Türkiye’nin, bölgedeki aktörlerle olan ilişkilerinde meydana gelen olumlu değişiklikler; Tahran’ı, bölge politikalarını gözden geçirmeye zorlayan etkenler arasında görülmektedir.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile İran arasındaki iş birliği, İran nükleer krizinin çözümünde önemli bir adım olarak görülebilir.
Tarafların, taleplerini gerçekçi seviyeye çekmemeleri; müzakereleri ve dolayısıyla KOEP’i bütünüyle çöküş noktasına taşıyabilir.
Taliban’ın Afganistan’daki hâkimiyeti, İran için güvenlik ve siyasi sonuçlarının yanı sıra ekonomik ve mali açıdan da bazı sonuçlar doğuracaktır.
Ailenin Korunması ve Nüfusu Gençleştirme Yasası’yla getirilen bazı yasaklar ve önlemler, insan ve kadın hakları savunucularını endişelendirmiş durumdadır.
İran’daki su krizinin; iklim değişikliği, kuraklık, nüfus yoğunluğuyla alakası olmakla birlikte krizin esas nedeninin kötü su yönetiminden kaynaklandığı görülmektedir.
Marib şehrinde bulunan kabileler arasında ikilik yaratarak şehri düşürmeyi deneyen Husiler, bu girişimde başarılı olamadığı gibi aşiretlerin daha da kenetlenmesine yol açmıştır.
Menendez’in, KOEP karşıtı bir tavır sergilerken Dağlık Karabağ konusunda Türkiye ve Azerbaycan karşıtı bir tutumla İran’daki Fars milliyetçileri ile paralellik göstermesi dikkat çekicidir.
Irak’ın siyasi geleceğini erken seçimler değil; Ekim Hareketi belirleyecektir.
ABD liderliğindeki Batı’yla sorunlar yaşayan ve yöneldiği Doğu ülkelerinden beklediği ölçüde destek göremeyen Tahran, son aylardaki bölgesel gelişmeler karşısında hazırlıksız yakalandı.
Uzun zamandır bölgesel rakipler olan İran ve Suudi Arabistan, Irak’ın ara buluculuğunda bir uzlaşı aracı olarak diyalog yoluyla sorunları çözmeye ve bölgesel gerilimi azaltmaya çalışıyor.
Ekonomi ve Maliye Bakanı Handuzi “ekonomide şeffaflık” düsturuyla önceki hükûmetin açıklarını kamuoyuyla paylaşarak Reisi hükûmetinin popülaritesini artırmak istiyor.