Viyana’daki KOEP Müzakerelerinin Yedinci Turuna Yönelik Beklentiler

ABD ve İran, gerilimlerin azaltılmasına karşılıklı olarak ihtiyaç duyuyor. Viyana’da gerçekleşecek olan önümüzdeki KOEP müzakerelerine tedbirli bir iyimserlikle yaklaşılabilir.

KOEP (Kapsamlı Ortak Eylem Planı, Nükleer Anlaşma) müzakerelerinin yedinci turu, 29 Kasım tarihinde Viyana’da başlayacak. ABD ve İran’ın, KOEP’in canlandırılmasına ilişkin bir anlaşmaya varıp varamayacağı konusu, yeniden gündemi işgal etmeye başladı.

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, Ağustos 2021 başlarında görevi devraldığından bu yana yeni İran hükûmeti, Viyana’daki KOEP müzakerelerinde fazla aktif değildi. Cumhurbaşkanı Reisi, haziranda seçimi kazanmasını takiben yeni hükûmetin dış politikasının, KOEP ile sınırlı olmayacağını net bir şekilde ortaya koymuştu. Bununla beraber İran, KOEP müzakerelerine dönmeye karşı olmadığını birçok kez yineledi. Reisi yönetimi, ABD’nin öncelikle İran üzerindeki haksız yaptırımları kaldırması ve görüşmelere önceki müzakerelerde olduğu gibi olumlu sonuç doğurmayacak bir şekilde devam etmenin hiçbir anlamı olmadığı konularında ısrarcı oldu. İran aynı zamanda Viyana’da gerçekleşecek olan önümüzdeki KOEP müzakerelerinin; füze geliştirme programını ve bölgeye yönelik politikasını kapsamayacağına inanıyor.

Önümüzdeki Viyana görüşmeleri ve görüşmelerin daha önceki altı oturumu arasındaki farklardan birini, İran hükûmetinin ve hükûmetin başmüzakerecisinin değişmiş olması teşkil ediyor. İran’ın yeni başmüzakerecisi ve Dışişleri Bakanı Yardımcısı Ali Bakıri Keni’nin, İran’ın nükleer haklarını daha keskin bir şekilde savunan daha zorlu bir diplomat olduğu biliniyor.

Geçtiğimiz aylarda ABD, İran’ın Viyana’daki müzakere masasına geri dönmesini sağlamak için Rusya, Birleşik Krallık, Fransa, Almanya, Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri ve Çin ile iletişimini sürdürdü. ABD’nin İran Özel Temsilcisi Robert Malley, 25 Ağustos’ta verdiği bir röportajda, “Eğer Tahran da benzer bir tavır takınırsa ABD’nin ‘zor konularda’ taviz vermeye hazır olduğunu” ifade etti.

Aslında ne ABD ne de İran, KOEP’in canlandırılmasından vazgeçmek istiyor. KOEP’in getirdiği kısıtlamaların olmaması, İran’ın nükleer projesini kontrol etmeyi çok daha zorlaştırır ki bu elbette ABD’nin görmeyi beklediği bir tablo değil. Aynı zamanda Tahran’ın, KOEP’e tam olarak uymaya geri dönmemesi hâlinde İran üzerindeki ABD yaptırımları devam edecektir. Mevcut durumda Washington’ın KOEP’e dönme talebi, Tahran’ınkinden daha acil görünüyor. ABD’nin “maksimum baskı” politikasının İran üzerinde yarattığı ciddi etki ile İran, eskiden KOEP’in canlandırılmasına ABD’den daha hevesliydi. Fakat önceki Viyana görüşmelerinin beklenen sonuçları doğurmaması, İran tarafında hayal kırıklığına sebep oldu. Ayrıca ABD’nin Afganistan’daki başarısızlığı yalnızca İran üzerindeki dış baskıları azaltmakla kalmayıp ABD’nin Orta Doğu’daki çıkarlarının da düşüşe geçtiğini gösterdi.

Bunlara ek olarak KOEP’in ilgili hükümlerine göre eğer Anlaşma’nın tarafları KOEP’in gerekliliklerini yerine getirmezse İran, nükleer programına yeniden başlama hakkına sahip. Aslında İran hâlihazırda bunu gerçekleştirmiş ve nükleer programında önemli ölçüde gelişme katetmiş durumda. İran ayrıca son yıllarda Doğu politikası üzerindeki vurgusunu artırırken Çin ve Rusya ile olan ilişkilerini giderek derinleştiriyor.

Bu yeni eğilimler, ABD ve müttefiklerini, İran’ın nükleer gelişiminin sebep olduğu sorunları ortadan kaldırmak için bir an önce KOEP’in yeniden canlandırılmasını istemeye yönlendiriyor. İran’ın göz ardı edilemeyecek olan jeostratejik konumu da bu ülkelerin, İran ile normal ve iyi ilişkiler kurmak istemesine zemin sağlıyor.

Buna rağmen olması gereken ideal durum ile mevcut gerçeklik arasında hâlâ son derece büyük bir uçurum söz konusu. ABD’nin İran üzerindeki yaptırımları, yasalar tarafından destekleniyor ve bu yaptırımların hızlı bir şekilde başkanlık emriyle kaldırılması mümkün değil. Ayrıca ABD’de, İran ve KOEP karşıtı sesler de hâlâ varlığını sürdürüyor. ABD’nin iç politikaları, İran üzerindeki yaptırımların kısa bir süre içinde kaldırılmasını güçleştiriyor. Diğer taraftan İran için de füzeler ve bölgeye yönelik politikalar ile ilgili meseleleri KOEP kapsamına almak zor görünüyor. Bunun yanı sıra İran’da da ABD ve KOEP karşıtı güçlü duygular varlığını koruyor. İran’ın iç politikaları da ABD ile mücadelede taviz vermeyi güçleştiriyor.

