Yaptırımlar Karşısında İran Gemicilik Şirketi IRISL

İran, tüm kısıtlamalara rağmen meşru ve hileli yöntemlerle IRISL’nin operasyonlarına devam ediyor.

İran İslam Cumhuriyeti Gemicilik Şirketi (IRISL) 1967 yılında kurulmuş ve 1979 İslam Devrimi’nden sonra güncel ismini almıştır. Ticari faaliyetlerine 2 iç ticaret gemisi ve 4 açık deniz gemisi ile başlayan IRISL, küresel alanda varlık gösteren, geniş bir alana yayılan şube ve ortaklıklara sahip ve dökme yük, parça yük, kargo ve konteyner taşımacılığı başta olmak üzere pek çok deniz taşımacılığı hizmeti sunan İran’ın ana deniz taşımacılığı şirketidir. IRISL ayrıca askerî kargoların deniz taşımacılığını yapmak ve İran’ın nükleer ve balistik füze geliştirme programlarıyla ilişkili etkinliklerinde faaliyet göstermek gibi özellikleriyle de bilinmektedir. Şirketin ismi, bu faaliyetleri sebebiyle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK) İran’a yönelik kararlarında ve hem uluslararası hem bölgesel hem de ulusal yaptırım rejimlerinde geçmektedir.

Organizasyon olarak İran Ticaret Bakanlığına bağlı olan IRISL, İran’ın balistik füze araştırmalarını yürüten Havacılık Endüstrileri Organizasyonu üzerinde nihai yetkiye sahip olan İran Savunma ve Silahlı Kuvvetler Lojistik Bakanlığı için lojistik faaliyetler yürütmektedir.

BMGK’nin Mart 2008 tarihli 1803 Sayılı Kararı tüm devletlerden, IRISL’ye ait gemilerle İran’a ve İran’dan taşınan kargoları denetlemesini istemiştir. Bunun sebebi olarak bu gemilerin, BMGK’nin 1737 (2006), 1747 (2007) ve 1803 sayılı kararlarına göre taşınması yasaklanan malların taşımacılığını yaptığına yönelik haklı şüpheler bulunduğu ifade edilmiştir. ABD Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC) bundan kısa bir süre sonra Eylül 2008’de, IRISL ve ona bağlı 18 işletmenin; kitle imha araçlarını yaygınlaştıranların ve destekçilerinin finansal olarak tecrite maruz bırakılmasını amaçlayan 13383 Sayılı Başkanlık Emri kapsamında değerlendirilmesine karar vermiştir. Listeye alınan şirketlerin içinde, 1989’da bağımsız bir işletme olarak kurulan ve Basra Körfezi’nde yolcu ve kargo taşımacılığı alanında IRISL’ye bağlı faaliyet yürüten Valfajr Gemicilik Şirketi (Valfajr 8th Shipping Line Co SSK) de bulunmaktadır. Ayrıca Mısır, Belçika, Çin, Hindistan, İngiltere ve Malta’da IRISL’ye bağlı faaliyet yürüten işletmeler de liste kapsamına alınmıştır.

BMGK’nin Haziran 2010 tarihli 1929 Sayılı Kararı, üye devletlerden, IRISL’ye ait gemilerin, BM yaptırımlarından kaçınmak için gerçekleştirdiği yeniden isimlendirme ya da yeniden kaydolma gibi devir eylemlerini, BM’ye bildirmelerini talep etmiştir. Kararın ekinde IRISL tarafından kontrol edilen Irona Hind Gemicilik Şirketi, IRISL Benelux NV ve Güney Gemicilik Hattı (SSL) listelenmiştir.

Bir ay sonra Temmuz 2010’da AB; IRISL ve şubelerini, nükleer silahlanmaya dâhil olan şirketler kapsamına almıştır. Buna bağlı olarak şirketlerin AB merkezli fonları ve ekonomik kaynakları dondurulmuştur. Bu karardan önce hâlihazırda IRISL’nin operasyonları, ayrıntılı gümrük bilgisi sağlama zorunluluğu gibi önlemlerle kısıtlanmıştı.

