Avrupa’nın İran siyasetinde öncelikli hedefi Nükleer Anlaşma’yı korumaktır ve bu durum, ABD Başkanlığına Biden veya Trump’ın gelişiyle de birdenbire değişmeyecektir.
BAE-İsrail yakınlaşması İran açısından güvenlik, askerî ve ekonomik yönden potansiyel tehdit unsurları barındırmaktadır.
Nükleer Anlaşma, getirdiği tüm kısıtlamalara rağmen İran’ın nükleer programının uluslararası düzeyde tanınması anlamı taşımaktadır.
İran’ın en önemli nükleer yakıt üretim merkezlerinden biri olan Natanz Nükleer Tesisi’nde meydana gelen patlama, İsrail’in bu ülkeye yönelik olarak yürüttüğü asimetrik savaşın son örneği olarak görülüyor.
Cumhuriyetçiler tarafından sunulan yasa tasarısı “maksimum baskı” kampanyasını genişleterek İran’a karşı şimdiye kadarki en zorlu yaptırımları öneriyor.
Tahran yönetimi, Joe Biden’ın ABD başkanlığı olasılığına daha temkinli hazırlanmalıdır.
Tahran bir yandan zayıf noktası olan Körfez’deki hava savunma altyapısını geliştirirken diğer yandan da taarruz kabiliyetini artırmak amacıyla bir askerî teknoloji hamlesi yürütüyor.
ABD’nin İran’a 2015 yılından beri uygulanan silah ambargosunun kaldırılmasını önlemeye ilişkin çabasında kararlı olduğu görülüyor.
DMO'nun fırlattığı roketin 425 kilometre yüksekliğe ulaşabilmesinin ve yörüngeye yerleşen uydunun askerî keşif kabiliyetlerinin Orta Doğu jeopolitiği için çeşitli sonuçları olacaktır.
İran basınında geçtiğimiz hafta öne çıkan haberler
Geçtiğimiz ay yapılan bazı anketler Joe Biden'in başkanlık yarışında Donald Trump'tan daha popüler olduğunu gösterdi.
Yemen’de Arap Baharı'nın da etkisiyle 2011'de başlayan gösteriler, 2014’te otuz üç yıldır ülkeyi yöneten Ali Abdullah Salih’in Husiler tarafından devrilmesi ile sonuçlandı.