İran’ın nükleer faaliyetlerine yeniden ve daha kapsamlı olarak döneceğini açıklaması son bir yıldır giderek artan ABD-İran gerginliğini daha farklı bir boyuta taşıyacak.
İran elindeki askerî kozları kullanmaya başlasa da ABD henüz buna askerî bir karşılık vermedi.
İranlı yetkililerin ABD’nin fiili bir askeri saldırıya girişmeyeceği yönünde özgüvenlerinin olduğu görülüyor. Ne var ki, fiili savaş olsun ya da olmasın ülkenin siyasal alandaki daralması sürecek.
Hamenei’nin “ne savaş ne müzakere” olarak deklare ettiği, pratikte ise ABD ve müttefiklerine karşı pratik agresif müdahaleyi de içeren politikalarının kontrolden çıkması oldukça muhtemel görünmektedir.
İran basınında geçtiğimiz hafta öne çıkan haberler
Saldırı yerinin İran Devrim Muhafızları'na ait donanma üssünün bulunduğu Cask Limanı’na yakın olması ve Shinzo Abe’nin Tahran ziyaretiyle saldırının eş zamanlılığı dikkatleri İran’ın üzerine çevirdi.
2003’ten bu yana Irak siyasi sahnesinin en etkili iki dış aktörü hâline gelen ABD ve İran arasındaki giderek artan gerginlik Irak’ı istikrarsızlaştırmaya devam etmektedir.
Rusya’nın zirvesindeki kilit isimlerin de belirttikleri gibi Moskova, İran-ABD savaşından yana olmadığı gibi olası bir çatışmada da mutlak bir şekilde İran’a destek vermeyecektir.
Esed Rejimi ve Rusya’nın saldırıları artarsa Soçi Anlaşması ve Astana müzakereleri anlamsız kalacaktır.
ABD'nin bölgeye 120 bin kişilik güç gönderme planları yaptığına ilişkin haber yalanlansa da, Trump’ın gerekirse bundan daha büyük bir güç göndermekte tereddüt etmeyeceklerini açıklaması, askeri çatışma ihtimalinin oldukça yüksek olduğunu gösteriyor.
ABD’nin genellikle NATO müttefikleri ve İsrail’le sınırlandırdığı “meşru müdafaa hakkına” yönelik desteği Hindistan’a da vermesi oldukça ender görülen bir durumdur.
İran zamanın aleyhine işlediğini bildiği için söz konusu süreci belki de ötesini edilgen bir şekilde beklemeyecektir. Yine de ABD’yi zorlamak için atacağı adımlarda oldukça dikkatli davranması gerekmektedir.