İran yönetimi şu ana kadar başarıyla yürüttüğü ikili sistemde meydana gelen uçurumu hızlı bir şekilde kapatmak zorunda olduğunu biliyor ve bunda en önemli görev hiç şüphesiz uğruna büyük fedakârlıklar yapılan yeni Cumhurbaşkanı Reisi’ye düşecek.
Reformcular, siyasi zirveden silineli çok olsa bile Rafsancani-Ruhani-Laricani çizgisinin İran siyasetinden tasfiye edilmesi farklı çağrışımlar yapıyor ve bu seçimlerin diğer beş seçimden farkının ne olduğu sorusunun sorulmasına neden oluyor.
Su kaynaklarının hızla tükenmesi, İran’da su sorununu bir güvenlik meselesine dönüştürmeye başlamıştır.
Rusya’nın, Orta Doğu’da aktif rol oynamak istemesi ve dış politikada bu bölgeyi öncelemesi, ABD’nin çekilme planlarının önünde bir set gibi durmaktadır.
Yemen, önemli bir geçiş noktasındadır ve Orta Doğu’da sürdürülebilir bir güç dengesi tesis edilmeden ABD’nin bölgeyi terk etmesi, stratejik anlamda İran ve Çin’i güçlendirebilir.
Suudi Arabistan’ın, Pakistan ile ilişkilerini iyileştirmeye çalışması sadece iki ülke arasındaki değerlerle ilgili değil aynı zamanda Riyad’ın diğer ülkelere yönelik değişen tutumuyla da yakından bağlantılıdır.
Arap Baharı sonrasında Rusya’nın Orta Doğu’da ve özellikle İran, Suriye ve Yemen’de daha etkin bir politika izlediği gözlemlenmektedir.
Orta Doğu’nun değişen dengeleri, Suudi Arabistan’ın dış politikasını değişime zorlamaktadır.
İran siyasetinde son bir haftada yaşanan hızlı gelişmelerin neticesinde reformcuların en güçlü potansiyel cumhurbaşkanı adayı olan Zarif’in siyasi kariyerinin noktalandığı görülmektedir.
Rusya, Zarif’in sözlerini iç siyasete yönelik olarak görse de bu sözlerin, Kremlin’in Nükleer Anlaşma’yla ilgili savlarını yalanlıyor olmasının Moskova’yı rahatsız ettiği söylenebilir.