ABD’nin İran’a yönelik olası bir amfibi harekâtının başarı ihtimalinin, büyük ölçüde harekâtın kapsamına, ağırlık merkezi tercihine ve müttefik katılımına ilişkin kararlara bağlı olduğu söylenebilir.
İran kıyısında vurulan hedefler ne rastgele seçilmiştir ne de yalnızca bir misillemeden ibarettir. Eldeki veriler, en açık biçimde Hürmüz üzerindeki denetimi ele geçirmeye dönük zorlayıcı bir harekâta işaret etmektedir.
İran’ın İsrail ve ABD ile bir savaşın içinde bulunduğu mevcut konjonktürde, Azerbaycan ile yeni bir cephe açılması ve gerginliğin sıcak çatışmaya dönüşmesi her iki taraf açısından da rasyonel bir ihtimal olarak görünmemektedir.
İran toplumu, rejime yönelik desteğin eridiği ancak tamamen çözülmediği, muhalefetin yaygınlaştığı ancak örgütsüz kaldığı, dış baskının ise toplumsal dinamikleri hem tetiklediği hem de karmaşıklaştırdığı bir dönemden geçiyor.
Mevcut yaptırımlara ek olarak DMO’nun terör listesine alınması, AB’nin İran sivil toplumunu destekleme ve İran yönetimi üzerindeki baskıyı artırma konusunda daha kararlı bir çizgiye geçtiğini göstermektedir.
Rejim kısa vadede güvenlik araçlarıyla istikrarı koruyabilmiş görünse de bu yaklaşım uzun vadede sistemi daha sert ve daha fazla güvenlik temelli çözümlere bağımlı hâle getirmektedir.
İsrail, hava kuvvetlerinin teknolojik üstünlüğü, hassas güdümlü mühimmat envanteri ve gelişmiş istihbarat/izleme sistemleri sayesinde İran’ın nükleer ve füze altyapısına büyük zarar verirken; İran ise kitlesel dron ve füze saldırılarıyla doğrudan misillem
İran-Suudi Arabistan uzlaşısı, bölge barışı için olumlu bir adımdır. Ancak iki ülke arasındaki bölgesel rekabetin ve güven sorununun geride bırakılması şu an için mümkün değildir.