Türkçeden Farsçaya Yapılan Tercümeler Üzerine Bir Değerlendirme

Umut Başar Kıdemli Uzman, Kültür ve Toplum

Osmanlı Meşrutiyeti’nden (1876) beri Türkiye’deki siyasi, kültürel ve sosyal gelişmeleri takip eden İranlı aydınlar günümüzde de Türk Edebiyatını ve dolayısıyla Türkiye’deki kültürel hayatı yakından takip etmektedir.

Türkler ve Farslar arasındaki kültürel temasların İslamiyet’in her iki toplum tarafından kabulünden öncesine dayandığı bilinmektedir. Öyle ki tarihî kronikler ışığında incelenmesi güç olan Destanlar Çağı İran-Turan ilişkileri bir tarafa bırakıldığında, Türklerle İrani kavimler arasındaki esaslı temasların Mâverâünnehir’in 6 ila 8. yüzyıllar arasında tedricen Köktürklerin siyasi egemenliğine girmesiyle başladığı ileri sürülebilir. Söz konusu zaman aralığında günümüzde Afganistan, Tacikistan ve Özbekistan sınırları içerisinde kalan bölgede, Türkler ve İrani kavimler arasındaki askerî, siyasi, idari ve ticari faaliyetler doğal olarak dil ve kültür etkileşimini beraberinde getirmiştir. İlk olarak muhtelif Soğdça belgelerde kendini gösteren kültür temasları, Sasanilerden (224-651) itibaren daha somut ve çok yönlü bir hâl almıştır. Nitekim İran’da Sasaniler Dönemi İran-Turan  ilişkilerini ele alan müstakil araştırmalar mevcuttur.1 İslam öncesi başlayan kültürel temas, İslamiyet sonrasında da devam ettiğinden Türkler ve İranlılar arasındaki kültürel ilişkilerde coğrafya değişse de bir devamlılık söz konusu olduğu söylenebilir.

Genel kabule göre Türklerin 11. yüzyılda tedrici olarak Horasan üzerinden İran’a gelişi ve çok geçmeden İran genelinde yönetimi ele alması Türkler-Farslar arasındaki kültürel ilişkilerde bir bütünleşme ve iç içe geçme sürecine kapı aralamıştır. İran’da Selçuklulardan (1040-1157) Kaçarlara (1794-1925) değin süren Klasik Dönem’de yaklaşık 10 asır boyunca Türk-Fars kültürel ilişkileri derinleşmiş ve köklemiştir. Dahası İran üzerinden Anadolu’ya geçen Oğuz boyları, İran’da tekâmül eden kültürel birikimden her daim istifade etmiştir. Nitekim Osmanlı Devleti’nin (1299-1923) sınırları dâhilinde kalan Balkanlar’da Farsçanın izlerine rastlanması Türklerin Türk-Fars kültürel birikimini Anadolu’nun ötesine taşıdığına işaret etmektedir.

Türkiye-İran kültürel ilişkilerini genel bir bakışla İslam Öncesi Dönem, Klasik Dönem (İslam sonrası), Modernleşme Dönemi ve günümüzde İran-Türkiye ilişkileri şeklinde olmak üzere dört ana başlıkta ele almak mümkündür. Klasik Dönem’de Selçuklular, Anadolu Selçukluları ve Osmanlılarda Fars kültürünün tesiri belirginse de Modernleşme Dönemi’yle birlikte kültürel ilişkilerde ibre Türkiye’den yana dönmeye başlamıştır. Zira Osmanlıların İran’a nispeten erken yakaladığı modernleşme İran için örnek teşkil etmiştir. İstanbul’da toplanan İranlı kültürel elitler dernekler kurmuş, gazete-dergiler çıkarmış ve tercümeler yapmıştır. Bu bağlamda Osmanlı modernleşmesinin İran modernleşmesine etkisi her ne kadar az çalışılmış olsa da oldukça nettir. Nitekim İstanbul, İran için Avrupa’ya uzanan bir köprü konumundadır. Hürriyet, eşitlik, adalet, meşrutiyet gibi fikirler İstanbul’dan Tebriz’e akabinde Tahran’a ulaşmıştır. Türkiye’deki modernleşme tecrübesi İran’a ilk etapta siyasi meselelerde aktarılırken çok geçmeden eğitim ve sanat sahasında da Türkiye’nin tesiri İran’da görülmeye başlanmıştır.

