İdlib’de yaşanan son gerginlik, milislerin ve vekil güçlerin cephedeki komutayı rejim güçlerine bırakarak yavaş yavaş geri çekilmeye başlamasının ne denli önemli olduğunu gösterdi.
Cumhurbaşkanı Salih'in, Zurfi'yi hükümeti kurmakla görevlendirmesi Irak siyasetini hareketlendirdi. Kürt, Sünni ve bazı Şii politikacılar karara itiraz etmezken, mecliste İran destekli Şii bloklar karara şiddetli tepki gösteriyor.
Suriye, yabancı milislerin giriş çıkışları ve sağlık altyapılarının tahrip edilmesi gibi nedenlerle yakın zamanda salgının yoğun olduğu ülkeler listesinin başına geçebilir.
İran’ın Şiileştirme politikası, Müslüman toplulukların yaşadığı bölgelere açtığı kültür merkezleri ile Şiiliğin yaygınlaştırılmasını hedeflemiş, bu merkezleri “İslami tebliğin” önemli bir aracı hâline getirmiştir.
Protestolar Şii yoğunluklu şehirlerde patlak vermesine rağmen mezhepsel öfkeyi değil mezhepleri veya etnik kökenleri de aşan genel bir öfkeyi yansıtmaktaydı.
İran tansiyonu artırarak ABD’yi savaş gibi ortak bir riske maruz bırakmaya, korkutmaya ve geri adım attırmaya çalışmaktadır.
İran, Hindistan’a karşı keskin bir çizgi çekerse bu durumun Güney Asya ve Orta Doğu için daha büyük sonuçları olabilir.
İran’ın, Suriye’deki jeopolitik denklemlerde köşeye sıkıştığı görülmektedir.
Anadolu’nun tarihten gelen set rolünü sürdürmesi için Türkiye’nin çok güçlü bir biçimde desteklenmesinden başka çare yoktur.
Son saldırılar, ABD-İran geriliminde Irak sahnesindeki gerilimin koronavirüs krizi sürecinde dahi yükselip önü alınmaz bir hâle bürünebileceğini göstermektedir.
Şii Dünyasında Geçtiğimiz Hafta Öne Çıkanlar
5 Mart’ta yapılacak olan Erdoğan-Putin görüşmesi çıkar dengelerinin ortak noktada buluşturulmasının çabası olacaktır.