Türkiye – İran İlişkileri, 1979-2004: Devrim, İdeoloji, Savaş, Darbeler ve Jeopolitik

11.06.2018
Sertaç Sarıçiçek Araştırmacı, Kültür ve Toplum

TÜRKİYE – İRAN İLİŞKİLERİ, 1979-2004: DEVRİM, İDEOLOJİ, SAVAŞ, DARBELER ve JEOPOLİTİK

Robert Olson, Ankara: Ebabil Yayıncılık, 2005. 256 sf.

ISBN: 9756360267

Robert Olson’un kaleme aldığı ve İngilizce orijinal başlığı Turkey-Iran Relations, 1979-2004: Revolution, Ideology, War, Coups and Geopolitics olan kitap ilk olarak 2004 yılında Mazda Publisher tarafından yayımlanmış ve Kezban Acar’ın çevirisiyle 2005 yılında Ebabil Yayınları tarafından dilimize kazandırılmıştır.

ABD’de bulunan Kentucky Üniversitesinin Tarih Bölümünde öğretim üyesi olan Dr. Olson çalışmalarını Osmanlı İmparatorluğu ve İslam tarihi alanlarında yoğunlaştırmıştır. 1973 yılında tamamladığı doktora çalışmasında Avşarlar döneminde İran ve Osmanlı devletleri arasında rekabet alanına dönüşen Kürt coğrafyasını inceleyen ve akademik yaşamının sonraki evlerinde de özellikle Türkiye ve İran Kürtleri konusundaki çalışmalara ağırlık veren yazar, Orta Doğu tarihini Kürt milliyetçiliği ve Kürt meselesi ekseninde ele almaktadır. Dr. Olson’un akademik yöneliminde Indiana Üniversitesinde doktora tez danışmanlığını yapan Dr. Waide Jwaideh’nin etkili olduğu anlaşılmaktadır. 1. Dünya Savaşı yıllarında Irak’ın Basra kentinde Arap kökenli bir Hristiyan ailede dünyaya gelen Jwaideh, doktora çalışmasını 1960 yılında A History of the Kurdish Nationalist Movement (Kürt Milliyetçiliğinin Tarihi) başlıklı çalışmasıyla tamamlamıştır. Dr. Olson’un Kürt tarihi üzerine çeşitli eserleri bulunmaktadır. Birçoğu Türkçeye de tercüme edilmiş olan bu çalışmalardan bazıları şunlardır:

-Kürt Milliyetçiliğinin Kaynakları ve Şeyh Said İsyanları, (Özge Yayınları, 1992. Çev. Bülent Peker),

-Kürt Meselesi ve Türkiye-İran İlişkileri, (Avesta Yayınları, 2000. Hikmet İlhan),

-Kuzey Irak’ta Kürt Devleti’nin Oluşumu ve Milliyetçilik, (Orion Kitabevi, 2008. Muhittin Ataman),

-Kan, İnançlar ve Oy Pusulaları: Türkiye’de Kürt Milliyetçiliğinin Yönetimi, 2007-2009, (Avesta Yayınları, 2010. Çev. Fahriye Adsay).

Dr. Olson tanıtımını yapılan kitabın girişinde, 1950 sonrası Türkiye-İran ilişkilerine dair eserini kaleme aldığı tarihe kadar hiçbir akademik çalışma yapılmadığını savunmaktadır. Yazar kitabı yazmaktaki temel amacı şöyle açıklamaktadır:

Bu çalışmada [..] her iki ülkenin de ulusal güvenliği ve hâkimiyeti için son derece önemli olan bölgesel konulara; Kürt milliyetçiliğinin uluslararası ve ulusal yönlerine, Irak Kürdistanı ve İran Azerbaycanı’nda giderek büyüyen ulusal hareketlere hem dâhili hem de uluslararası arenada Hazar Denizi Havzası ülkeleri ve Orta Asya bölgelerinde İslam sorununa değinmekteyim. (s. 3).

Dr. Olso bu çalışmasını İran İslam Cumhuriyeti’nin kurulduğu 1979 yılı ila ABD’nin Irak’a saldırdığı 2003 yılı arasındaki dönemle sınırlandırmıştır. Yazara göre İran-Irak Savaşı, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve ABD’nin 2000’lerin başında önce Afganistan’a ardında da Irak’a saldırması gibi bu dönemde meydana gelen önemli küresel ölçekteki gelişmeler, Türkiye-İran ilişkilerini etkilemiştir.  

