Yaptırımların Kıskacında İran Sporu

Umut Başar Kıdemli Uzman, Kültür ve Toplum

İran sporu bir taraftan yaptırımlardan kaynaklı ekonomik güçlükler diğer taraftan ise siyasi tecrit sebebiyle hâlihazırda uluslararası arenaya açılmakta zorlanmaktadır.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Mayıs 2018’de, ülkesini kamuoyunda Nükleer Anlaşma olarak bilinen Kapsamlı Ortak Eylem Planı’ndan (KOEP) tek taraflı çekmesi, İran açısından zor günlerin habercisiydi. Çok geçmeden İran aleyhine “tarihin gördüğü en ağır” yaptırımları yürürlüğe koyan Washington yönetimi, henüz İran tarafını müzakere masasına çekmeyi başaramamış olsa da kapsamı günden güne genişleyen yaptırımlar, İran ekonomisini deyim yerindeyse can evinden vurdu. Bu defa yaptırımları delemeyen İran hükûmeti ve dolayısıyla İran toplumu, şu günlerde daha önce hiç tecrübe etmediği ekonomik bir darboğaza girdi. Sağlıktan eğitime, basım-yayından otomotive, petrokimyadan elektroniğe kadar ülkedeki hemen hemen her sektörü kıskaca alan yaptırımların etkisi açık bir şekilde İran sporunda da kendisini hissettirmektedir.

Esasen İran’ın nükleer faaliyetlerine hız vermesi üzerine 2005 yılında İran aleyhine alınan yaptırım kararlarının İran sporuna yansıması; ABD Hazine Bakanlığı tarafından 2009’da Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) 2010 yılında Güney Afrika’daki düzenlenecek Dünya Kupası müsabakalarına hazırlık için İran Futbol Federasyonuna gönderdiği 1 milyon Amerikan dolarını bloke etmesiyle gözlendi. Söz konusu blokaj KOEP’in imzalanmasına değin kaldırılmasa da İran, diğer ticari işlemlerinden doğan dövizi ülkeye nasıl aktardıysa sportif faaliyetlere ilişkin parayı da aynı yollarla ülkeye aktarmış veya yurt dışındaki gerçek yahut tüzel kişilere ödeme yapabilmiştir. Ne var ki son iki yıldır yaptırımları delemeyen Tahran yönetiminin para transferi yapamadığı için yabancı teknik direktör ve sporcularla başının belaya girmesi hâlihazırda İran’da spor sektörünün yaptırımların altında ezildiğini gözler önüne sermektedir. Bu meyanda bilhassa İran futbolu sık sık gündeme gelmektedir.

Uluslararası İzolasyon ve İran Futbolu

Amerikan yaptırımları siyasi anlaşmazlıkların bir sonucu olsa da Amerika’nın İran’a uyguladığı ekonomik ve siyasi izolasyon sportif faaliyetlere doğrudan yansımaktadır. Bunun hem İran’daki yapısal durumdan hem de Amerika’nın başlattığı “cadı avından” kaynaklanan sebepleri vardır. Öncelikle İran’da spor sektörü, devlet tekelinden müstesna değildir. İstiklal, Persepolis, Traktör vb. ülkenin önde gelen futbol takımlarının büyük hissedarı devlettir. Dolayısıyla İran futbolunda nihai karar alıcının devlet olduğu söylenebilir. Her ne kadar Amerikan yönetimi, yaptırımların yalnızca devleti hedef aldığını ileri sürse de ne iş yaptığı önemli olmaksızın devletle iltisaklı her kurum yaptırımlardan payına düşeni almaktadır. İran Futbol Federasyonu ve ülkedeki futbol kulüpleri de buna dâhildir. Esas mesele İran’ın uluslararası bankacılık sisteminin (swift) dışına itilmesi ve ülkedeki devlet kurumlarının döviz hesabı açamamasıdır. Bu sebeple İran tarafı gerek FIFA gerekse de Asya Futbol Federasyonuyla (AFC) finansal işlem gerçekleştirememektedir. Öte yandan siyasi izolasyon ve yaptırımlar beraberinde aşağıda izah edilen birçok sorunu getirmektedir:

Yaptırımların son raddeye ulaştığı bu günlerde İran sadece futbol değil voleybol ve basketbol da dâhil dostluk maçları düzenlemekte zorlanmaktadır. Irak, Suriye ve Afganistan gibi sportif faaliyetler açısından İran’a denk düşmeyen ülkeler istisna sayılırsa Amerikan yaptırımlarının yarattığı vahamet, birçok ülkenin futbol federasyonunu İran’dan uzak tutmaktadır. Dostluk maçlarının yanı sıra birkaç ülkenin ya da takımın katıldığı hazırlık turnuvalarını düzenlemek de İran için oldukça zorlaşmıştır. Mahallenin kötü çocuğu rolündeki (!) İran’ın şu konjonktürde pek az ülkeye gerek dostluk gerekse de turnuva maçları için cazip geleceği ortadadır.

