Beyrut’ta gerçekleşen patlamalar ve akabindeki gelişmeler, 2006 yılından beri istisnalar dışında sakin bir evre içinde olan İsrail-Hizbullah gerginliğinde 13 yıl sonra yeni bir evreye girildiğini gösterdi.
ABD ile İran arasında farklı alanlarda süren gerilim tırmanmaya devam ediyor ve mevcut manzaraya bakılırsa ufukta İran’ı daha çetin bir süreç bekliyor.
Adil Abdülmehdi’nin entegrasyon kararnamesi, devlet otoritesinin yeniden sağlanması ve ulus-altı aidiyetlerin siyasal ve ekonomik anlamda belirleyiciliğinin önlenmesi sürecinde sadece bir aşamadır.
İran basınında geçtiğimiz hafta öne çıkan haberler
Orta-uzun vadeli tarihsel devamlılıklar ve seçim sonrasındaki siyasal gündeme bakıldığında İsrail’in İran’a yönelik sıcak bir hamle yapma ihtimali oldukça zayıf görünmektedir.
İran ile İsrail arasındaki sözlü atışmalara rağmen İranlı ve İsrailli yetkililer tarafından yapılan son açıklamalar, her iki tarafın da Suriye’de doğrudan bir askerî çatışmaya girmenin olası riskinin bilincinde olduğunu göstermektedir.
İran basınında geçtiğimiz hafta öne çıkan haberler
Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, yaklaşık iki ay süren sessizliğinin ardından Lübnan menşeli al-Mayadeen televizyonuna canlı röportaj verdi.
İç ve dış güvenliğin birbirlerinden ayrı değil aynı bütünün iki temel parçası olarak değerlendirildiği ülkede, her iki alandaki güvenlik politikalarının nihai amacı rejimin bekasını sağlamaktır.
İran açısından Trump’ın taleplerinin özünü oluşturan füze teknolojisi ve milis güçlerinden vazgeçmesi savunma mekanizmasının da çökmesi anlamına gelecektir.
Kuşkusuz bu esnek hukuk dizisinin en göze çarpan ve öne çıkan özelliği güvenlik alanındaki hedefidir ki bunun merkezinde de DMO’nun tasfiyesi bulunmaktadır.
Yaptırımların kapsamı ve ileri sürülen şartların niteliği bir arada düşünüldüğünde Trump’ın yalnızca İran’ın nükleer programını hedef almadığı görülmektedir.