Tahran yönetiminin; refah, siyasal katılım ve ekonomik şeffaflık alanında gösterdiği başarısız performans, halkın devlete karşı küskünlüğüne neden olmuş ve devlet ile millet arasındaki mesafeyi artırmıştır.
İsrail-Lübnan Deniz Sınırı Anlaşması, bölge ülkelerinin atılgan enerji politikalarının yeni aşamasını başlatan bir trigger olmuştur.
Geçmişte İran-Avrupa arasında Rüşdi meselesi ve Mikonos suikastı kriz yaratmışsa da Avrupa, tercihini diplomasiden yana kullanmıştır. Bugün de Nükleer Anlaşma’yı kurtarmak amacıyla benzer bir eğilimdedir.
Hâlihazırda büyük bir ekonomik durgunlukla mücadele eden İran, Şam rejimine 11 yıldır sağladığı desteğin karşılığını, Suriye kaynakları kullanılarak telafi edilmesini istiyor.
Mevcut krizin, teokratik cumhuriyetin gelecekteki yol haritası üzerinde önemli ve uzun vadeli bir etki bırakması bekleniyor.
Türkmen gazının Kafkasya üzerinden Avrupa'ya ihracı konusunda, Rusya ve İran'ın karşıtlığına Çin de katılırsa bu enerji rotasının aktif hale gelmesi daha da zora girebilir.
Devletin mali yükünü azaltması beklenen özelleştirmenin, İran’da bir trajediye dönüştüğü söylenebilir.
İran, Ukrayna Savaşı nedeniyle Rusya’nın Batı tarafından izole edilmesini, ilişkileri geliştirmek için önemli bir fırsat olarak görmektedir.
İran Petrol Bakanı Ovci’nin açıkladığı gelişmeler, iki ülke arasında enerji iş birliğinin yükseliş trendine girdiğini göstermektedir.
İran ve Suudi Arabistan arasındaki köklü anlaşmazlıklar dikkate alındığında henüz olgunlaşmamış bu görüşmelerin büyük bir uzlaşıyla sonuçlanma ihtimali düşüktür.
Türkiye’nin, Suriye’deki muhtemel bir operasyonuna karşı İran’dan üst perdeden gelen açıklamalar, Türkiye açısından caydırıcı olmaktan ziyade iki ülke arasındaki güven zeminini aşındırıyor.
Yaptırımları atlatma motivasyonu, İran ve Rusya’yı ekonomi ve enerji ilişkilerinde birbirine yakınlaştırsa da Asya petrol piyasasındaki rekabet ve finansman zorlukları iş birliğine engel oluşturabilir.