Yükselen Fars Milliyetçiliği ve Büyük Kiros Günü

Umut Başar Kıdemli Uzman, Kültür ve Toplum

Kiros’un şahsına ve mirasına ilişkin tartışmalar bundan sonra tarihçilerden ziyade sosyologların ve siyasilerin meselesi olacaktır

Son yıllarda İran’ın Şiraz kentinde, antik kalıntıların yer aldığı Pasargard’da bir grup seküler Fars milliyetçisi tarafından 7 Aban (28/29 Ekim) tarihinde Ahameniş İmparatorluğu’nun kurucu hükümdarı “Büyük Kiros’un” mezarı olduğu ileri sürülen anıtın etrafında düzenlenen kutlamalar, seküler Fars milliyetçiliğinin1 belli gruplar arasında romantik/nostaljik bir eğilim olarak hâlâ kuvvetli olduğunu gözler önüne serdi. 2016 yılında düzenlenen gösterilerde yükselen “Kiros Babamız İran Vatanımız; Ben Aryanım Araplara Tapmam; Ne Gazze Ne Lübnan İran’a Canım Feda” şeklindeki sloganlara başta Ayetullah Nuri Hamedani gibi önemli din adamlarından tepki gelmişti. Akabinde emniyet güçleri tarafından gösterileri düzenleyenler hakkında kanuni işlem yapıldığının açıklanması, devletin gösterilere müsaade etmeyeceğinin habercisi olmuştu. Nitekim son üç yıldır Tahran yönetimi tarafından alınan tedbirler neticesinde Pasargard’da herhangi bir kutlama gerçekleşmedi. İran dışında Farsça yayın yapan muhalif medya organları her ne kadar meseleyi bu yıl da gündemde tutmaya çalışsa da sokak gösterileri yapılmadı. Ancak ABD Dışişleri Bakanlığının Farsça Twitter hesabından yapılan “Birleşik Devletler, rejim engellese de İranlıların Kiros’un mirasını anmalarını desteklemektedir” şeklindeki açıklama dikkat çekti. İsrail Dışişleri Bakanlığı da bugünü kutlayan bir mesaj yayınlamayı ihmal etmedi.

Büyük Kiros Günü Nedir?

“Kiros Silindiri” olarak bilinen kil tablette yer alan Akadça metin Kiros’a izafe edilmektedir. Silindir tablette yer alan metnin Kişti Marduk isimli bir kâtip tarafından orijinalinden kopyalandığı anlaşılmaktadır. Kil silindirde Kiros’un, Babil zaferinin öncesi ve sonrasında yaşananlar kimi zaman Büyük Kiros tarafından kimi zaman ise üçüncü bir ağızdan güçlü bir üslupla anlatılmaktadır. Kiros Silindiri’nin aslı İngiltere British Museum’dadır ve New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezinde bir kopyası bulunmaktadır.

Tabletin ve Kiros’un hayatına ilişkin özellikle Batı’daki Yahudi tarihçilerin doğruluğu tartışmaya açık anlatıları2 bir tarafa, tablette barış ve özgürlük gibi kavramların yer alması onun ilk insan hakları bildirgesinin sahibi olduğu şeklinde yorumlanmıştır. Kiros’un Babil’e girdiği gün olarak kabul edilen 7 Aban ise 2004 yılından beri Fars milliyetçileri tarafından “Büyük Kiros Günü” olarak anılmaktadır. Belirtilenlere göre milattan önce 539 yılında Babil’e giren Kiros, şehirde köle olarak yaşayan Yahudilerin Kudüs’e dönmesine müsaade etmişti. Henüz İran’da resmî takvimde yer almayan bu tarih özellikle diasporadaki İranlılar tarafından bir insanlık mirası olarak yansıtılmaktadır. Kiros’un dünyada insan hakları, özgürlük, adalet gibi kavramlar henüz yokken yasalarında bu kavramlara yer vermesinin üzerinde durulduğu anma etkinliklerinin son birkaç yılda siyasi bir platforma dönüşmesi konuyu kültürel bir mesele olmaktan çıkarmıştır.

