Körfez'de yaşanabilecek bir ABD-İran savaşının hem Tahran hem de Washington için olumsuz neticeleri olacağından, böyle bir savaş ihtimalinin düşük olduğunu söyleyebiliriz.
ABD Başkanı Trump’ın Mayıs 2018’de İran ile 5+1 ülkeleri arasında 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmadan tek taraflı çekilmesiyle İran’ın nükleer faaliyetleri yeniden uluslararası gündemin üst sıralarına taşındı.
Yaptırımların devreye girmesi İran ekonomisini derinden sarstı. Petrol ihracatının durma noktasına gelmesine ek olarak enflasyonda büyüme, işsizlik gibi göstergelerde de ciddi kötüleşme gözlemleniyor.
İranlı yetkililerin verdikleri rakamların doğru olup olmaması bir yana söz konusu yetkilerce mültecilerin nükleer anlaşma çerçevesinde bir pazarlık veya tehdit unsuru olarak öne sürülmesi ne etik ne de gerçekçidir.
İran basınında geçtiğimiz hafta öne çıkan haberler
İran zamanın aleyhine işlediğini bildiği için söz konusu süreci belki de ötesini edilgen bir şekilde beklemeyecektir. Yine de ABD’yi zorlamak için atacağı adımlarda oldukça dikkatli davranması gerekmektedir.
İran’ın nükleer anlaşmadan doğan iki sorumluluğunu yerine getirmeyeceğini açıklaması anlaşmadan çekilmesinin başlangıcı olarak nitelendirilebilir.
Uygulanan yaptırımlara İran ne kadar dayanabilir bilinmez ancak bu yaptırımların Türkiye’ye olan maliyeti hiç de azımsanmayacak düzeyde.
İran basınında geçtiğimiz hafta öne çıkan haberler
1397 yılının başlarında Nükleer Anlaşma ile ilgili belirsizlik giderek artmış ve bu belirsizliklerin İran ekonomisine olumsuz etkilerinin ilk sinyalleri gelmeye başlamıştır.
ABD’nin İran’a yönelik baskıcı politikaları İran’ın dünyayla olan ilişkilerini olduğu gibi uluslararası aktörlerin de İran’la olan ilişkilerinde belirleyici bir rol oynamıştır.
Trump, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu terör örgütü ilan ederek onu zayıflatmayı amaçlamış, DMO üzerinden de İran’ı yalnızlaştırarak bölgedeki etkisini kırmayı hedeflemiştir.