Eğer İran politika değişikliğine giderek ABD’nin Suriye’de yaptığı gibi Irak’ta PKK’nın hamiliğine soyunmayı düşünüyorsa bu durumun etkileri stratejik boyutta olacaktır.
Dinî gerekçelerle ortaya konan planın asıl hedefleri arasında, Akdeniz’e ulaşmak ve Türkiye ile Sünni Araplar arasında bir bariyer oluşturmak olduğu söylenebilir.
Son Karabağ olaylarında süreç dışında kalan ve bunu telafi etmenin arayışında olan İran, tüm stratejisini Türkiye’yle rekabet üzerine kurmaktadır.
İran ve Rusya’nın desteklediği Esed rejimi, Suriye’yi geleceği olmayan çökmüş bir ülke hâline getirmiştir. Görünüşe göre yeni yılda da Suriye’yi daha iyi bir durum beklememektedir.
Arap monarşilerinin, Orta Doğu’da yürüttükleri jeopolitik mücadeleden ve bu bağlamda Katar’a uyguladıkları baskılardan bir sonuç alamamış olmaları, Basra Körfezi’ndeki ilişkilere yansımıştır.
Kazımi’nin bölgesel ilişkileri yöneterek Irak’ta gün geçtikçe artan sosyoekonomik problemlere dair geniş halk kesimlerine bir umut vermesi gerekiyor.
İran düşünce ve araştırma kuruluşlarında çıkan yazılar hükûmetin resmî açıklamalarını destekler mahiyette olmasının yanı sıra hükûmete bazı öneriler ve uyarılar içermektedir.
Rusya ve Minsk Grubu, Dağlık Karabağ’daki işgalin sona ermesi için bir çözüm bulamazsa ateşkes anlamını kaybedeceği gibi Türkiye’nin dâhil olduğu yeni bir görüşme sürecine de ihtiyaç artacaktır.
1813 Gülistan, 1828 Türkmençay ve 1829 Edirne antlaşmalarıyla Rusların eline geçen Dağlık Karabağ, Rusların etnik politikaları neticesinde demografik bir değişim ve dönüşüm süreci yaşamıştır.
Rusya’nın tarafsız kalma politikası giderek zayıflıyor. Azerbaycan’ın askerî operasyonları ve Türkiye’nin politikası Rusya’yı çözüm masasına oturmaya zorluyor.
İran’ın büyüklüğü, nüfusu, Şiilik formülasyonu ve Arap devletlerindeki eylemleri tarihsel olarak BAE’nin stratejik düşüncesini etkilemiştir.
Bu coğrafyadaki kültürel birikimin toptancı bir şekilde, doğruluğu tartışmalı “Aryan Teorisi” üzerinden İran’ın hanesine yazılması izaha muhtaçtır.