Kürt sorununun Türkiye-İran ilişkilerini olumsuz yönde etkileyebilecek en önemli mesele olduğunu belirten Dr. Olson, eserinde Kuzey Irak konusunda çatışan Türk-İran dış politikalarını ele almıştır. Kitabın “İslam Devrimi’nden Körfez Savaşı’na: 1979-1991” başlığını taşıyan ilk bölümünde Türkiye ve İran'ın, Kuzey Irak'ta etkili olan Kürdistan Demokratik Partisi, Kürdistan Yurtseverler Birliği ve PKK gibi çeşitli gruplardan birini yanına alarak bölgede nüfuz elde etme yarışına giriştiğini savunan Dr. Olson, bu iktidar çatışmasının 1990'lı yıllar boyunca bölgedeki Kürt gruplar arasında çatışmanın sürmesine neden olduğunu da ileri sürmektedir.

Yazarın aynı bölümde, Türkiye’de meydana gelen 1980 darbesinin Türkiye-İran ilişkilerine etkilerini incelediği sayfalar da dikkate değerdir. Zira yazara göre söz konusu darbeyle İran’da meydana gelen İslamcı devrimin Türkiye’ye de sirayet etme endişesi arasında doğrudan bağlantı vardır. Dr. Olson'a göre İran’ın devrimden sonra Sovyetler Birliği liderliğindeki komünist bloğa yakınlaşması Türkiye'yi NATO’ya ve Batı bloğuna daha fazla yakınlaştırmıştır. Ayrıca İslam Devrimi'nden sonra İran-Irak Savaşı’nın patlak vermesi ve İslami rejimin savaştan güçlenerek çıkması, Türkiye’nin laiklik gibi kurucu değerlerine ve millî güvenliğine yönelik endişelerini artan şekilde tetiklemiştir. İran’daki devrimcilerin devrimi takip eden 20 yıl boyunca "devrim ihracı" politikası takip etmesi yazara göre bu endişenin yersiz olmadığını kanıtlamaktadır. Yazarın kitabın devamında, 28 Şubat 1997 darbesinin de aynı endişeden kaynaklandığını belirtmesi de dikkat çekicidir. 

Yazara göre Kürt meselesi ve irtica endişesi gibi sorunların ikili ilişkilerde neden olduğu gerilimlere rağmen bu gerginlik hiçbir zaman Türkiye-İran ilişkilerini dönülmez bir kırılma noktasına getirmemiştir. İki ülke arasındaki ekonomik çıkarlar her zaman siyasi çıkarların önüne geçmiş ve bu durumda ilişkilerin en gergin olduğu 1990'lı yıllarda imzalanan petrol ve doğal gaz antlaşmalarının yanı sıra bölgesel tehditler konusunda sergilenen ortak hareket etme iradesiyle somutlaşmıştır.

Dr. Olson’un üzerinde durduğu önemli noktalardan bir diğeri de İslam Devrimi’nin başarısız olması durumunda ortaya çıkacak olası otorite boşluğunun çok uluslu bir ülke olan İran’da bir etnik parçalanma ve Kürt devleti ortaya çıkarma riskinin Türkiye için arz ettiği tehlikedir. Yazar, şu ifadeleriyle İran’ın Şiilik merkezli bir ideoloji ekseninde farklı etnik grupları bir arada tutmayı başaramayacağını ve bu ülkede etnik çatışmanın her zaman bir olasılık olduğunu savunmaktadır:

Sanki İran İslam Cumhuriyeti liderleri 19. yüzyıl Osmanlı tarihini özellikle de II. Abdülhamit (1878-1909) dönemini ve bu dönemde yönetimi meşru kılmak ve İngiliz ve Rus emperyalizmine karşı koyabilmek amacıyla öne sürülen Pan-İslamist söylemin veya ideolojinin başarısızlığını hiç okumamış gibiler. İslam Cumhuriyeti liderleri bugünkü Amerikan emperyalizminin ortaya koyduğu tehditlerin, II. Abdülhamit’in karşı karşıya kaldığı Rus ve İngiliz emperyalizminden daha büyük olduğunu da anlamamış görünmektedir.” (s.224).

