İran Haşdi Şabi içindeki kendisine yakın grupları güçlendirmeye devam etmek ve silahsızlandırma ve sivil siyasete entegre etme yoluyla bu grupları pasif bir hale getirmek konusunda ikilem yaşamaktadır.
ABD-İran Görüşmeleri Haşdi Şabi’yi Nasıl Etkiler?
ABD ile İran arasında 12 Nisan’da Umman’da gerçekleşen ilk temas, çok boyutlu yeni bir süreci başlattı. Bu sürecin, İran konusunda sert tutumuyla bilinen ABD Başkanı Trump’ın Tahran’a yönelik tehditkâr yaklaşımını yumuşatması ve son dönemde Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler nedeniyle iki ülke arasındaki yükselen gerilimi azaltması beklenmektedir. Bu noktaya gelinmesinde İran’ın ABD ile görüşme konusundaki çekimser ve hatta karşıt tavrını değiştirmesi önemli rol oynamıştır. Görüşmelerin içeriği ve tarafların somut beklentileri ise şu aşamada büyük ölçüde belirsizliğini korumaktadır. İran tarafının temel beklentisinin yaptırımların kaldırılması olduğu bilinmekle birlikte görüşmelerin seyrini ve nihai sonucunu ABD’nin talepleri belirleyecektir.
ABD’nin söz konusu taleplerinin İran’ın nükleer ve balistik füze programlarının sınırlandırılması, bölgedeki milis gruplara ve vekil aktörlere verdiği desteğin sonlandırılması ve bu grupların silahsızlandırılması şeklinde olduğu iddia edilmektedir. Bu iddia, Trump’ın Mart ayı başında İran’a gönderdiği ve içeriği tam olarak açıklanmayan mektupla da desteklenmiştir. Bu iddiayı somutlaştıran esas açıklama ise İran Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü’nün eski üst düzey komutanlarından Hasan Kazımi Kumi’den gelmiştir. Katıldığı bir televizyon programında açıklamalarda bulunan Kumi, ABD’nin İran’dan nükleer programını sınırlandırmasını, balistik füzelerinin menzilini 200 km ile sınırlandırmasını ve bölgedeki devlet dışı silahlı gruplara desteğini kesmesini talep ettiğini belirtmiştir. Kumi’ye göre İran’ın bölgesel nüfuzunu sınırlandırmak, ABD’nin öncelik listesindeki önemli maddelerden biridir.
Bu bağlamda dikkatler Irak’a ve Haşdi Şabi’ye çevrilmiştir. Bu güçlü ve karmaşık paramiliter yapının Irak’taki geleceğini ve ABD-İran görüşmelerinin bu yapı üzerindeki etkisini kritik hale getiren üç etken bulunuyor. Birincisi, İsrail’in 7 Ekim sonrasında Hizbullah ve Husilere yönelik saldırılarını yoğunlaştırmasıdır. İsrail’in bu saldırıları, İran’ın bölgedeki vekil güçlerinin kapasitesini tamamen devre dışı bırakmayı hedefleyen bir stratejinin parçası olarak değerlendirilmelidir. ABD’nin desteğiyle Yemen’de bu amaca önemli ölçüde ulaşan İsrail’in, bir sonraki hedefinin Haşdi Şabi olması muhtemeldir. İkinci olarak, Trump’ın ikinci başkanlık dönemiyle birlikte Haşdi Şabi’nin silahsızlandırılması yönündeki girişimler yoğunlaşmıştır. Bu noktada, Haşdi Şabi içindeki İran destekli milislerin ABD’nin Irak’taki varlığına tehdit oluşturmayacak seviyeye çekilmesi temel hedeflerden biri haline gelmiştir. Üçüncü etken ise Suriye devrimidir. 8 Aralık sonrası “direniş ekseni” stratejisi ağır darbe alan İran’ın desteklediği milis güçlerini Irak’a kaydırması, Irak’taki yeni sürecin nasıl şekilleneceği konusunda belirsizlik yaratmıştır.
