Geçtiğimiz hafta; İran’ın Zengezur Koridoru yakınlarında başkonsolosluk açması, Şah Çerağ Türbesindeki terör saldırısı ve DMO ile İstihbarat Bakanlığının protestolara ilişkin ortak bildirisi mercek altına alınmıştır.
Alinejad’ın kadın objesi üzerinden İran toplumunu sisteme karşı harekete geçirmesi, stratejik bir tercih olmuştur.
İran’daki ağır ekonomik kriz ve yaptırımlar, bu ülkedeki mültecilere karşı toleransı günden güne aşağı çekmekte ve ülkedeki yabancılara karşı yaptırımların ağırlaşmasına sebep olmaktadır.
İsrail-Lübnan Deniz Sınırı Anlaşması’nı destekleyenler; Anlaşma’nın, İran’ın bölgedeki etkisini sınırlayacağını iddia etmektedir. Ancak İran’ın Hizbullah’la olan köklü ilişkisi, Anlaşma’nın İran’a imkân sağlaması ihtimalini kuvvetlendirmektedir.
Şu anki şartlar göz önünde bulundurulduğunda İran’da üst düzey karar alıcıların, zorunlu örtünme konusunda mevcut durumun idamesine daha yakın durdukları söylenebilir.
İran gazeteleri, geçtiğimiz hafta Azerbaycan sınırındaki askerî tatbikatın yanı sıra protestolar kapsamında Evin Hapishanesindeki isyan ve Erdebil’de lise öğrencilerine ölümcül şiddet iddiası gibi gelişmeleri irdelemiştir.
İranlı kadınların kimliğinin Pehlevi Dönemi’nde devlet eliyle Batı’nın yanında, İslam Cumhuriyeti Dönemi’nde Batı’nın tam karşısında konumlandırılması; Batı’nın İran’daki kadın meselesindeki başlıca rolünü teyitler niteliktedir.
Yapılan tahminler ve spekülasyonlar bir tarafa; Hamenei’nin halefinin kim olacağı üzerinde muhtemelen çalışılmış ve bu konuda rızaya dayalı bir mutabakat şimdiden sağlanmıştır.
Emini’nin ölümü üzerinden yürütülen etnik siyaset, sessiz ve sokağa çıkma konusunda kararsız İranlıların tereddütlerini artırıyor.
İranlı analistlerin yazılarında ve söylemlerinde Türkiye’yi; NATO, ABD, İsrail ve Suudi Arabistan’ın yanında İran’ı bölmek isteyen bir “dış mihrak” olarak konumlandırdıkları görülmektedir.
İran’ın; Irak Kürt bölgesine yönelik saldırıları doğrudan üstlenmesi ve asimetrik saldırılarla birlikte konvansiyonel eğilimlere yönelmesi, İran güvenlik doktrininde meydana gelen mecburi değişimlere işaret etmektedir.
Geçmişte İran-Avrupa arasında Rüşdi meselesi ve Mikonos suikastı kriz yaratmışsa da Avrupa, tercihini diplomasiden yana kullanmıştır. Bugün de Nükleer Anlaşma’yı kurtarmak amacıyla benzer bir eğilimdedir.