Yükselen Fars Milliyetçiliğinin Sembolü Olarak Kiros

İran’da Fars milliyetçiliğinin uyanışı esasen Kaçarların (1796-1925) son dönemine tekabül etmektedir. Ancak Pehleviler Dönemi’nde (1925-1979) milliyetçi aydınların Rıza Şah (1878-1944) tarafından önemli görevlere getirilmesinden itibaren Fars Milliyetçiliği ülkenin gayri resmî ideolojisi olmuştur. İran’daki İslami birikimi öteleyen yeni kültür politikaları doğrultusunda, tarihteki büyük Pers İmparatorluğu’nun ihtişamlı devirleriyle övünen ve kendini Perslerin torunları olarak addeden bir İranlı kimliği inşa edilmiştir. Kuşkusuz bu kimliğin bileşenleri arasında milliyetin rolü dinin rolünden öndedir. İran’daki bu toplum mühendisliğinin nasıl sonuç vereceğini henüz belli değilken Muhammet Rıza Şah (1919-1980) tarafından İranlı kimliğindeki İslam öncesi ton daha koyu hâle getirilmiştir.

Darbeci bir generalin İngiliz müdahalesiyle tahta çıkan şehzadesi olarak siyasi egemenliği eline alan Muhammet Rıza Şah, 1953’te Başbakan Muhammet Musaddık’ın (1882-1967) Batılı istihbarat servislerinin bir operasyonuyla devrilmesinden sonra ciddi bir meşruiyet kriziyle karşı karşıya kalmıştır. Gerek 1963 yılında başlayan Beyaz Devrim’i gerekse de 1975 yılında Şiraz’daki Taht-i Cemşid’de (Persopolis) büyük bir gösterişle gerçekleşen İran Şehinşahlığı’nın 2500. yıl dönümünü anma etkinliklerini bu minvalde değerlendirmek mümkündür. Söz konusu etkinlikte “Büyük Kiros’a” seslenen M. Rıza Şah “Rahat uyu Kiros zira biz uyanığız!” derken bir yandan kendine meşruiyet sağlıyor diğer yandan Kiros’un mirasçısı olarak saltanatına tarihî bir derinlik kazandırıyordu. Kuşkusuz darbeci bir generalin oğlu olmaktansa bir devrin muazzam imparatorunun torunu olmak daha şıktı. Başka bir deyişle Şah, tahtına meşru bir zemin oluşturmak adına adeta “Asr-ı Saadet” gözüyle bakılan antik İran tarihini ve Kiros’u kullanmaktaydı. Böylelikle toplumsal belleğe, her ne kadar İran farklı hanedanlar tarafından yönetilmiş olsa da İranlı kimliğinin tarih boyunca süregelen bir olgu olduğu kazınmaya çalışılmaktaydı. Bu tarihte devamlılık fikrinin günümüzde de milliyetçi aydınların en çok üzerinde durduğu noktalardan biri olduğunu yeri gelmişken belirtmek gerekir.