Bu gelişmeler İran’ı Haşdi Şabi içerisindeki İran yanlısı grupların geleceği konusunda bir ikileme sürüklemektedir. Bu yapının içindeki bazı unsurları inşa etmek için uzun yıllar çaba gösteren ve şu anda söz konusu unsurların varlığı, niteliği ve işlevi hakkında karar almak durumunda olan İran, ABD ile girdiği yeni süreçte büyük bir baskı altındadır. İran ya Haşdi Şabi içindeki kendisine yakın grupları güçlendirmeye devam edecek ya da silahsızlandırma ve sivilleştirme yoluyla bu grupları pasif hale getirecektir. Bu durum zaman zaman gündeme gelen çelişkili iddialarla da ortaya çıkmaktadır. Bir taraftan Haşdi Şabi içindeki bazı grupların ABD baskısı karşısında silahsızlanmayı kabul ettiği iddia edilirken, diğer taraftan Ketaib Hizbullah, Nuceba ve Asaibu Ehli’l-Hak gibi İran yanlısı gruplar bu iddiaları reddetmektedir. Ayrıca mart ayında Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Bağdat’a yaptığı gayriresmi ziyarette, Haşdi Şabi yetkilileriyle görüşerek ABD’ye yönelik tehditkâr tutumun yumuşatılmasını istediği öne sürülürken diğer yandan İran’ın Haşdi Şabi içindeki gruplara uzun menzilli füzeler sağladığı iddia edilmektedir ki bu da İran’ın Haşdi Şabi’nin geleceği konusunda yaşadığı ikilemi açıkça ortaya koymaktadır.
Olasılıklar açısından değerlendirildiğinde İran’ın Haşdi Şabi’nin mevcut yapısını koruma yönünde takınacağı bir tavrın ciddi maliyetler doğurabileceği söylenebilir. Bu seçeneğe göre Haşdi Şabi içerisindeki İran yanlısı grupların askerî olarak daha fazla desteklenmesi ve ABD’ye yönelik tehditlerin artması, İran ve söz konusu grupların ABD ve İsrail tarafından öncelikli hedef haline gelmesine yol açabilir. Bu ihtimal, Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin’in “İsrail, Lübnan’da olduğu gibi Irak’ta da milis güçleri hedef almak istedi fakat ABD ile temaslarımız bunu engelledi” açıklamasıyla somutlaşmıştır. Irak merkezî yönetimi, ülkenin yeni bir çatışma sahasına dönüşme riskinden endişe duymakta ve durumu yakından takip etmektedir. Haşdi Şabi bünyesindeki İran yanlısı grupların böyle bir senaryoda toplumsal hoşnutsuzluk ve siyasi-bürokratik baskı ile karşılaşarak daha fazla marjinalleşmesi olasıdır. ABD Temsilciler Meclisi’ne sunulan Irak’ı İran’dan Kurtarma adlı yasa ve ABD’de bu şekilde bir dış politika gündeminin oluşması da bu ihtimali güçlendirmektedir.
Diğer taraftan, İran’ın Haşdi Şabi bünyesindeki söz konusu grupları pasif hale getirme seçeneği de karmaşık sonuçlar doğurabilir. Bu seçenek, İran’ın milis güç stratejisinde köklü bir dönüşümü temsil edecektir. İran’ın stratejik kültüründe milis güçlerin silahlı kapasitelerini koruyarak politik ve toplumsal yapıya entegre olmaları esastır. Haşdi Şabi’nin bir bütün olarak veya yapılanma bünyesindeki İran yanlısı grupların silahsızlandırılması ve Irak bürokratik sistemine tamamen entegre edilmesi, İran’ın stratejisinde büyük bir kırılma anlamına gelir. Bu durumda İran’ın Irak’taki nüfuzunda önemli bir kayıp yaşaması muhtemeldir. Ayrıca İran yanlısı milislerin pasifleşmesi, Irak-Suriye sınır hattındaki etkinliklerini ve PKK ile Sincar bölgesi başta olmak üzere farklı alanlarda yapılan iş birliklerini olumsuz yönde etkileyebilir.
Bununla birlikte Haşdi Şabi’nin veya İran yanlısı grupların silahsızlandırılması, İran açısından birtakım kazanımlar da sağlayabilir. Yapılanmanın silahsızlandırılıp Irak güvenlik bürokrasisine tamamen entegre edilmesi ve böylece idari ve siyasi bir güce dönüşmesi, İran’ın Irak’taki yumuşak güç kapasitesini ve siyasi nüfuzunu gelecek adına farklı bir bağlamda güçlendirebilir. Ayrıca bu durum, İran’ın Irak’taki varlığına yönelik ABD ve İsrail tehditlerini minimum düzeye indirebilir. Son olarak, ABD-İran görüşmelerinin sonuçlarına bağlı olarak, İran’ın Irak’taki ekonomik kazanımlarının artması ve Kalkınma Yolu Projesi başta olmak üzere çeşitli ekonomik ve ticari projelerde daha aktif rol alması mümkün hale gelebilir. Bu çerçevede İran’ın mevcut ikilemi hangi tercihler ve yönelimler doğrultusunda çözeceği belirleyici olacaktır.