Öte yandan İran’ın uluslararası spor müsabakalarına ev sahipliği yapması da neredeyse imkânsız hâle gelmiştir. Her ne kadar İran’daki şeri kamusal düzen sebebiyle özellikle kadın sporcuların katılacağı uluslararası müsabakaları İran’da organize etmek zaten başlı başına bir problemken İran’ın siyaseten ciddi bir şekilde tecrit edildiği bu günlerde, uluslararası müsabakalara ev sahipliği yapması neredeyse bir hayaldir. Uluslararası müsabaka düzenlenmeyince doğal olarak ülkeye fazladan ziyaretçi de gelmeyecektir. Diğer bir deyişle İran futbolu, ülke dışına çıkmayan mahalli bir görünüm arz edecektir. Bu durum ise futbol takımlarının yabancı sponsor bulamamasına sebebiyet verecektir ki zaten yaptırımlar başlar başlamaz birçok küresel marka, İran’ı terk ettiğinden hâlihazırda ülkede futbol kulüpleriyle sponsorluk anlaşması imzalayabilecek çok uluslu bir şirket kalmamıştır.

Siyasetin gölgesinin futbolun da üzerinde olduğu dikkate alındığında, uluslararası kanalların İran Millî Takımı ve spor kulüplerinin maçlarını neden görmezlikten geldiği daha iyi anlaşılabilir. Ayrıca kimse durup dururken İran’la yayın hakkı satın almak üzere anlaşma imzalayıp şimşekleri üzerine çekmek istememektedir. Diğer yandan İran Radyo ve Televizyon Kurumunun (Seda ve Sima) da Asya ve Dünya Kupası maçlarının yayın hakkını alamadığı bilinmektedir. Bu nedenle İranlı futbolseverlerin ülkelerinin maçlarını zaman zaman Türkiye, Afganistan ve Tacikistan gibi diğer ülkelerin televizyonlarından izlemek durumunda kaldığına şahit olunmuştur.

Dünya futbol piyasasında, yabancı teknik adam ve futbolcuların sözleşmelerinin yerel para birimi yerine dolar ve euro cinsinden yapıldığı malumdur. Fakat yaptırımlar sebebiyle İran Futbol Federasyonu ve kulüpleri, yabancı antrenör ve futbolcuların yurt dışındaki hesaplarına resmî yollardan transfer yapamadığından parayı nakit olarak ödemek isteyebilmektedir. Bu ise ödemelerde gecikmelere sebep olduğu gibi kazancı belgelendirmeyi ve kayıt altına almayı da zorlaştırmaktadır. Yüklü miktardaki paranın kaynağının şeffaf bir şekilde açıklanamamasına yol açan bu uygulama ayrıca yabancı antrenör ve futbolcuları hukuken zora sokmaktadır. Nitekim İran Futbol Federasyonu Başkanı Mehdi Tac, 2018 yılında İran Millî Takımı’nın Portekizli eski teknik direktörü Carlos Queiroz’un maaşının kanuni bir yol bulunamaması sebebiyle ödenemediğini açıklamıştı. Daha önce olduğu gibi döviz büroları (sarrafiha) yoluyla dahi söz konusu ödemenin gerçekleştirilememesi, yaklaşık 700.000 dolarlık bir miktarın aylarca sahibine teslim edilememesine yol açmıştı. Ayrıca 2018-2019 İran Süper Ligi’nde İstiklal Spor Kulübünü çalıştıran İtalyan Teknik Adam Andrea Stramaccioni’nin İran’dan aldığı paranın kaynağını belgelendirememesi üzerine İtalyan mahkemelerinde kara para aklamakla suçlandığı ve banka hesaplarının bloke edildiği öğrenilmiştir. Üstelik İran’dan ayrıldıktan sonra alacaklı olduğu 200.000 dolarının İran Dışişleri Bakanlığı’nın talimatı, Türkiye ve İtalya’daki İran Misyon Şefliğinin aracılığıyla kendisine ödenmek istendiğine dair iddialar basına yansımıştı. Zikredilen ödeme sorunları sebebiyle yabancı teknik adam ve futbolcuların İranlı muhataplarıyla oldukça sık mahkemelik olduğu bilinmektedir.