Türkiye, edebiyat sahasında da Avrupa ile İran arasında köprü vazifesi görmüştür. Nitekim Şeyh İbrahim Zencani’nin Victor Hugo’nun Sefiller isimli meşhur romanını Osmanlı Türkçesinden Farsçaya tercüme etmesi bu bağlamda dikkate değerdir. Bunun yanı sıra Nasıriddün Şah’ın (s. 1848-1895) talimatıyla 1883 yılında kurulan Darü’t-Tercümeyi Hassa-yi Humayuni’de birçok Osmanlı Türkçesi müterciminin yer aldığı ve genellikle kamu idaresi, ordu teşkilatlanması, saray teşrifatı, sınır muahedeleri, siyasi tarih ve coğrafya gibi alanlarda yazılmış bilgilendirici eserlerin tercüme edildiği dikkati çekmektedir. Anlaşılan o ki bir yandan kültürel elitler Türkiye’deki fikrî ve edebî gelişmeleri takip ederken diğer yandan devlet adamları devlet ve ordu teşkilatının ıslahında Türkiye’ye bakmaktadır.

Pehleviler Dönemi’nde (1925-1979) Türkçeden Farsçaya kapsamlı bir tercüme hareketinden söz etmek mümkün değilse de dönemin önemli kültür adamlarının Türkiye’yi yakından izlediği anlaşılmaktadır. Atatürk tarafından Türkiye’de gerçekleştirilen reformların Rıza Şah’a ilham kaynağı olduğuna ve Rıza Şah’ın 1934’teki Türkiye ziyaretinin İran’daki reformları hızlandırdığına dair iddialar önemlidir. Ayrıca İranolojinin dünyaca meşhur isimlerinden Dr. İhsan Yarşatır’ın 1954’te faaliyete başlayan Kitap ve Tercüme Yayım Kurumunu (Bongah-ı Tercüme ve Neşr-i Kitab) kurarken aynı yıllarda Türkiye’de Hasan Ali Yücel’in öncülüğünde yürütülen ve Batı edebiyatından yaklaşık 600 eserin belirli bir program çerçevesinde Türkçeye tercüme edildiğine röportajlarında atıfta bulunması manidardır.

İran İslam Cumhuriyeti Dönemi’nde (1979-…) ise Türkçeden Farsçaya kapsamlı bir tercüme hareketi olduğu görülmektedir. Nitekim Bekbabai ve Amirzadeh tarafından yapılan bir araştırmada 1979-2016 yılları arasında Türkçeden Farsçaya 559 eser tercüme edilmiştir.2  Araştırmacıların verileri İran Millî Kütüphane Kataloğu, Hane-i Kitap Kataloğu3  ve Gisoom Elektronik Kitap Kataloğu’ndan derlemiş olması araştırmanın güvenirliğini arttırmaktadır. İran İslam Cumhuriyeti kurulduktan hemen sonra vuku bulan sekiz yıllık İran-Irak Savaşı (1980-1988) boyunca ülkedeki kültürel durgunluk evresi hesaba katıldığında zikredilen rakam küçümsenemeyecek ölçüdedir. 2000’li yıllardan sonra İran’da Türkiye’nin bariz bir şekilde ilgi görmeye başladığı söylenebilir. Zira 2000’li yıllardan itibaren her on yılda 200’ün üzerinde Türkçe eser Farsçaya tercüme edilmiştir. İlginç olan ise Türkçeden Farsçaya yapılan tercümelerin büyük çoğunluğunu (445) roman, hikâye, şiir ve hatırat gibi edebî eserlerin oluşturmasıdır. Görünen o ki İranlı okur da Türk okur gibi hikâye ve roman gibi edebî türlere ilgi duymaktadır.

