ABD-İran hattında gerilim artabilir ve gelişmeler sınırlı çatışmaları tetikleyebilir. Ancak sürecin kaçınılmaz olarak geniş çaplı yeni bir savaşa neden olacağını düşünmek yanlış olacaktır.
İran, iki kritik deniz geçidinde baskıyı artırmanın ABD açısından mevcut durumu daha maliyetli hâle getireceğini ve özellikle ara seçimler öncesinde Washington üzerindeki siyasi ve ekonomik baskıyı artıracağını hesaplamaktadır.
İran’ın son hamlelerini değerlendirirken temel soru, Tahran’ın yeni bir savaş isteyip istemediğinden çok neden beklemenin artık daha yüksek bir risk taşıdığına inandığıdır.
Pakistan’ın rolü bir uzlaşı dayatmak değil taraflardan herhangi birinin çatışmadan geri adım atmaya hazır olduğu anda kullanılabilecek diplomatik bir kanalın ve işler bir müzakere çerçevesinin açık kalmasını sağlamaktır.
Savaşın sonucu, tek bir muharebeden ziyade tarafların ekonomik, siyasi, toplumsal ve psikolojik dirençlerini ne ölçüde koruyabildiklerine ve bu direnci sürdürülebilir bir siyasi stratejiye dönüştürüp dönüştüremediklerine bağlı olacaktır.
DMO ve askerî-güvenlik bürokrasisi, Mücteba Hamenei döneminde de İran siyasetinde ve stratejik karar alma süreçlerinde etkili bir güç merkezi olmayı sürdürecektir.
Atamaların, birbirinden bağımsız kadro tercihleri değil yeni savunma ve caydırıcılık stratejisinin gerektirdiği kurumsal yapılanmayla bütünlük arz eden bir planın parçası olduğu görülmektedir.
Zülkadr’ın MGYK Genel Sekreterliği görevine atanması İran’ın hem iç politikadaki yönelimi hem de dış dünyayla kurduğu ilişki biçimi açısından daha sert, daha kontrollü ve daha uzun vadeli bir stratejik hattın güç kazandığına işaret etmektedir.
İbrahim Reisi tarafından ekonomiden sorumlu cumhurbaşkanı yardımcısı olarak atanan Muhsin Rızai, Reisi’nin ekonomi ekibi ile anlaşmazlık yaşadığı için çok kısa sürede Ekonomi Komisyonundan çıkartılmıştı.
Reisi'nin ekonomi ekibi üyelerinin görüşlerindeki farklılıklar, Reisi hükûmetinin ekonomideki başarısızlığının nedenlerinden biri olarak kabul edilebilir.