Yaptırımların Yan Etkileri

İran riyalinin dolar karşısında son iki yılda neredeyse %300 değer kaybetmesi de İran sporunu ister istemez olumsuz etkilemektedir. Bilindiği üzere İran’da resmî ve serbest piyasa kuru olmak üzere ikili döviz kuru sistemi mevcuttur. Her ne kadar İran’da futbol büyük oranda devlet tekelinde olsa da spor kulüpleri düşük olan resmî kurdan faydalanamamaktadır. Dolayısıyla kulüpler enflasyondan doğrudan etkilenmektedir. Bu da maliyetlerin artmasına yol açmaktadır. Daha somut bir ifadeyle neredeyse tamamı ithal edilen spor ekipmanlarının fiyatı astronomik bir şekilde yükselmiştir. Dahası Adidas, Nike ve Puma gibi dünya çapında meşhur spor ekipmanı üreticileri yaptırımlar sebebiyle İran’daki faaliyetlerine son vermiştir. Ekipmanlar internet yoluyla aracı şahıslar tarafından satın alınsa bile onları İran’a getirecek uluslararası taşımacılık şirketleri de bu ülkeye hizmeti durdurmuştur. Ayrıca azalan bütçe ve tasarruf tedbirleri nedeniyle yurt dışına kamplara gitmek zorlaşmıştır. Üstelik sporcular için vize almak dahi problem hâline gelmiştir. Bu tür gerekçelerle İran spor kulüplerinin önceden Türkiye, Gürcistan ve Ermenistan gibi yakın ülkelerde düzenlediği kamplar dahi iptal edilmiştir. Ülkedeki sosyoekonomik zorluklar nasıl beyin göçüne zemin teşkil ediyorsa spor sektöründeki altyapı eksiklikleri ve mali zorluklar da sporcuların İran’ı terk etmesine kapı aralamaktadır. Nitekim son günlerde her ne kadar tek sebebi altyapı eksiklikleri ve mali zorluklar olmasa da birçok millî sporcu uluslararası müsabakalarda İran adına yarışmaktan vazgeçmiştir. Kimya Alizade (Tekvando), Ali Rıza Firuzca (Satranç), Said Mevlayi (Judo), Nevid Zengene (Güreş), Mehdi Hüdabahşi (Tekvando), Ferzad Zulkadri (Tekvando), Cevat İsfendiyari (Futsal), Şöhre Bayat (Hakem-Satranç) ve Ali Rıza Figani (Hakem-Futbol) söz konusu sporcular arasında ilk akla gelenlerdir.

Sonuç

İran sporu bir taraftan yaptırımlardan kaynaklı ekonomik güçlükler diğer taraftan ise siyasi tecrit sebebiyle hâlihazırda uluslararası arenaya açılmakta zorlanmaktadır. Kısa vadede durumun böyle devam edeceği hatta daha da kötüleşebileceği söylenebilir. Öte yandan kadınların stadyumlara girişi ve ilkesel bir tavır olarak İranlıların İsrailli sporcularla müsabakaya çıkmaması gibi nedenlerle başta FIFA ve Olimpiyat Komitesi gibi küresel spor kurumlarıyla sorun yaşayan İran’da; voleybol, güreş, halter, tekvando ve özellikle futbol müsabakaları her şeye rağmen halk için önemli bir eğlence kaynağıdır. Hatta denebilir ki yaptırımların yarattığı toplumsal gerilim bu türden sportif faaliyetlerle azalmaktadır. Ancak İran’ın içinde bulunduğu “ekonomik savaş” öyle bir hâl almıştır ki görüldüğü kadarıyla devlet adamları, yaptırımların ülkedeki spor sektöründe yarattığı daralmayla meşgul olacak durumda değildir. Başka bir deyişle İran sporu, hükûmetin nazarında şu aşamada öncelikli sorunlar arasında bulunmamaktadır. Bu sebeple ABD ile İran anlaşmadığı müddetçe İran sporunun düzlüğe çıkmayacağı da aşikârdır.

İran, Yaptırımlar, Futbol, Spor, ABD

İran’da İslami Feminizm Hareketi

Umut Başar

İslam Devrimi’nden sonra ülkedeki kadın hareketleri farklı bir mecraya girmiş ve Devrim’den sonra girişilen İslami toplum inşa sürecinde, doğal olarak kadının toplumdaki rol ve sorumluluklarına bakış değişmiştir.

Franklin Yayınevinin Tahran Şubesi ve İran Kültür Hayatına Katkısı

Umut Başar

İran’ın hızla Batılılaştığı bir zaman aralığında Franklin Yayınevi Tahran Şubesi, Amerikan kültürünün geniş kitleler tarafından tanınmasına kapı aralamıştır.