Burada bahsedilen Amerikan emperyalizmi yazara göre 2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgal etmesiyle İran açısından en somut şeklini almıştır. Zira ABD, İran’ı etnik temelde parçalama ve bu ülkede bir iç savaş çıkarma projesini Irak işgali sırasında gündeme getirmiştir. Dr. Olson, projenin Irak’taki ABD askerlerini İran destekli Şii grupların saldırılarından korumak ve ABD’nin Irak’ta tutunabilmesini sağlamak amacıyla tasarlandığını öne sürmüştür. Söz konusu proje doğrultusunda CIA, Pentagon ve ABD’de İsrail destekli düşünce kuruluşlarının İran’daki mevcut rejimle mücadele eden Kürt ve Azerbaycan milliyetçisi gruplarla temas kurduğunu belirtir. Dr. Olson’a göre ABD ile yaşanan sürtüşme ve bunun İran için arz ettiği çetin sonuçlar, İran’ın farklı etnik kimlikleri tanımayan İslami ideolojiye daha çok bağlanmasına neden olacak bu da devlet ideolojisinden rahatsız olan etnik gruplarda daha büyük bir tepki yaratarak ülkeyi parçalanmaya sürükleyecektir. Yazara göre Türkiye, İran İslam Cumhuriyeti’nin yıkılması ve yaşanacak iç savaşın ardından İran’da ABD güdümünde bir hükumetin kurulması olasılığına hiçbir zaman olumlu yaklaşmamıştır. Türkiye’nin her ne kadar etnik Türklerin başlattığı bir hareket olsa da Azerbaycan millî hareketi konusunda daima ihtiyatlı bir tutum sergilemesinin ardından bu endişe yatmaktadır.

Dr. Olson’a göre kitapta ele alınan yaklaşık 25 yıllık dönemden Türkiye jeopolitik açıdan İran’dan daha güçlü çıkmıştır. Yazar bu durumun, ABD siyasetinde Yahudi lobisinin gücünü fark eden ve ABD ile olan ilişkilerini İsrail ve Yahudi lobisi üzerinden güçlendiren Türkiye’nin 1990’lı yıllarda İran'a karşı İsrail’le kurduğu ve zaman içerisinde ittifak hâlini alan ilişkiden kaynaklandığını savunmuştur:

Ele aldığımız dönemin sonunda, Türkiye’nin jeopolitik anlamda birçok bölgede İran’dan daha güçlü olduğu açıktır. Türkiye, Tacikistan hariç hemen hemen bütün Orta Asya ülkelerinde, Azerbaycan’da ve Gürcistan’da askerî birliklere sahiptir. İran, bu ülkelerin hiçbirinde, hatta iyi ilişkiler içinde olduğu Ermenistan’da bile hiçbir birliğe sahip değildir. Türkiye’nin Afganistan’da da birlikleri bulunmaktadır. [..] Özellikle Türkiye’nin İsrail ile ilişkisi ve ABD ve Amerikan Yahudi lobisinin desteğinden dolayı bu ilişkiden sağladığı fayda, İran’ın karşı koyamayacağı kadar önemlidir. Daha da önemlisi, birçok İsrail ve Yahudi yanlısı politika üreten şirketler, kuruluşlar ve Türkiye-İsrail ilişkisini destekleyen Amerikan hükûmet üyeleri ile İran’da değişiklik isteyen ve İran hükûmetini istikrarsızlığa itecek çabaları destekleyen kişiler aynıdır. (s.10).  

Dr. Olson bu noktada Türkiye’nin, Orta Asya’da İran’ın devrim ihracıyla yaratmaya çalıştığı nüfuzunu kırabilmek için bölgenin yeni devletlerinde çatışan radikal dinci gruplara karşı mücadele ettiğini de kaydeder. Bunun yanı sıra yazara göre 2002 yılında ABD’nin Afganistan’ı işgalinden sonra Türkiye’nin Afganistan’daki BM güçlerinin komutanlığını devralması ABD ile Orta Asya politikasında hemfikir olduğunun en önemli göstergelerinden biridir. Fakat bu stratejik ittifak, ABD'nin Irak’ı işgal etmeye hazırlandığı döneme denk gelen 1 Mart 2003'te Türkiye'deki askerî üslerin bu amaçla kullanılmasına yönelik tezkerenin TBMM’deki oylamada reddedilmesiyle ilk defa bir kırılma yaşamıştır. Dr. Olson kitabını söz konusu kırılmayla sonlandırır.

Dr. Olson’un çalışması, içerdiği ve geride kalan yıllarda meydana gelen gelişmelerle doğrulanmış ya da yanlışlanmış tezlere rağmen kitapta ele alınan dönemde Türkiye-İran ilişkilerinin seyrini takip etmek isteyen araştırmacılar ve sıradan okurlar için önemli bir eserdir. Kitabın özellikle yer yer tartışmalı yaklaşımlar içerse de iki ülke arasındaki ilişkileri Kürt meselesi ekseninde değerlendirmesi onu daha fazla dikkate değer hâle getirmektedir.