Yükselen ABD-İran Gerilimi: Adnan Zurfi Faktörü

Taylan Çökenoğlu Uzman, Güvenlik Çalışmaları

Adnan Zurfi’nin hükûmet kurma süreci, ABD-İran gerilimini etkileyecek yeni bir belirleyici faktör olarak ortaya çıktı.

Irak'ta Adnan Zurfi’nin hükûmeti kurmak için görevlendirilmesinin üzerinden yaklaşık üç hafta geçti. Bu süre zarfında Zurfi’nin adaylığına destek veren ABD ve bu adaylığa muhalefet gösteren İran arasındaki gerilim tedrici olarak yükseldi. Karşılıklı askerî hareketlilik daha da arttı. Gerilimin tarafları öncelikle birbirlerini caydırmak için tehdit stratejileri yürüttü. Bu tarafların ikinci hamlesi ise birbirlerinin artan tehditlerine karşı tedbir stratejileri geliştirmek oldu. Bu tehdit ve tedbir stratejileri süreç içerisinde eşzamanlı olarak cereyan etti.

Konumlanma ve Tehdit Stratejileri

Gerilimin ABD cephesi, Zurfi’nin hükûmeti kurmak için görevlendirilmesini olumlu karşıladı. Gerek Dışişleri Bakanı Mike Pompeo gerekse bakanlığın Orta Doğu Masası Şefi David Schenker, Zurfi’nin atanma sürecine destek verdi. ABD’nin bu destekten asıl beklentisi ise Zurfi’nin ülke içerisindeki İran nüfuzunun önünü kesmesiydi. Ancak ABD yanlısı olarak kodladıkları Zurfi’nin adaylığına karşı çıkan İran ve desteklediği Iraklı gruplar, karşı tarafın hareket alanını sınırlandırmak için ataklar başlattı. Bu cephenin ilk hamlesi atamanın yasa dışı olduğu öne sürülerek Zurfi’nin görevine son verilmesi çağrısı oldu. Onlara göre Cumhurbaşkanı Berhem Salih meclisteki en büyük grubun adayını görevlendirmeliydi.

Tam da bu süreç içerisinde hem ABD’nin hem de İran destekli milis grupların birbirlerine ağır saldırılar düzenleyebileceği haberleri gündeme oturdu. Her iki taraf da “İstihbaratımız var.” diyerek askerî çatışmadan önce psikolojik savaşın farklı veçhelerini sergilemeyi tercih etti. Bu noktada ABD tarafından Mike Pompeo ve ABD Başkanı Donald Trump’tan tehdit ve uyarılar geldi. Pompeo ABD hedeflerine düzenlenen herhangi bir saldırıya yanıt vereceklerini ifade ederken, Trump ise böylesi bir saldırı yaşanırsa İran’ın ağır bir bedel ödeyeceğini vurguladı. Bu ifadeler ABD’nin, Zurfi’nin hükûmet kurma çabalarını yakından izlediği ve bölgede üslerini azaltsa da caydırıcılığını diri tutmak istediği şeklinde okundu.

Süreç içerisinde diğer bir istihbarat gündemi de ABD Ordusu'na ait uçakların İran destekli milis unsurların karargâhları üzerinde uçmaya başladığı oldu. Bunun ötesinde ABD’nin bu milis unsurlara karşı Adnan Zurfi’nin güvenoyu alması adına bir darbe yapmak istediği iddia edildi. İşte bu noktada İran’ın ABD’ye yönelik tehditleri gündem içinde yer etmeye başladı. Muhammed Bakıri, Muhsin Rızayi, Yahya Rahim Safevi ve Cevad Zarif gibi İranlı üst düzey görevliler, ABD’ye Irak stratejisinin başarısız olacağına ve İran’ın buna şiddetli bir karşılık vermeye hazır olduğuna dair tehdit ve uyarı mesajları verdi. Bu mesajlar Zurfi karşıtı açık beyan vermeyen İranlı siyasilerin onu dolaylı olarak reddettiklerini gösteren ifadeler olarak okundu. Zira İranlı siyasetçiler İran’ın Irak protestolarında kaybettiği prestiji hesaba katarak Irak’ta muhalefet ettikleri isimlerle alakalı aleni açıklamalardan kaçınıyor.

Bu cepheden son tehdit ve uyarı halkası ise İran destekli milis grupların yayınladığı videolar ve bildirilerle geldi. Öncelikle son Taji Saldırısı'nı üstlenen Usbet us-Sairin (Devrimciler Birliği) adlı yeni milis grup ABD Büyükelçiliğini drone ile havadan kayda aldığı bir propaganda videosu yayınladı. Video ile açıkça ABD misyonlarına saldırı düzenlenebileceği mesajı verilmek istendi. Bazı iddialara göre Usbet us-Sairin gibi yeni milis grupların kurulması, Ketaib Hizbullah ve özellikle İran’ın, misilleme saldırılara hedef olmaktan kaçınma stratejisi ile alakalıydı. Nitekim Pompeo da Irak’ta ABD güçlerine yapılacak herhangi bir saldırıdan İran’ın da sorumlu tutulacağını ifade etmişti.