Tercümeler incelendiğinde eser seçiminde edebî ölçütlerden ziyade popüler kültürün etkili olduğu görülmektedir. İran kamuoyu tarafından az çok tanınan Elif Şafak, Zülfi Livaneli, Orhan Pamuk gibi isimlerin kitaplarının satış oranı yüksek olacağından adı geçen yazarların eserlerinin birden fazla tercümesi vardır. Görüldüğü kadarıyla Elif Şafak’ın Aşk romanının dördü Türkçeden ikisi İngilizceden olmak üzere altı farklı tercümesi piyasada bulunmaktadır. Eserleri hâlihazırda en çok tercüme edilen ve satılan Türk yazar ise tespit edilebildiği kadarıyla Orhan Pamuk’tur.

Dikkat çeken bir diğer husus ise Ahmet Hamdi Tanpınar, Halide Edip Adıvar, Mehmet Akif, Reşat Nuri gibi modern Türk edebiyatının önde gelen yazarlarından pek az tercüme bulunmasıdır. Yekta Kopan, Serdar Özkan, Kahraman Tazeoğlu, Ayşe Kulin, Mustafa Kutlu, İhsan Oktay Anar gibi isimlerin eserlerinin tercüme edilmesi mütercimlerin eser seçiminde son dönem Türk edebiyatına yoğunlaştığını göstermektedir.

İran’da kültür-sanat camiasında sol düşüncenin hâkim olduğu bilinmektedir. Bu durum ister istemez tercüme faaliyetlerine de yansımaktadır. Öyle ki Yaşar Kemal, Nazım Hikmet ve Aziz Nesin’in neredeyse bütün kitapları Farsçaya tercüme edilmiştir. Aziz Nesin’e ilişkin zikretmeye değer bir husus bazı Farsça kitaplarının başlıklarının Türkçe eserleri arasında yer almamasıdır. Bu durumun iki gerekçesi olabilir. Farsça basımda kitap ismi değiştirilmiştir veya mütercim kendi yazdığı bir kitabı Aziz Nesin’den tercüme diye piyasaya sürmüştür. Zira bu hususta bazı mütercimler, Aziz Nesin tercümesi diye piyasaya çıkan kitapların bir kısmının bizzat mütercim tarafından yazıldığını ve Aziz Nesin ismiyle basıldığını ileri sürülmektedir. Aziz Nesin’in kitaplarından Enflasyon Her Gün Artıyor dört baskı, Niçin Benimle Evlendin? altı baskı, Kurt Olan Koyun beş baskı, Ölmüş Eşek dört baskı, Takım Elbise, Madalya Alan Eşek ve Parti Kurmak Parti Vurmak ise üç baskı yapmıştır. Ayrıca Fakir Baykurt, Sabahattin Ali, Özdemir Asaf ve Fazıl Hüsnü Dağlarca eserleri Farsçaya tercüme edilen sol eğilimli şair ve yazarlardan bazılarıdır. Buna mukabil muhafazakâr ve mukaddesatçı Türk yazarların pek azının eserleri Farsçaya tercüme edilmiştir. Örneğin Ömer Seyfettin’in iki (öykülerden seçmeler), Necip Fazıl’ın ise bir (Çile) kitabı Farsçaya tercüme edilmiştir. Türkiye’nin millî şairi Mehmet Akif Ersoy’un eserlerinin ise henüz Farsçaya tercüme edilmediği anlaşılmaktadır.4

Edebiyat dışında tarih kitapları arasında İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Ahmet Yaşar Ocak, Mehmet Fuat Köprülü gibi araştırmacıların eserleri göze çarpmaktadır. Türkçeden Farsçaya tercüme edilen dinî kitaplar arasında Harun Yahya ismiyle kitaplar yayımlamış olan Adnan Oktar’ın 14 kitabının Farsçaya tercüme edilmiş olması dikkat çeken bir husustur. Bediüzzaman Said-i Nursi de eserleri Farsçaya tercüme edilen Türk müellifler arasındadır.