İran İslam Devrimi’nin milliyetçi hissiyat ve politikalara sünger çekeceği aşikârdı. Zira hem devrimin İran sınırlarını aşan bir misyonu vardı hem de dinî elitler tarafından toplum nezdinde milliyetçilik yerine ümmetçilik ikame edilmek istenmekteydi. Siyasi retorikten İslam öncesi İran’a telmih temizlenmiş durumdaydı. Ancak Pehlevi rejiminin 54 yıl boyunca uyguladığı toplum mühendisliğini, İranlıların özellikle de Farsların kolektif şuurundan silmek pek de kolay bir iş değildir. Üstelik İranlı kimliği; Araplar ve Sünnilerle çevrelenmiş bir coğrafyada insanlık tarihi ve medeniyetine yaptığı katkılar yeterince takdir edilmemiş “öteki” duygusundan hâlâ beslenmekteydi.3 Uzun süren İran-Irak Savaşı (1980-1988) ve akabinde nefes aldırmayan Amerikan ambargoları ve diğer sorunlar müesses nizamı, devrimin ilkelerine bağlı bir nesil yetiştirmekte daha doğrusu yeni bir İranlı kimliği inşa etmekte zorlamaktadır. Bu sebeple İran İslam Devrimi’nden sonra dünyaya gelenlerin çoğunluğunun baskın bir Şii ve devrimci (popüler deyimle Hizbullahi) kimliğe sahip olduğunu ileri sürmek güçtür. Toplumun ve bilhassa gençlerin sekülerleştiği zaman zaman din adamları tarafından dahi dile getirilmektedir. Gelir dağılımındaki eşitsizlik, işsizlik, düşük refah düzeyi, yolsuzluk, ambargoların yarattığı darboğaz vb. ekonomik zorluklar ister istemez gençler arasında memnuniyetsizlik yaratmaktadır. Hâlinden memnun olamayan gruplar için “şanlı mazi” bir sığınak gibidir. Dolayısıyla Pehlevi rejiminin diktatöryel uygulamalarını tecrübe etmemiş şehirli Fars gençleri arasında yükselen seküler milliyetçilik bu kaçış psikolojisinin eseridir. Bu durum, yükselen seküler Fars milliyetçiliğinin iç dinamiğiyken muhaliflerin bu siyasi akımı İran’ı zayıflatmak adına desteklemesi ise dış dinamiğidir.

Devletin Tepkisi

Kiros ve Pehlevi rejimi özdeşleşmişken Tahran yönetiminin konuya temkinli yaklaşması normaldir. Zira muhalifler tarafından Kiros’un bir sembol veya alternatif kimliğin unsuru hâline getirilmesi yönetimde bir tehdit algısı oluşturmaktadır. Üstelik Pasargard’daki gösteriler İslam Devrimi’nin son verdiği saltanata övgüye dönüşmesi, devlet açısından kabul edilebilir değildir. Ancak siyasi, kültürel ve dinî elitlerin meseleye bakışı birbirinden farklılık arz etmektedir. Konuya ilişkin tepkileri aşağıdaki gibi üç başlıkta değerlendirmek mümkündür:

a. Fars Milliyetçileri: Bu grup, Kiros’un İran tarihindeki iftihar edilecek şahsiyetlerden biri olduğunu ve bu sebeple devlet tarafından anılması ve sahip çıkılması gerektiğini düşünmektedir. Onlara göre dünyanın takdir ettiği ve saygı gösterdiği bir şahsiyete sahip çıkmamak reddi miras anlamına gelmektedir. Ayrıca Kiros İran’ın millî birlik ve beraberliğinin sembollerinden biridir.

b. Ilımlılar: Bu gruptakiler, Kiros’a ve mirasına müesses nizam karşıtlığının bir sembolü ve dinî kimliğe muhalefetin bir aracı hâline getirilmemesi şartıyla sahip çıkılması gerektiğine inanmaktadır. Ayrıca Kehf suresinde geçen Hazreti Zülkarneyn’in İranlı bazı müfessirlere göre Kiros olduğunu zikrederek bu tarihî şahsiyeti dinî bir çehreye büründürmektedir.4

c. Karşıtlar: Bu gruba göre ise İran’daki siyasi konjonktürde Kiros gününün düzenlenmesi şahı övmek ve yüceltmekten başka bir şeye hizmet etmeyecektir. Pehlevi rejiminin mirasına sahip çıkmaya ve ihya etmeye hâlihazırda gerek yoktur. Ayrıca böyle bir faaliyet, Ayetullah Humeyni’nin düşünceleriyle çelişmektedir.

