İsrail’in gösterdiği agresiflik ve diğer gelişmeler alt alta konulduğunda İran’ın nükleer silah yapmaya oldukça yaklaştığını söylemek mümkündür.
DMO Komutanı Albay Seyid Hüdayi’ye düzenlenen suikast, İsrail’in İran’a yönelik operasyonlarındaki hedeflerinin niteliğinde değişime işaret etmektedir.
Catherine Shakdam olayının, Fahrizade suikastından Natanz’a kadar birçok noktada İran’da yaşanan psikolojik yenilgiyi körüklediği yorumu yapılabilir.
İran, geçtiğimiz yıl boyunca ABD karşısında sahip olduğunu düşündüğü ve bizzat Süleymani’nin de defalarca kez ifade ettiği askerî caydırıcılığa sahip olmadığını zor yoldan fark etti.
İran ilerleyen safhalarda uranyumu yüksek oranda zenginleştirebilirse iki ila üç atom bombası için yeterli rezerve sahip olacak.
2015’teki Anlaşma’dan umduğunu bulamayan ve hayal kırıklığı yaşayan Ruhani ile etrafındaki politikacılar, İslam Cumhuriyeti tarihinin en başarısız hükûmeti olmak istemediklerinden Biden’ın yarattığı şanstan faydalanmak istiyor.
Hindistan tarafından Suudi Arabistan ve BAE’ye gerçekleştirilen ilk askerî ziyaret, İslamabad’ın, Tahran-Riyad arasında yürütmeye çalıştığı denge politikasını gözden geçirmesine yol açabilir.
İslam Cumhuriyeti’nin yetiştirdiği en tecrübeli diplomatlardan olan Zarif’in, neden asgari nezaket kurallarını ve diplomatik teamülleri hiçe sayarak İran’ın en önemli komşusunun liderini hedef aldığı hâlâ muamma.
İran, Avrupa’da düzenlediği örtülü operasyonlarla hükûmet karşıtlarını hedef alırken diğer yandan Esedi davasının görülmesi, İran'a bir mesaj niteliği taşımaktadır.
Sosyal memnuniyetsizliklerin önüne geçemeyen İran, bu alanlarda muhalif tavır sergileyen sembolik isimleri idam ederek süreci önlemeyi amaçlamaktadır.
Güç mücadelelerinin ışığında önümüzdeki yıl İran iç politikası, en az dış politikası kadar hareketli geçeceğe benziyor.