Körfez monarşilerinin, misilleme kapasitesini geliştirerek artık edilgen hedefler olmaktan çıkmak ve saldırıların maliyetini İran’ın bölgesel vekil ağları ile stratejik bağlantıları üzerinden karşı tarafa yüklemek yönünde bir güvenlik anlayışına yönelebileceği söylenebilir.
İslamabad Mutabakatı nihai anlaşmaya giden yolda bir ön anlaşma, KOEP ise nihai bir anlaşmadır. Bu iki belgenin en temel ortak noktası her ikisinin de sorunları diplomatik yolla çözme arayışının ürünü olmasıdır.
İran, ABD’den gelecek ve sivil altyapıyı hedef alacak bir ikinci dalgadan kaçınmak isterken ABD ise savaşı daha maliyetli kılmadan Hürmüz ve nükleer meseleyi çözmek istemektedir.
Konunun yapısal ve konjonktürel boyutlarına bir bütün olarak bakıldığında, ABD Başkanı Trump’ın tarihe “İran dosyasını kapatan lider” olarak geçme arzusunun, onu stratejik açmazlarla karşı karşıya bıraktığı görülmektedir.
Savaşın yayılması ve ABD’nin İran’da kaos üretmeye dönük kara harekâtına yönelmesi, Türkiye açısından net bir kırmızı çizgidir. Bu tarz bir tırmanma, hem savaşın uzamasına hem de Türkiye’ye yönelik tehdidin artmasına neden olacaktır.
İran Pasif Savunma Teşkilatı, orta ölçekli bir gücün teknolojik üstünlük karşısında geliştirebileceği en iddialı konvansiyonel hayatta kalma programlarından biri olarak değerlendirilebilir.
ABD’nin sınırlı kara operasyonu yürütme kapasitesi olsa da asıl mesele, bu operasyonun sağlayacağı muhtemel kazançların; tırmanma riski, uzun süreli angajman ihtimali ve İran’ın savunma ağlarının yaratacağı maliyete değip değmeyeceğidir.
Yüz binlerce Lübnanlının güneyden göç etmek zorunda kalması ve sınır yerleşimlerinin sistematik biçimde ortadan kaldırılması gerek askerî gerekse demografik sonuçlar doğuran bir sürece işaret etmektedir.
Enerji altyapısı ağır zarar gören, rafinerileri vurulan ve gündelik hayatı ciddi biçimde aksayan bir devletin vereceği stratejik refleks çoğu zaman teslimiyet yerine daha düşük maliyetli fakat daha riskli asimetrik radikalleşme olur.
ABD-İsrail hava harekâtlarının İran’da bir Kürt ayaklanması yaratması, Kürt gruplar arasındaki parçalanmışlık, toplumsal desteğin yokluğu, kara işgalinin olmaması ve İran’ın güvenlik kapasitesi nedeniyle mümkün görülmemektedir.
İran’a yönelik askerî müdahalelerin stratejik sonuç üretmesi kara, hava ve deniz unsurlarının birlikte kullanıldığı kapsamlı bir müşterek harekât gerektirir. Ancak böyle bir operasyon ABD ve İsrail açısından uygulanabilir görünmemektedir.