Arama Sonuçları: " Muhalefet"

İran basınındaki değerlendirmelerde, Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın zamanlaması özellikle vurgulanmakta, İran-ABD gerilimi, İsrail’in bölgede artan askerî hareketliliği ve Hürmüz, Kızıldeniz ve Bâbülmendep hattındaki kırılganlıkların anlaşmanın ortaya çıktığı güvenlik ortamını şekillendirdiği üzerinde durulmaktadır.

28 Şubat’ta başlayan savaş, Riyad’ın nükleer programını ekonomik kalkınmanın ötesinde stratejik dengeleme ve güvenlik aracı olarak görme eğilimini güçlendirmiştir.

Mutabakat kâğıt üzerinde Washington ile Tahran arasında imzalanmış olsa da sürecin asıl belirleyicisi İran’daki güç odakları arasındaki pazarlıktır ve bu pazarlığın sonucu henüz netleşmemiştir.

ABD ve İran devlet başkanları tarafından imzalanan, 60 gün süreyle geçerli olan ve iki ülke arasında kapsamlı müzakerelerin önünü açan mutabakatın İsrail’de birçok kesimin ezberini bozduğu görülmektedir.

Mutabakat zaptı etrafındaki tartışmanın yeni yönetim açısından asıl önemi, Payidari Cephesi’nin yalnızca anlaşmaya itiraz eden bir siyasi çevre olmasından öte, savaş sonrası dönemde karar alma süreçleri üzerinde baskı oluşturabilecek bir aktör olarak öne çıkmasıdır.

Özellikle ideolojik olarak daha sert bir çizgide duran ve başta parlamento ile medya alanında etkili olan Payidari Cephesi gibi radikal unsurların kamuoyu üzerindeki yönlendirici etkisi, yönetim açısından dikkatle idare edilmesi gereken bir iç faktör olmaya devam etmektedir.

Atama, dışarıdan gelen bir komutanın teşkilatın başına getirilmesi, rejim değişikliği beklentisinin kurumsal düzeyde sürdürülmesi ve İran dosyasının Başbakanlık Ofisi’nin doğrudan yönetimine geçmesi gibi unsurları bir arada barındırmaktadır.

Geriye dönüp bakıldığında, askerî üstünlüğe sahip olan ABD ve İsrail’in bu savaşın mutlak bir galibi olduğunu söylemek güçtür.

İran’da yeni dini liderin Mücteba Hamaney seçilmesiyle birlikte yeni bir dönem başladı. Atacağı adımlar onun liderliğinin “şekli” mi yoksa “gerçek” mi olduğunu gösterecek.

Bulgular, operasyonun Batı İran’da geniş bir yerleşim ağına yayıldığını ve belirli güvenlik altyapılarının sistematik biçimde hedef alındığını göstermektedir.

Tahran, ontolojik güvenlik anlayışından taviz vermek istemese de bu süreci bazı tavizler ve yeni gerilimler olmadan sürdürmesi güç görünmektedir.

İran toplumu, rejime yönelik desteğin eridiği ancak tamamen çözülmediği, muhalefetin yaygınlaştığı ancak örgütsüz kaldığı, dış baskının ise toplumsal dinamikleri hem tetiklediği hem de karmaşıklaştırdığı bir dönemden geçiyor.