İran içinde hem devlet hem toplum nezdinde yaşanan yoğun ve gergin bir atmosfere denk gelen ABD seçimleri, İran devlet adamlarının açıklamalarının aksine, geniş bir kitle tarafından çok yakından takip edildi.
Mevcut baskılara rağmen aralarındaki bağları koparmama konusunda ısrarlı bir yaklaşım sürdüren İran ve Hindistan, karşılıklı ilişkilerinde gerileme dönemine tanık olmaktadır.
Tahran’ın Dağlık Karabağ işgaliyle ilgili sergilediği net olmayan tutum, İran’ın güvenilir bir ara bulucu olmasını güçleştirmektedir.
Dağlık Karabağ işgalinin sonlandırılması, Güney Kafkasya’daki otuz yıllık yapay dengenin bozulması ve yeni, doğal bir dengenin kurulması anlamına geliyor.
Çatışmalar esnasında İranlı kimi aktivistlerin
İran ile ilgili herhangi bir temel değişim ancak kasım ayındaki ABD başkanlık seçiminden sonra gündeme gelebilecektir.
İran’a yönelik Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) tarafından 2007 yılından beri uygulanan silah ambargosu 18 Ekim 2020 tarihi itibarıyla ABD’nin yoğun diplomatik çabalarına rağmen sona erdi.
Rusya’nın Karabağ için kullandığı “Azerbaycan toprakları” ifadesi ve İran’ın işgalin sonlandırılması çağrılarında bulunması, krizin bölgesel nitelik kazanmadan önce bitirilmesi ihtimalini güçlendiriyor.
Rusya ve Minsk Grubu, Dağlık Karabağ’daki işgalin sona ermesi için bir çözüm bulamazsa ateşkes anlamını kaybedeceği gibi Türkiye’nin dâhil olduğu yeni bir görüşme sürecine de ihtiyaç artacaktır.
1813 Gülistan, 1828 Türkmençay ve 1829 Edirne antlaşmalarıyla Rusların eline geçen Dağlık Karabağ, Rusların etnik politikaları neticesinde demografik bir değişim ve dönüşüm süreci yaşamıştır.
İran’dan gelen resmî, yarı resmî açıklamalar ve kamuoyu tepkileri doğrultusunda belirtmek gerekir ki Karabağ sorunu Tahran için jeopolitik risklerin yanı sıra etno-politik riskler de barındırmaktadır.