Ketaib Hizbullah ise bu süreçte yayımladığı bildiride ülkeyi tamamen terk etmeleri hâlinde ABD güçlerine saldırmayacakları garantisini verdi. Son olarak 4 Nisan Cumartesi günü İran destekli sekiz milis grubun ortak yayımladığı bildiride ABD’ye güç ile karşılık verileceği ilan edildi ve bu gruplarca “ABD’nin adamı” olarak nitelenen Adnan Zurfi’ye ve onu destekleyen vekillere güvenoyu öncesi gözdağı verildi. Ketaib Hizbullah’ın imzacı gruplar arasında olmaması dikkat çekti. Bildiri, bu sekiz milis grubun süreç içerisinde askerî bir strateji izleyeceğini vurgulayan bir metin olarak kayıtlara geçti. Dolayısıyla farklı milis grupların ABD güçlerine yaptığı değişen çağrılar ve meydan okumaların amacının ABD tarafını misilleme konusunda kafa karışıklığına itmek olduğu şeklinde yorumlandı.

Sahada Karşılık Bulan Askerî Tedbir Stratejileri

Tarafların sahadaki önlemleri de en az tehdit ifadeleri kadar sürece damgasını vurdu. ABD, özellikle roketli saldırılar karşısında savunulması zor olan üsleri tahliye etti. Yine bu süreçte dağınık güçlerini birleştirmeye ve üslerine hava savunma şemsiyesi sağlama çabalarını sürdürdü. Bunun için 4 Nisan'da Irak Ordusu'na teslim ettiği Takaddum Askerî Hava Üssü’ndeki bölümünden ve ülkedeki toplam beş ayrı üsten çekildi. Bu askerî hareketliliğe Patriot Hava Savunma Sistemlerinin Aynu'l-Esed ve Erbil’deki (Harir) üslere transfer edilmesi süreci eşlik etti. Dolayısıyla ABD’nin son iki askerî hamlesi saldırı tehditlerinin yanı sıra Irak stratejisinde defansif tedbirlerini artıracağının da göstergesi oldu.

Siyasi tedbir stratejilerini Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Irak’taki kulis faaliyetleri ile gerçekleştiren İran tarafında da bu gelişmeler üzerine yeni bir askerî hareketlilik yaşandı. Öncelikle Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri ABD güçlerinin bölgedeki hareketliliğine dikkat çekti ve ardından İran’ın Hürmüz Boğazı’na bakan Keşm Adası'nda roket fırlatma ve füzesavar bataryaları konuşlandırdığı ortaya çıktı. Dolayısıyla Bakiri’nin de bahsettiği bu hazırlıklar, ABD’nin sadece İran destekli güçlere değil doğrudan İran’a da saldırı düzenleyebileceğini akıllara getirdi. Bununla birlikte Körfez'deki ABD askerî varlığının İran tarafından hedef olabileceği de ihtimaller arasında yerini aldı.

İran destekli milislerin de gelinen restleşme sürecinde tedbirlerini artırdığı gündemde yer etmeye başladı. Milis grupların silah depolarının hedef olmasını engellemek için bu depoları transfer ettiği ve karargâhlarını boşalttığı da iddialar arasındadır. Bilindiği üzere ABD’nin milislere karşı son misilleme saldırısında silah depoları hedef alınmıştı. Bunun yanında olası bir drone saldırısını hesaba katarak milis liderlerin hareketliliğinin sınırlandırılması ve telefonla iletişimlerinin kaldırılması da bu grupların aldığı tedbirler arasında gösterildi. Nitekim İran destekli milis yapılanmaların meclisteki siyasi temsilcileri de sıklıkla ABD saldırısının yakın olduğunu ve hazırlık yapılması gerektiğini vurgulamıştı.

Son tahlilde Zurfi’nin hükûmet kurma süreci ABD-İran gerilimini etkileyecek yeni bir belirleyici faktör olarak ortaya çıktı. Bu süreçle birlikte gerilimin tarafları tehdit ve tedbir içeren manevralarını yeni çatışma stratejilerine eklemlemeye çalıştı. Kuşkusuz kendilerini ilgilendiren iç ve dış dinamiklerin yanı sıra tarafların bu süreç içerisinde gireceği siyasi manevralar askerî stratejilerini etkileyecek. Dolayısıyla önümüzdeki günlerde Irak içerisindeki siyasi gelişmeler askerî gerilimin daha kritik bir aşamaya evirilip evirilmeyeceği ile alakalı ipuçları verecektir.

ABD-İran Gerilimi, Irak, Adnan Zurfi, Ketaib Hizbullah

Irak’ta Elçilik Saldırısı Sonrası Gelişmeler Ne İfade Ediyor?

Taylan Çökenoğlu

Irak’ın 20 Ocak’tan önce ABD-İran çatışmasının sahnesi olacağına dair iddialar artarken sürece Kudüs Güçleri Komutanı Kaani ve Irak Başbakanı Kazımi son hamleleriyle dâhil oldu.

Kazımi’nin Ketaib Hizbullah Operasyonu ve Sonrası

Taylan Çökenoğlu

Mustafa Kazımi başkumandan olarak düzenlediği uyarı niteliğindeki son operasyonla kendisine meydan okuyan grupları saha içinde ilk kez hedef alabileceğini gösterdi.