Siyasete ilişkin tercüme edilen eserler arasında terörist başı Abdullah Öcalan’ın kitaplarından beşinin Farsçaya tercüme edilip basılmış olması şaşırtıcıdır. Söz konusu kitapların İran Kürtleri tarafından tercüme edildiği anlaşılmaktadır. Öcalan’ın yazdığı Kürt Aşkı, Sümer Rahip Devletinden Demokratik Uygarlığa, Kürdistan Yurtseverliği ve Ulusal Kurtuluş Cephesi söz konusu kitaplardan bazılarıdır. Buna mukabil Ermenilerin Türkiye’de yaptığı mezalim ve PKK meselesine ilişkin Türkiye’nin tezlerini işleyen inceleme-araştırma eserlerinin tercümesi yok denecek kadar azdır.

Son 40 yılda Farsçadan tercüme edilerek Türkiye’de basılan eserlerin sayısı İran’daki Türkçe tercümelerle mukayese edilemeyecek kadar azdır. Üstelik modern Fars Edebiyatından yapılan tercümelerin sayısı ise oldukça kısıtlıdır. Dolayısıyla Türkiye’yle mukayese edildiğinde İran’da bir koordinasyon ve plan içerisinde olmasa da Türkçeden Farsçaya ciddi bir tercüme hareketi mevcuttur. Bu hareket, Osmanlı Meşrutiyeti’nden (1876) beri Türkiye’deki siyasi, kültürel ve sosyal gelişmeleri takip eden İranlı aydınların günümüzde de Türk Edebiyatını ve dolayısıyla Türkiye’deki kültürel hayatı yakından takip ettiğini göstermektedir. Daha açık bir ifadeyle klasik dönemde İran edebî ve kültürel olarak Türkiye’yi etkilemekteyken modernleşme döneminden itibaren Türkiye İran’ı etkisi altına almıştır. Bu durum günümüzde de sinemadan televizyonculuğu, edebiyattan müziğe hâlâ devam etmektedir. Bu savı ispatlayan pek çok veri mevcuttur. Nitekim tercüme hareketi ise oldukça farklı alanlarda kendini gösteren İran’daki Türkiye etkisinin sadece bir boyutudur.

 

 

  Bk. Rıza, İnayetullah (1365) İran ve Torkan der Ruzigar-i Sasaniyan, Şirket-i İntişarat-ı İlmi u Ferhengi, Tahran.

  Bekbabayi, B. ve E. Emirzadeh (2016). “Caygahı Tercümeyi Edebiyatı Torkiye bad ez İnkılabı İslamı”, TYB Akademi, İran ve Türkiye Özel Sayısı, yıl 6, sayı 18, sayfa 96-116.

  Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğünün İran’daki muadili olan kurum.

  Ali Nihat Tarlan tarafından kaleme alınan Mehmet Akif isimli eser Farsçaya tercüme edilmiş ve mütercim kitaba ek olarak Safahat’tan şiir tercümeleri eklemiştir. Ali Nihad Tarlan, Mehmed Akif Ersoy: Zindegi-name ve Bergüzide-i Asareş, çev, Kazım Recevi, Tahran: Müessese-i Ferhengi-yi Mıntıkai, 1398 [1969] 

 

İran, Türkiye, Tercüme Hareketi, Kültür

İran’da Azerbaycan Türkçesinin Öğretimi

Umut Başar

Ana dili eğitimi, ana dilde eğitim veya iki dilli eğitim konuları esasen pedagojik meseleler olsa da etnik çeşitliliğin fazla olduğu İran gibi ülkelerde, ülkede üst kimliğe zarar verebileceği endişesiyle siyasi bir meseleye dönüşmektedir.

Mavi Kız ve İran’da Toplumsal Vicdan

Umut Başar

Mavi Kız olarak bilinen Seher Hüdayari’nin intiharı sosyal medyada infiale neden oldu ve kadın hakları tartışmasını tekrar alevlendirdi.