Türkiye, krizin ilk evrelerinden itibaren birçok defa uluslararası topluma göçmenlerin güvenle yerleşebileceği alanlar oluşturmak amacıyla Suriye’nin belirli bölgelerinin uçuşa yasak bölge ilan edilmesi çağrısında bulunmuştu.
İran basınında geçtiğimiz hafta öne çıkan haberler
İran'ın İdlib meselesi üzerine Esed’le birlikte Türkiye’yi üçlü görüşmeye çağırması ve Rusya’yı bu sürecin dışında tutması, İdlib ile alakalı olarak Moskova ve Tahran’ın arasının açık olduğunu gösteriyor.
5 Mart’ta yapılacak olan Erdoğan-Putin görüşmesi çıkar dengelerinin ortak noktada buluşturulmasının çabası olacaktır.
Şimdiye kadar teyit edilen haberlere göre 18 Zeynebiyyun, 3 Fatimuyyun ve 9 Hizbullah milisi Türk Silahlı Kuvvetlerinin düzenlediği operasyon sonrasında etkisiz hâle getirildi ve 30 Hizbullah milisi de yaralandı.
Avrupa her ne kadar Tetik Mekanizması ile İran’ı sıkıştırmayı hedeflese de birtakım yapıcı adımlar da atmaktadır.
Astana ve Soçi süreçleri üzerinden uluslararası krizlerin çözümünde önemli adımlar atan ve bu bağlamda büyük prestij kazanan Rusya, İdlib operasyonlarıyla bunu kaybetti.
Azerbaycan'ın İran ile asimetrik ekonomik ilişkileri “koronavirüs etkisi”ne rağmen sınırları açık tutmayı ve İran’dan ithalatı aksatmamayı zorunlu kılmıştır.
Yaklaşık 40 yıldır devam eden kanlı iç savaşın ardından Afganistan halkı hiçbir zaman olmadığı kadar barış istiyor.
İdlib’de yaşanan hareketli günlerin ortasında Laricani’nin Suriye’yi desteklemeye devam edeceğini ifade etmesini Türkiye’nin İdlib’de bulunmasına yönelik bir mesaj olarak okumak yanlış olmayacaktır.
Rusya, Türkiye’yle eş güdüm içinde olmadan şimdiki konumuna erişemezdi. Bu nedenle Rusya, Suriye’de önemli bir aktör olan Türkiye’yi görmezden gelemeyeceğini unutmamalıdır.