UAEA Yönetim Kurulunun İran Kararı

Bilgehan Alagöz Kıdemli Uzman

UAEA’nın son toplantısı, İran’ın nükleer programına dair kritik veriler içerirken kontrolsüz bir İran’ın yaratacağı daha büyük sorunlar karşısında ABD ve Avrupa’nın KOEP’i canlandırma ihtimali kuvvetlenmektedir.

Senede beş kez toplantı yapan (ilki martta, ikincisi haziranda, eylülde -genel konferanstan önce ve sonra- iki kez ve beşincisi kasımda) Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Yönetim Kurulu, 2022’nin son toplantısını 16 Kasım’da Ajansın merkezi olan Viyana’da gerçekleştirdi. Aralarında; Nisan 2021’de İran ile Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nı (KOEP, Nükleer Anlaşma) canlandırmak için başlayan nükleer müzakerelerin parçası olan Birleşik Krallık, Fransa, Almanya, Çin ile Rusya’nın ve sürece ikincil diplomasi ile dâhil olan ABD’nin de olduğu 35 üyeli Yönetim Kurulunun en önemli gündemi, İran’ın son dönemde artan nükleer faaliyetleri oldu

Bu noktada hatırlatmakta fayda var: İran ve P4+1 arasında Nisan 2021’de başlayan nükleer müzakereler ve İran’ın UAEA ile olan ilişkisi birbirinden farklı iki süreçtir. İran, UAEA şemsiyesinde oluşturulmuş olan Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nın (NPT) imzacılarındandır. UAEA ile 1974 yılında, Kapsamlı Güvence Denetimi Anlaşmaları’nı (CSA) imzalamıştır. Ayrıca İran, 1997 tarihli Ek Protokol’ü (EP) Aralık 2003 ile Şubat 2006 arasında gönüllü olarak uygulamıştır. 16 Ocak 2016'da İran, EP’nin 17(b) maddesi uyarınca EP’yi geçici olarak uygulamaya başlamıştır. 23 Şubat 2021 itibarıyla ise İran, EP’deki taahhütlerinin uygulanmasını durdurmuştur. Öte yandan, KOEP’in dayandığı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK) 2231 sayılı kararı; Ajans’a, İran’daki nükleer faaliyetlerle ilgili önlemleri izlemesi ve doğrulaması için yetki vermiş ve hem UAEA Yönetim Kuruluna hem de BMGK’ye güncel durumu düzenli bir şekilde raporlama yükümlülüğü getirmiştir. Dolayısıyla Ajans, gerek NPT ve CSA’nın gerekse de BMGK’nin 2231 sayılı kararının kendisine verdiği yetki kapsamında, İran’ın uygun olmayan nükleer faaliyetlerini raporlamaktadır. Bu bağlamda Ajans, 16 Kasım’daki toplantı öncesinde, 10 Kasım’da iki rapor hazırlamıştır. Bunlardan biri İran’ın NPT ve CSA’nın hükümlerinin uygulanmasına yönelik eylemlerini, diğeri de KOEP’in uygulanmasına yönelik faaliyetlerini içermektedir. 

Ajans’ın her iki raporu detaylı olarak incelendiğinde ortak vurguları olduğu gibi değindikleri farklı detaylar da söz konusudur. Söz gelimi İran’ın NPT ve CSA kapsamındaki yükümlülüklerinin takibini içeren rapordaki en önemli vurgu, Ajansın Turkuazabad (2019), Veramin (2020) ve Merivan (2020) olmak üzere beyan edilmeyen üç yerde tespit ettiği antropojenik menşeli uranyum parçacıklarının varlığına ilişkin İran'dan açıklama beklediği ancak hâlâ bir yanıt alamadığı hususudur. Esasen Ajans, Haziran ve Eylül 2022'de yayımladığı raporlarda, İran'ın beyan edilmemiş bu üç yerle ilgili teknik olarak inandırıcı açıklamalar yapmadığını; bundan dolayı da İran'ın CSA kapsamındaki beyanlarının doğruluğunu ve eksikliğini teyit edemediğini raporlamıştı.

NPT ve CSA yükümlülükleri ile ilgili bu raporlara dair şu gelişmeleri bu noktada hatırlatmak doğru olacaktır. Söz konusu raporların akabinde, 26 ve 27 Eylül 2022 tarihlerinde; UAEA Başkanı Rafael Grossi ile İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve aynı zamanda İran Atom Enerjisi Kurumu (İAEK) Başkanı Muhammed İslami, Viyana'da görüşmüş ve ardından daha detaylı görüşmeleri yapmak için İran, Viyana'ya 7 Kasım 2022'de bir teknik heyet göndermiştir. 10 Kasım’daki raporda belirtildiğine göre kasım ayı bitmeden İran’ın belirlediği zamanda Ajans denetçileri Tahran'a bir teknik ziyaret gerçekleştirecektir. 

Ajansın, KOEP kapsamındaki yükümlüklerin takibine ilişkin ikinci raporunda ön plana çıkan husus ise Haziran 2022'de İran’ın yaptığı bir talebe istinaden Ajansın; KOEP kapsamında izleme yapmak için İran'da daha önce kurduğu toplam 27 kamerayı kaldırmış olması ve bu sebeple Ajansın santrifüjler, ağır su ve uranyum cevher konsantresi üretimi ile envanterine dair KOEP kapsamında doğrulama ve izleme faaliyetlerini yaklaşık iki yıldır gerçekleştirememesidir. Rapora göre İran'ın, KOEP kapsamındaki taahhütlerini tam olarak yeniden uygulamaya başlaması durumunda; Ajansın, 21 Şubat 2021'den itibaren İran'ın KOEP kapsamındaki faaliyetlerine ilişkin takip yapabilmesi için teknik altyapıyı yeniden tesis etmesi gerekecektir. Bunu başarmak için Ajansın, şu anda İran'da UAEA mührü altında bulunan 21 Şubat 2021 ile 8 Haziran 2022 tarihleri arasında gözetim ekipmanı tarafından kaydedilen verilerin bütünlüğünü, kapsamlılığını ve doğruluğunu İran tarafından sağlanan beyanlarla karşılaştırarak teyit etmesi gerekecektir. 