Bir diğer ifadeyle Washington ve Tahran’ın birbirlerinin kamu taleplerini karşılaması mümkün görünmüyor. Müzakerelerin yedinci oturumunun sonuçsuz kalması ya da önemli ölçüde bir ilerleme kaydetmesi, temel olarak ABD’nin ve İran’ın önümüzdeki görüşmelerde takınacakları tavra bağlı.

Hâlihazırda temkinli bir yaklaşım sergileyen İran, ABD’nin KOEP’e döndükten sonra bir daha geri çekilmeyeceği konusunda söz vermesini talep ediyor. Diğer tartışmalı konulara kıyasla ABD ve İran’ın bu konuda bir anlaşmaya varması mümkün. Üstelik ABD, yaptırımların bazılarını kaldırabilecek ve İran’a yurt dışındaki dondurulmuş varlıklarının bazılarını geri alma konusunda yardım edebilecek hareket alanına sahip.

İran’ın füzeler ve bölgeye yönelik politikaları konusunda ise ABD, yeni sorunları eski çerçevede çözmeyi bekleyemez. İran, bu iki konuyu KOEP müzakerelerinde tartışmayı kabul etmese bile KOEP müzakereleri dışında bu iki meseleyi ele alacak yeni görüşmeler başlayabilir mi? Eğer bu, ülkeyi daha istikrarlı ve daha iyi bir duruma getirecekse İran’ın, füze ve bölgesel politikalar konularını tartışmaya açmayacağı kesin mi?

Siyasal tanınmaya ülke içinde ve sınır ötesinde ciddi bir biçimde ihtiyaç duyan Reisi yönetimi için herhangi bir kazanım sağlamayan konuşmalar bir anlam ifade etmiyor. Yeni İran hükûmetinin görüşmelerden beklenen sonuçları elde etmeye ihtiyacı var. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, bu ayın başında gerçekleştirdiği bir basın konferansında, KOEP müzakerelerinde kısa bir sürede anlaşmaya varmanın mümkün olduğunu fakat bunun için İran’ın etkin iş birliğinin gerektiğini ifade etmişti.

Açıkçası Washington’daki politikacıların; mevcut soruna, ABD’nin KOEP’ten tek taraflı olarak çekilmesinin sebep olduğunu anlamaları gerekiyor. Ayrıca her geçen gün giderek daha fazla ülke, İran’a yönelik olanlar da dâhil olmak üzere ABD yaptırımlarına karşı çıkıyor. ABD’nin önümüzdeki KOEP müzakerelerine daha etkin katkılar sağlaması gerekiyor.

Önümüzdeki müzakerelerin önceki oturumlar gibi sonuçsuz kalması durumunda İran’ın gelecekte bu tür müzakerelere yönelik daha isteksiz olacağını öngörmek mümkün. Bunun yanında nükleer enerjiye dönük giderek artan ülke içindeki acil ihtiyaç dolayısıyla İran’ın, nükleer programını güçlendirmesi neredeyse kesin olarak görünüyor. Elbette bunun gerçekleşmesi durumunda ABD, İran üzerindeki yaptırımlarını kaldırmayacaktır. Bu durumda olay başladığı yere geri dönecektir.

Büyük güçlerin mevcut rekabet geçmişleri göz önünde bulundurulduğunda ABD’nin, İran üzerinde fazla kaynak harcamayacağı görülmektedir. Halkının memnuniyetsizliği giderek artan ülke de gelişimi için daha iyi bir uluslararası çevreye ihtiyaç duyuyor. ABD ve İran’ın gerilimleri azaltmaya karşılıklı olarak ihtiyaçları var. Bu bağlamda Viyana’da gerçekleşecek olan önümüzdeki KOEP müzakerelerine temkinli bir iyimserlikle yaklaşılabilir.

Çinli bir bilim insanı olarak Çin’in, ABD-İran ilişkilerinin iyileşmesinden memnuniyet duyacağını düşündüğümü vurgulamak istiyorum. ABD-İran arasındaki ciddi bir ihtilaf aynı zamanda Çin-İran ilişkileri ve Çin-ABD ilişkilerini de kısıtlayacaktır. Bence ABD-İran ilişkilerinin normalleşmesi Çin’in lehine olacaktır. Huawei’nin Meng Wanzhou olayı da bu görüşü destekler niteliktedir.

Gelecek dönemlerde de Çin, ABD ve İran ikili ilişkileri birbirlerini etkilemeye devam edecektir. Çin’in, ABD-İran ilişkilerine daha geniş bir çerçeveden bakması gerektiğine inanıyorum. Muhtemelen Çin’in, KOEP’e yönelik daima olumlu bir tavır takınmasının sebebi de budur.


* Bu yazının bir kısmı, 25 Kasım’da Tehran Times’ta yayımlanmıştır. Yazı ayrıca Prof. Fan’ın, İRAM tarafından düzenlenen “İran’ı Ne Bekliyor: Nükleer Müzakerelerin Geleceği” başlıklı çevrim içi panelindeki konuşmasını da kapsamaktadır.