DMO Komutanı Albay Seyid Hüdayi’ye düzenlenen suikast, İsrail’in İran’a yönelik operasyonlarındaki hedeflerinin niteliğinde değişime işaret etmektedir.
“Devrim sonrası asimetrik harp kapasitesini geliştirmeye odaklanan İran, bu kapasitesini direniş ekseni politikası gibi bölgesel projeksiyonlarında kullanırken aynı zamanda ekonomik bir kazanca dönüştürmek istemektedir.”
Ses kaydı, muhafazakârların kendi içerisindeki iktidar mücadelesini açığa çıkarırken Kudüs Gücünün finansal desteğinin teminini ve Kalibaf’ın bundaki rolünü açıkça ortaya koymuştur.
İran, Türkiye’nin son dönemdeki diplomatik hareketliliğini yakından takip ediyor. Özellikle Karabağ Savaşı’ndan beri Türkiye karşıtı söylemlerini artıran basın ve yetkililer, İsrail ile yakınlaşma, Kaşıkçı davası dosyasının Suudi Arabistan’a gönderilmesi
Viyana görüşmeleriyle yaptırımlar üzerindeki denetim gevşese de son aylarda İran, petrol ticaretini sürdürmek amacıyla takas mekanizmasını kullanmaktadır.
Riyad’ın, İran’ın Suriye’de savaştırdığı Pakistanlı militanları Husi saflarında savaşmak üzere Yemen’e göndereceğini iddia ederek Pakistan’a bu konuda sert adımlar atması için baskı yaptığı iddia edilmektedir.
İran’daki düşünce kuruluşlarında çıkan analizlerin, Rusya-Ukrayna arasındaki sorunları; tarihsel, psikolojik ve ideolojik boyutlarıyla değil, genel olarak reelpolitik boyutuyla ele aldığı görülmektedir.
Birçok uzman savaş nedeniyle riske giren Rus kaynaklarına alternatif olarak İran doğal gazını vurgulasa da böyle bir durum gerçekçi değil.
“Nükleer bir İran” Moskova’nın çıkarlarıyla çelişiyor olabilir ancak “İran’ın nükleerleşmesi tehdidi”, Rusya’nın Batı’ya karşı kaldıraç olarak kullanabildiği bir kriz yaratmıştır.
İran ve Katar arasındaki ilişkilerin bir ayağını Viyana görüşmeleriyle ilintili konular, diğerini Rusya ve Avrupa arasındaki krizden kısa süreli avantaj sağlama arzusu oluşturmaktadır.
Viyana anlaşması İran içi güç dengelerini etkileyecek olmasına rağmen asıl etkisi bölgesel politikalar konusunda olabilir.