İran ve Dönüşen İsrail Tehdidi: 2025 Projeksiyonu

İran ve Dönüşen İsrail Tehdidi: 2025 Projeksiyonu
Yazı boyutunu buradan ayarlayabilirsiniz
Araştırmacı Çağatay Balcı

Kuruluş yıllarından itibaren, çeşitli jeopolitik koşulların baskısı ile öznel güvenlik ve çıkar tanımlamaları doğrultusunda belirli bir stratejik kültür geliştiren İsrail, sahip olduğu çevrelenmişlik ve varoluşsal tehdit algısı sebebiyle, hayatta kalma arayışını bir öncelik haline getirmiştir. Yani İsrail kendisini, varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan güçlü Arap devletleri tarafından kuşatılmış bir ülke olarak konumlandırmıştır. Sözkonusu tehdit algısı, İsrail’in stratejik kültüründe savunma kurgusunu mutlak ve sınırsız saldırganlık biçiminde şekillendirmiştir. Bu durum İsrail’in stratejik kültüründe ve güvenlik yaklaşımında bir kod halini almış; yıllar içerisinde ortaya konan doktrinler de bu doğrultuda inşa edilmiştir. Bu durum, havzasında yer aldığı ve varoluşsal tehdit kaynakları olarak gördüğü Arap ülkelerine ve Filistinli direniş gruplarına yönelik saldırganlık, işgal ve ilhak stratejisine yönelmesini
beraberinde getirmiştir. Bu süreçte, “çevrelenmeyi çevreleme yoluyla aşma” esasına dayanan Periferi Doktrini ve özellikle nükleer güç dengesinin bozulmaması için önleyici bir refleksi esas alan Begin Doktrini ön plana çıkmıştır. ...

Yazının tamamı için: PDF Dosyasını İndir