IRISL’nin; Barbados, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Britanya Virgin Adaları, Mısır, Almanya, Hong Kong, Man Adası, Malta, Pakistan, Panama, Güney Kore, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Marshall Adaları’nda şubeleri ve şirketleri olduğu bilinmektedir. Doğal olarak İran için bunca stratejik öneme sahip olan ve her kıtada faaliyet gösteren bu şirket, uluslararası baskıya rağmen faaliyetlerini tamamen durdurmamıştır. Şirket yönetimi için tek çözüm, kısıtlamaları atlatmaya yönelik yeni bir strateji geliştirmek olmuştur. IRISL, şirket üzerindeki BM ve AB yaptırımlarını kaldıracak olan Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın (KOEP) Temmuz 2015’te imzalanmasından önce birçok yaptırımdan kaçma taktiği benimsemiştir. Söz konusu taktiklerin en basiti, IRISL ya da şubelerine bağlı gemilerin, gemicilik yetkililerine ya da sevkiyatın nihai kullanıcılarına fark edilmemek için kargoları genelleyici terimlerle tanımlamaları olmuştur.

Mart 2011 tarihli bir OFAC raporu, IRISL ve bağlı şirketlerin eylemlerini maskelemek için kullandığı hileli yöntemlere dair ayrıntılı bilgiler sunmuştur. Bu yöntemlerin içinde, konteyner numarasının bir kısmını oluşturan ve her bir konteyneri ayrı ayrı tanımlamak için kullanılan konteyner kodlarını tahrif etmek de bulunmaktadır. Söz konusu numaralar, Nakliye Konteyner-Kodlandırma Standardı ISO6346:1995’in gerektirdiği, dört harf ve yedi sayının özgün alfanümerik kombinasyonundan oluşmaktadır. IRISL, geçmişte başka taşıyıcılara ait IRSU ve XBIU gibi konteyner kodlarını kullanmıştır. Bunun dışındaki durumlarda; konteyner kodları, nakliye numaralarından silinmiş ya da ALXU gibi geçersiz, eksik ya da yanlış konteyner kodları kullanılmıştır. Üçüncü seçenek ise belgelerde olmayan bir gemiyi var gibi göstermek olmuştur. Güncel olarak konteyner kodlarını daha yüksek bir kesinlik oranıyla kontrol etmeyi sağlayan açık kaynaklı veri tabanları mevcuttur. Bu durum, söz konusu yaptırımdan kaçma taktiğini tamamen engellemese de önemli ölçüde sınırlandırmaktadır.

IRISL tarafından kullanılan bir diğer yöntem ise bayrakları iptal edilmiş olsa bile gemileri işletmeye devam etmektir. Uluslararası yaptırımların bir sonucu olarak birçok ülke, IRISL ve ona bağlı şirketlerin gemilerindeki bayrakları iptal etmiş ya da gemilere bayrak vermeyi bırakmıştır. Bunun bir örneği, Sierra Leone’nin, Irano Hind’e ait Amin gemisinin bayrağını, Haziran 2012’de iptal etmesiyle görülmüştür. Irano Hind, Eylül 2008’de OFAC tarafından listelenen isimler arasındadır.