Peki bahsi geçen bu iki rapor, İran açısından ne ifade etmektedir? Yukarıda ifade edildiği gibi UAEA’nın NPT ve CSA kapsamında yayımladığı raporlar, esasen KOEP sürecinden bağımsızdır. Dolayısıyla İran’da üç bölgede uranyum parçacıklarının bulunduğunu ifade eden rapor, NPT ve CSA yükümlülükleri kapsamındadır. Ancak İran’ın, UAEA’nın bu konudaki araştırma dosyasının kapatılmasını KOEP’in yeniden hayata geçmesi için bir ön koşul hâline getirmesinden dolayı artık P4+1 ve ABD tarafı, UAEA’nın bulduğu bu açıklanamayan uranyum parçacıklarını daha fazla dikkate almaktadır. Öte yandan KOEP’in takibi ile ilgili olan 10 Kasım tarihli rapora göre İran açısından bazı olumlu gelişmeler de söz konusudur. Buna göre 22 Ekim itibarıyla İran'ın toplam zenginleştirilmiş uranyum stoku, eylül ayındaki rapordan bu yana 267,2 kilogram düşüşle 3.673,7 kilogram olarak tahmin edilmektedir. Bu seviye, silah yapmak için gerekli olan %90 seviyesine çok yakınsa da İran aslında bazı miktarlarda düşüş sergilemiştir. Dolayısıyla İran, bir yandan nükleer faaliyetlerine devam ederken bir yandan da sağladığı bazı düşüşler üzerinden uluslararası topluma Nükleer Anlaşma’nın canlandırılması seçeneğini hâlâ masada tuttuğu mesajını vermek istemektedir.

UAEA’nın yayımladığı bu raporlara ilişkin ABD, Fransa, Birleşik Krallık ve Almanya’nın yaptıkları ortak açıklamada, İran’ın Ajansla iş birliğini bir an önce başlatması gerektiği vurgusu önemlidir. Her ne kadar İran bu açıklamayı eleştirmişse de nükleer programı ile ilgili uluslararası toplum ile yaşadığı sorunu bitirmek istediği aşikârdır. Nitekim müzakerelerin en başından beri sürece olumlu katkıları olan Umman Dışişleri Bakanı’nın 19 Kasım’da Tahran’a bir ziyarette bulunması, nükleer müzakere sürecinin nihai bir sonuca ulaşması için gerek P4+1 gerekse İran tarafında yeni bir çabanın başladığını düşündürmektedir.

Joe Biden yönetimini ise şu ana kadar arafta bırakan konulardan biri, ABD’deki Kongre ara seçimleri idi. Biden, ara seçimler öncesi siyasi bir kriz yaratmamak adına Nükleer Anlaşma konusunu öteledi. Ancak Kongrenin yeni aritmetiği, Biden’ın elini kuvvetlendirmektedir. Zira KOEP’i, Kongrenin onayına sunması durumunda ilk turda ret kararı çıksa bile başkan olarak sahip olduğu veto hakkını kullanabilir ve ret oyunun tekrar Kongre tarafından değerlendirilmesi yolunu açabilir. Bu durumda, Kongrede başkanın vetosunun geçersiz olması için tekrar toplanacak olan Temsilciler Meclisinde 290 oy ve Senatoda 67 oy çıkması gerekmektedir. 8 Kasım sonuçlarıyla birlikte Cumhuriyetçilerin bu oranda bir oyu yoktur. Her ne kadar Demokratların bir kısmı da KOEP ile ilgili çekincelere sahip olsa da Biden’ın onları ikna etme potansiyeli yüksektir. Dolayısıyla iç politika dengeleri açısından Biden için şu dönemde çok büyük bir engel kalmış gözükmemektedir.

Tüm bunlar ekseninde UAEA’nın son raporlarının, İran’ın nükleer programı ile ilgili endişe verici sonuçlar sunduğu göz önünde bulundurulduğunda ABD ve Avrupa’nın, Nükleer Anlaşma’yı canlandırmaya dönük adımlar atması ilerleyen günlerde yüksek ihtimal olarak gözükmektedir.

İsrail-Lübnan Deniz Sınırı Anlaşması’nın Siyasi Boyutu

Bilgehan Alagöz

İsrail-Lübnan Deniz Sınırı Anlaşması’nı destekleyenler; Anlaşma’nın, İran’ın bölgedeki etkisini sınırlayacağını iddia etmektedir. Ancak İran’ın Hizbullah’la olan köklü ilişkisi, Anlaşma’nın İran’a imkân sağlaması ihtimalini kuvvetlendirmektedir.

İran-AB İlişkilerinde Dejavu

Bilgehan Alagöz

Geçmişte İran-Avrupa arasında Rüşdi meselesi ve Mikonos suikastı kriz yaratmışsa da Avrupa, tercihini diplomasiden yana kullanmıştır. Bugün de Nükleer Anlaşma’yı kurtarmak amacıyla benzer bir eğilimdedir.