İran ve Suriye arasındaki son askerî anlaşmanın Esed rejiminin İran'a daha fazla bağımlı hâle gelmesi dışında pek önemli bir etkisi olmayacağı açıktır.
Türkiye bölgesel yeni bir düzenin son kertede tüm ilgili güçlerin katılımıyla kurulabileceğinin farkında ve gerçekçi pozitif dış politika gündeminden uzaklaşmamak için elinden gelen adımları atıyor.
Eldeki hatıratların; İran’da saltanatın değişimi, Rıza Şah’ın Türkiye ziyareti, 1953 Musaddık Darbesi’ne giren süreç ve İran İslam Devrimi gibi hayati dönemeçleri anlatıyor oluşu bir şans sayılabilir.
Sınır bölgelerinin değişik terör örgütlerinin yuvası hâline gelmesinin kimseye faydası olmayacağı açıktır.
Katılımın düşük kalmasının sonucu olarak kahir ekseriyeti muhafazakâr milletvekillilerinden oluşan yeni Meclisin önünde önemli meydan okumalar bulunmaktadır.
İran basınında geçtiğimiz hafta öne çıkan haberler
İran’ın Esed ısrarı, Suriye’deki konumunu kaybetme ve Hizbullah ile olan irtibat hattının kesilme korkusundan kaynaklanıyor. İran Esed’in gitmesiyle bölgesel etkisinin zayıflayacağından endişe ediyor.
Koronavirüs salgınında açıkça ortaya çıktığı gibi sağlık altyapısı alanında bölgenin lider ülkesi olan Türkiye, tarım ve sulama teknolojileri konusunda da gelişmiş altyapısı ve tesisleri ile bölgenin ortak sorununun çözümünde anahtar bir rol oynayabilir.
İran basınında yer alan Türkiye’ye ilişkin söylemlerdeki değişimin ne kadar sistematik ve kalıcı ya da ne kadar devlet içi faktörlerden kaynaklı geçici bir durum olduğu henüz bilinmiyor.
Türkiye, Libya politikasıyla Akdeniz’de yeni bir süreç başlattı. Trablus’u ele geçirmeye çalışan Hafter güçlerini durdurduğu gibi onun arkasındaki aktörleri caydırarak politikalarını başarısız kıldı.
Seyirci, İnatçı Adam’a sirayet eden “gerçek”in tek veçheliliğinin vurgusu/duygusu üzerinden nefessiz kalmıştır.
Musaddık'ı indiren darbe İran'da İngiliz hâkimiyetine son vermiş ancak bu defa da ABD hâkimiyetini başlatmıştır.