Sonuç

“Büyük Kiros Günü”nün kısa vadede resmî takvime girmesi beklenmemektedir. Lakin Tahran yönetimi, meseleye pragmatik yaklaşarak anma programları için kontrollü bir serbestlik verebilir ve bu yeni siyasi akımdan faydalanmayı tercih edebilir. Nitekim bunun sinyalleri eski Cumhurbaşkanı Ahmedinejad tarafından birçok kez verilmiştir. Dahası Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani de uluslararası toplantılarda Kiros’tan faydalanmaktan geri durmamaktadır. Din adamlarının da konuya bakışı zaman içerinde yumuşayabilir.5 Fakat görüldüğü kadarıyla Kiros’un şahsına ve mirasına ilişkin tartışmalar bundan sonra tarihçilerden ziyade sosyologların ve siyasilerin meselesi olacaktır. Son olarak günden güne taraftarları artan ve Arap düşmanlığından ciddi şekilde beslenen seküler Fars milliyetçiliğinin nereye evirileceği de belirsizdir.

 

 

Bu terimle kast edilen İranlılar tarafından “Bastangerayi” olarak isimlendirilen milliyetçi akımdır. Bastangerayi, İran’ın Arap fetihlerinden sonra kültürel olarak bir düşüşe geçtiğini ve eski şanlı günlerini kaybettiğini temele alan romantik/nostaljik ve daha çok tepkisel bir fikir akımıdır. İlk olarak etkisini Hatemi’nin Cumhurbaşkanlığının ikinci döneminde (2001-2005) kendini göstermeye başlayan Bastangerayi, Mahmud Ahmedinejad Dönemi’nde (2005-2013) iyiden iyiye hissedilir hâle gelmiştir ve hâlihazırda sürgündeki Şehzade Rıza Pehlevi’nin son günlerde artış gösteren propaganda faaliyetlerinin eklenmesiyle en güçlü dönemini yaşamaktadır.

2 Antik İran tarihine ilişkin çalışmaların önemli bir çoğunluğu İran dışında yapılmıştır. Rıza Şah Dönemi’nde (1925-1941) kaleme alınan çalışmaların niteliğine ilişkin ciddi eleştiriler mevcuttur. Ayrıca İran’da Nasır Purpirar (1940-2015) gibi antik İran tarihine ilişkin Batı’da kaleme alınanların çoğunun gerçeği yansıtmadığını savunan tarihçiler de bulunmaktadır.

Bu bağlamda İranlı meşhur tarihçi Abdülhüseyin Zerrinkub tarafından kaleme alınan ve Arap fetihlerinin İran’a verdiği zararı anlatan “ Du Karn Sükût/ İki Asırlık Sessizlik” başlıklı eserin İran İslam Devrimi’nden sonra da başucu kitabı olma özelliğini sürdürmesi manidardır.

Hz. Zülkarneyn’in Kiros olup olmadığını belirlemek imkânsız gibidir. Müfessirlerin bu konuda birbiriyle çelişen rivayetleri çoktur. Zira 17. yüzyıl Osmanlı vaiz ve müfessirlerinden Vani Mehmet Efendi’ye göre Hz. Zülkarneyn Türklerin atası Oğuz Kaan’dan başkası değildir. Ayrıntılı bilgi için bakınız: İsmail Hami Dânişmend (1976). Türklük Meseleleri, İstanbul, s. 83.

Bu doğrultuda İranlı müçtehit Ayetullah Burucerdi’nin Zerdüşt Din Adamları Derneği Başkanıyla yaptığı bir görüşmede Kiros’un bildirisini takdir ettiğini söylemesi dikkate değerdir.

Büyük Kiros, Seküler Fars Milliyetçiliği

Amerikan Yaptırımlarının Gölgesinde İran Sineması

Umut Başar

“Tarihin en ağır yaptırımlarının” uygulandığı bugünlerde İran sineması, Amerika’nın ekonomik olarak çökertme ve uluslararası toplumdan izolasyon politikasından nasibine düşeni almaktadır.