İran, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın patlak vermesinden bu yana gerek söylemde gerekse BM’de yapılan oylamalarda Rusya’yı destekleyen ülkelerden biri olarak ön plana çıktı.
Göç meselesi oldukça hassas bir konu olup her bireyin hikâyesinin ve motivasyonunun kendine özel olduğu unutulmamalıdır.
Reisi ve taraftarları, Doğu’ya yönelik adımları ülkenin dış politikası için stratejik bir başarı olarak görürken muhalif cephe bu gelişmelere karşı eleştirilerini artırdı.
Astana Görüşmelerinin sonuç bildirgesinde; Fırat’ın doğusunda bulunan terör örgütlerinin varlığından ve eylemlerinden endişe duyulduğunun açıkça belirtilmesi, Türkiye’nin etkin diplomasisini göstermektedir.
Yaklaşık 60 ülke temsilcisinin katılımıyla gerçekleşen toplantı, Afganistan’ın içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik krizi aşmak için önemli bir adımdır.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile İran arasındaki iş birliği, İran nükleer krizinin çözümünde önemli bir adım olarak görülebilir.
Ilısu Barajı ve HES’in tamamlanması, İran basınında kendine oldukça geniş bir yer bulmuş ve ciddi ithamlar üzerinden bir kamuoyu yaratılmaya çalışılmıştır.
İran’da 1400 yılının son aylarında onaylanan 40 yatırım projesinden 12’si, Afgan yatırımcılara sağlandı.
Bakıri’nin Rusya ziyaretinin, iki ülke arasında artan ciddi sorunların konjonktür gereği dışa yansıtılmaması amacı taşıdığı belirtilmelidir.
Uzun zamandır bölgesel rakipler olan İran ve Suudi Arabistan, Irak’ın ara buluculuğunda bir uzlaşı aracı olarak diyalog yoluyla sorunları çözmeye ve bölgesel gerilimi azaltmaya çalışıyor.
İran-Azerbaycan sınırında ortaya çıkan gerilimin arka planında eğer İran’ın İsrail’le ilgili kaygıları yer alıyorsa bu endişeleri gidermenin yolu, diplomasi ve bölgesel iş birliğidir.
Uluslararası politik ekonominin gerçekleri ve üye devletlerinin çatışan gündemleri; ŞİÖ’ye üye olmanın, İran’ı uluslararası sistem nezdinde anlamlı bir şekilde güçlendireceği anlamına gelmiyor.