’deki faaliyetlerini doğrudan etkileyecektir. Nitekim Trump’ın bu kararında İran’ın Suriye’deki varlığı da etkili olmuştur.

İran’ın Suriye’deki varlığı, ABD için üç temel gerekçeyle sorun oluşturmaktadır. İlk olarak İran’ın Suriye’de etkin güç hâline gelmesi, ABD’nin Ortadoğu’daki müttefiklerinin çıkarlarını olumsuz etkilemektedir. İran’ın, İsrail’e sınır bölgelerde askerî üsler kurması ve bu üsleri takviye ederek söz konusu hinterlantta Hizbullah ve Suriye’deki Şii örgütleri güçlendirmesi İsrail tarafından ulusal güvenlik tehdidi olarak algılanmaktadır. İsrail’in diğer bir endişesi, kontrol altında tuttuğu Golan Tepeleri’nin istikrarsızlaşması ve tartışmaya açık hâle gelmesidir. İran’ın Suriye’deki askerî varlığından rahatsızlık duyan ABD müttefiki bir diğer ülke ise Suudi Arabistan’dır. İran’la ideolojik ve jeopolitik bir rekabet içerisinde olan Suudiler, Suriye’de Tahran kontrolünde Şii bir siyasi oluşum istememektedir. 

ABD’yi rahatsız eden ikinci konu ise İran’ın Suriye üzerinden bölgede güçlenmek suretiyle ABD çıkarlarını tehdit etmesidir. Benzeri bir durum Irak’taki İran etkisi için de geçerlidir. ABD bölgede eskisi gibi mutlak hakimiyet sağlamaya çalışmıyor olsa da kendisinden sonra ortaya çıkan otorite boşluğunu İran gibi uluslararası düzene karşı çıkan aktörler tarafından doldurulmasını istememekte bölgesel sorunlarda İran’ın yerine müttefiklerinin aktif rol üstlenmesini tercih etmektedir. İran’ın Suriye’deki etkisinden rahatsızlık duyan Körfez ülkeleri ve Ortadoğu’da rol kapmaya çalışan Avrupa devletleri de bu konuda Washington’la hemfikir görünmektedir. Hem Fransa hem de İngiltere nükleer anlaşmanın devamından yana olsa da Suriye’de ortaya çıkacak bir güç mücadelesinde her iki ülke de ABD’yle ortak hareket edecektir.

ABD-İran gerginliğini tırmandıran üçüncü konuysa Rusya’yla beraber Esed rejimini ayakta tutan İran’ın, Suriye krizinin çözümüne engel olarak görülmesidir. Ancak İran’ın Suriye’den çıkarılma hâlinde Rusya’nın Suriye’deki etkinliğini tartışılır hâle gelecektir. İran’ın sahada olmaması durumunda Suriye’de güç dengesi Rusya’nın aleyhine değişeceğinden Rusya’nın ya ABD ile ABD’nin öngördüğü şartlarda uzlaşması ya da Suriye’den çekilmesi gündeme gelebilecektir. ABD’nin Astana süreci yerine Cenevre sürecini yeniden canlandırmak istemesi bu nedenledir. İran desteğinden yoksun kalan ve zayıf düşen bir Esed rejiminin Cenevre görüşmelerinde, uluslararası toplumun taleplerini kabul etmesi çok daha kolay olacaktır.

Böyle bir durumda Rusya tercih yapmak zorunda kalacaktır. Rusya; ABD, Körfez ülkeleri ve İsrail’in politikalarına karşı çıkarak Suriye’deki İran çıkarları mı savunacak yoksa tarafsız kalarak İran’ı söz konusu koalisyonla yüz yüze mı bırakacak? Kuşkusuz bu Moskova için kritik bir ikilemdir. Ancak ABD ve müttefikleriyle karşı karşıya gelmekten kaçınan Rusya, büyük olasılıkla tarafsız kalmaya yeğleyerek olası krizlerden uzak durmaya çalışacaktır.  Ancak Rusya’nın bu kararı aynı zamanda Tahran-Moskova hattında sorunları beraberinde getirecektir. 14 Nisan 2018’de ABD ve müttefiklerinin Esed rejimine karşı operasyonunu önlemek adına Rusya’nın herhangi bir girişimde bulunmaması, Tahran’da büyük bir hayal kırıklığına yaratmış İsrail’in ise işini kolaylaştırmıştır. İran ve İran’a bağlı güçlerin kendi sınırlarına yaklaşmasını engellemeye çalışan İsrail, Rusya’nın tarafsız kalması için Moskova’yla yoğun diplomatik temas içerisindedir. İsrail’in İran’ı yalnızlaştırma çabaları bölgede İran’la rekabet eden Arap ülkelerinin de çıkarınadır.

Rusya’nın tarafsız kalmasının yanında ABD, İsrail ve Körfez ülkeleri ülkelerinin Suriye’de, İran’ın vekillerine yönelik operasyon düzenlemesini kolaylaştıran diğer bir faktör, İran’ın Suriye’de gayriresmî bir şekilde faaliyet gösteriyor olmasıdır. İran’dan gelen resmî açıklamalar Suriye’de sadece İranlı askerî danışmanların bulunduğu yönündedir. Dolayısıyla İsrail ve diğer ülkelerin Suriye’deki İran milislerine yönelik saldırıları, İran’ı hedef almış olacağından her halükârda İran’ı da çatışmanın tarafı hâline getirecektir. Aslında direkt ikili bir çatışma yerine İsrail ve bölgedeki “hasım” Arap devletleriyle Suriye’de sınırlı bir çatışma, İran’ın da bu konuda imtina etmeyeceği göz önünde bulundurulduğunda gerçekleşmesi muhtemel bir olasılıktır. Öte yandan İran, son günlerde meydana gelen saldırılara karşılık vermemesi durumunda iç kamuoyunda ya da uluslararası alanda prestij kaybına uğramayacaktır. Bu süreç boyunca İran’ın Rusya’dan şimdikinden daha fazla destek alması öngörülmemektedir. Trump’ın kararı sonrası İran aleyhine gelişen atmosferde, Ruslardan radikal bir pozisyon değişikliği beklenmemektedir. Bir süredir dalgalı seyreden Tahran-Moskova ilişkilerinde, İran’ın bölgedeki varlığından doğan sorunlar ve önümüzdeki günlerde yürürlüğe girmesi muhtemel ambargolara karşı İran’ın sergileyebileceği direnç belirleyici iki etken olacaktır.