İran basını, Ankara-Şam ilişkilerinin normalleşmesinde Tahran’a ara buluculuk rolü atfetmeye çalışsa da Suriye üzerindeki egemenliğini kaybedeceği endişesi, Tahran’da tedirginlik yaratmaktadır.
Ankara-Şam, Şam-Abu Dabi ve Riyad hattında süren normalleşme adımlarını kaygıyla takip eden Tahran, gelişmelerin 12 yıldır Suriye’de oluşturduğu nüfuzuna nasıl yansıyacağı sorusunun cevabını arıyor.
İsrail-Lübnan Deniz Sınırı Anlaşması’nı destekleyenler; Anlaşma’nın, İran’ın bölgedeki etkisini sınırlayacağını iddia etmektedir. Ancak İran’ın Hizbullah’la olan köklü ilişkisi, Anlaşma’nın İran’a imkân sağlaması ihtimalini kuvvetlendirmektedir.
Türkiye ulusal çıkarları gereği, Orta Doğu’nun iki önemli devleti olan Suudi Arabistan ve İran’a eşit mesafede yaklaşmaktadır.
İran-İsrail gölge savaşları bölgesel gerilimi tırmandırırken İsrail, “Ahtapot Doktrini” dâhilinde İran içindeki operasyonlarının temposunu artırıyor.
“Devrim sonrası asimetrik harp kapasitesini geliştirmeye odaklanan İran, bu kapasitesini direniş ekseni politikası gibi bölgesel projeksiyonlarında kullanırken aynı zamanda ekonomik bir kazanca dönüştürmek istemektedir.”
Tenef Üssü’ne yapılan drone saldırısı, hedef alınan ABD üssünün, hava savunma zafiyetini akıllara getirirken İsrail’in, Suriye’ye yönelik son saldırılarına karşı gelişen bir reaksiyon olarak okunabilir.
İran-Azerbaycan sınırında ortaya çıkan gerilimin arka planında eğer İran’ın İsrail’le ilgili kaygıları yer alıyorsa bu endişeleri gidermenin yolu, diplomasi ve bölgesel iş birliğidir.
Bağdat Zirvesi’nden de anlaşılacağı üzere İran’ın yeni dönem dış politika hedef ve önceliklerinde ekonomik iş birlikleri ve komşularla iyi ilişkiler belirleyici bir rol oynuyor.
Viyana müzakerelerinde nihai bir anlaşmanın çıkmasını zorlayan koşullar yalnızca İran tarafı ile ilgili değildir.