IRISL tarafından uygulanan en karmaşık ve tespit edilmesi en zor yaptırımlardan kaçma yöntemlerinden biri offshore ve paravan şirketlerin kullanılmasıdır. Şirketlerin karmaşık yapıları, iş yerinin kim tarafından kontrol edildiği ya da kime ait olduğunu maskelemek için kullanılan klasik yollardan biridir. Ayrıca yatırımcılar güvenlik ya da politik sebeplerle ekonomik çıkarlarını gizlemek istediklerinde bu yasal bir uygulama olarak kullanılmaktadır. Bir şirketin kaydını offshore yetki alanında yapmak yasa dışı bir eylem değildir çünkü bu uygulama daha iyi vergi koşulları sağlamakta ve kârlarını maksimum seviyeye çıkarmak isteyen birçok işletme tarafından kullanılmaktadır. Bu tekniklerin aldatıcı tarafı ise kendilerine içkin olan şeffaflık eksikliğinden ötürü yaptırımlardan kaçmak için de oldukça fazla kullanılmalarıdır. Offshore finans merkezleri, mahkeme aksi bir karar almadıkça hissedar ve yöneticilerinin isimlerini ve diğer detayları ifşa etmeyi yasaklayan katı mahremiyet kanunlarına sahiptir. Bu sayede şirketin asıl sahibi; pek çok hissedar, memur ya da yönetici katmanının arkasında saklanabilmekte ve asıl maliki bulmak son derece güçleşmektedir.

2010 itibarıyla IRISL’nin yaptırımdan kaçma taktiği olarak paravan şirketler kurduğuna yönelik raporlar gerek devlet kurumları gerekse medyada yoğunlaşmaya başlamıştır. Bahsi geçen teknik, o zamanlardan beri defalarca kullanılmış IRISL bazen “System Wise” ya da “Great Method” gibi İngilizce isimler taşıyan, birbirinden ayrı işletmeler gibi görünmesine rağmen aslında IRISL adına hareket eden gemilere sahip şirketler kurmuştur. Bu şirketlerin yöneticileri, Man Adası ya da Samoa’da offshore yetki alanında kaydolmuş diğer şirketler ya da Hong Kong, GKRY, Çin ya da Türkiye’deki diğer işletmeler olabilir. Bir dereceye kadar bir yönetici, hissedar ya da yönetim kurulu üyesi aynı zamanda IRISL ya da onunla bağlantılı kişilerle ilişkilendirilebilen diğer şirketlere de dâhil olabilir. Bu tür operasyonlar, bir geminin ismini, operatörünü ya da yöneticisini birçok kez değiştirmeyi de içermektedir.

IRISL, Washington’ın Mayıs 2018’de KOEP’ten çekilmesiyle yeniden uygulanmaya başlayan tek taraflı ABD yaptırımlarından dolayı güncel olarak bu tür taktikleri kullanmaya devam etmektedir. IRISL, kendisiyle ile ilişkili 65 şube ve kişinin yanı sıra kendisine ait olduğu ya da onun için çalıştığı belirlenen 122 gemi, Kasım 2018’de OFAC’ın Özel Olarak Belirlenmiş Vatandaşlar Listesi’ne eklenmiştir. ABD yetkilileri, IRISL’nin operasyonlarını genişletmek ve kendisiyle iş birliği yapacak işletmeleri belirlemek amacıyla ortaklık arayışı içinde olmasına yönelik ihtiyatlı davranmayı sürdürmektedir. Bunun yakın bir örneği, Ekim 2020’de OFAC, Hong Kong ve Şangay’dan 6 şirketi ve 2 Çin vatandaşını kara listeye aldığında görülmüştür. Bu şirket ve kişiler, IRISL’ye Çin limanlarında rıhtım sağlayarak ve IRISL’ye bağlı Hafez Darya Arya Gemicilik Şirketine (HDASCO) 4 büyük konteyner gemisi satarak, sağlayarak ya da aktararak yardım etmekle suçlanmışlardır.

KOEP’in geleceğine yönelik görüşmelerin, ABD yaptırımlarının kaldırılmasını sağlayıp sağlamayacağı ve bunun zamanının ne olacağı gibi hususlar hâlen merak konusudur. Eğer bu senaryo gerçekleşmezse İran ve IRISL’nin, işe yaradığı ispatlanmış olan yaptırımlardan kaçma taktiklerine başvurmayı sürdürmesi beklenmektedir.

İran, IRISL, Yaptırımlar, Ulusal Deniz Taşımacılığı, Paravan Şirketler