İran’daki tartışmalar şu soruya odaklanmaktadır: Tahran’ın tepkisi sembolik bir karşı adımla mı sınırlı kalacak, yoksa somut siyasi, diplomatik ve hukuki sonuçlar doğuracak bir sürece mi dönüşecektir?
Avrupa Troykası’nın “Snapback” Kararı İran’da Nasıl Karşılandı?
28 Ağustos Perşembe günü Birleşik Krallık, Fransa ve Almanya’dan oluşan ve E3 olarak da bilinen Avrupa Troykası, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) ilettikleri resmî yazıyla İran’a karşı snapback (tetik) mekanizmasını başlattıklarını duyurdu. Bu adım, 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) çerçevesinde askıya alınmış olan BM yaptırımlarının yeniden yürürlüğe girme sürecinin resmen başladığı anlamına geliyor. Söz konusu üç ülkenin dışişleri bakanlarının yayımladığı ortak bildiride, öncelikli hedefin İran’ın herhangi bir koşulda nükleer silah edinmesini veya geliştirmesini engellemek olduğu vurgulandı.
İran basınında yer alan haberlere göre bu karar, 26 Ağustos Salı günü Cenevre’de gerçekleştirilen ve sonuçsuz kalan İran-E3 müzakerelerinin ardından alınmıştır. Diplomasi kaynaklarına göre, İran heyeti müzakerelerde “tatmin edici bir öneri sunmamış” ve snapback mekanizmasının ertelenmesine yönelik seçenekleri kategorik olarak reddetmiştir.
Bununla birlikte snapback mekanizmasının devreye sokulması, diplomatik süreçlerin tamamen sona erdiği anlamına da gelmiyor. Nitekim E3 ülkeleri BMGK’ya sundukları mektupta, yaptırımların fiilen uygulanmaya başlamasından önceki otuz günlük sürede İran ile nükleer dosya konusunda müzakerelere açık olduklarını ifade etti.
Snapback/tetik mekanizması nedir?
KOEP’in en tartışmalı unsurlarından biri olan bu mekanizma, 2015’te kabul edilen BMGK’nın 2231 sayılı kararında da yer almıştır. Mekanizma, Tahran’ın nükleer yükümlülüklerini ihlali durumunda İran’a yönelik uluslararası yaptırımların hızlı biçimde ve herhangi bir engelle karşılaşmadan yeniden yürürlüğe konulmasını sağlamayı hedeflemektedir.
Bu çerçevede, KOEP’e taraf devletlerden herhangi biri (Çin, Rusya, Birleşik Krallık, Fransa ve Almanya), İran’ın “temel yükümlülüklerini ihlal ettiğini” tespit etmesi halinde konuyu BMGK’ya taşıyabilmektedir. ABD ise 2018 yılında anlaşmadan tek taraflı olarak çekildiği için böyle bir hakka sahip değildir.
Konunun BMGK’ya taşınmasının ardından Konsey’in yaptırımların askıya alınmasının devamına ilişkin bir karar alabilmesi için 30 günlük bir süresi bulunmaktadır. Bu süre içinde karar alınamaması durumunda ise geçmişte uygulanmış yaptırımlar otomatik olarak yeniden devreye girecektir. Bu geri dönüş süreci için yeni bir oylama yapılmasına gerek bulunmamakta ve daimi üyelerin veto yetkisi de geçerli olmamaktadır.
Mekanizmanın işletilmesi halinde, 2006-2010 yılları arasında Mahmud Ahmedinejad’ın cumhurbaşkanlığı döneminde kabul edilen altı BMGK kararı (1696, 1737, 1747, 1803, 1835 ve 1929) tekrar yürürlüğe girecektir. Bu kararlar kapsamında İran’a yönelik yaptırımlar şunları içermektedir:
-
Konvansiyonel silah ambargosu
-
Nükleer silah taşıma kapasitesine sahip balistik füze faaliyetlerine yönelik kısıtlamalar
-
Nükleer ve füze programlarıyla bağlantılı kişi ve kurumlara malvarlığı dondurma ve seyahat yasakları
-
Çift kullanımlı teknoloji ve ekipman transferlerinin engellenmesi
-
Finansal kurumlar ve enerji sektörüne yönelik yaptırımlar
Bu kapsamlı yaptırım rejimi, İran ekonomisi üzerinde ciddi etkiler yaratma potansiyeline sahiptir. Özellikle nükleer ve füze programlarının ilerlemesi açısından ağır kısıtlamalar doğurabileceği değerlendirilmektedir.
İran ne tepki verdi?
E3 ülkelerinin adımının ardından İran’dan sert tepkiler geldi. Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan resmî açıklamada, “yasadışı” olarak tanımlanan bu girişimin, İran ile Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) arasındaki mevcut işbirliğini ciddi biçimde zayıflatacağı vurgulandı. Açıklamada ayrıca, bu “gereksiz ve provokatif gerilimin” yanıtsız bırakılmayacağı ifade edildi.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de E3 ülkelerinin dışişleri bakanları ile Avrupa Birliği’nin dış politika yüksek temsilcisinin kendisiyle doğrudan temasa geçerek önümüzdeki 30 gün içinde diplomatik çözüm arayışına hazır oldukları mesajını verdiklerini aktardı. Arakçi, Avrupa devletlerinin “sorumlu bir yaklaşım benimseyerek” bu hatalı adımı geri çekeceklerine dair umudunu da dile getirdi. Ancak daha sonra sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımda, E3 ülkelerinin kararını “İsrail ve ABD’nin çıkarlarına hizmet eden kasıtlı bir girişim” olarak nitelendiren Arakçi, bu adımı “ölçüsüz, gayrimeşru ve gayriahlaki” şeklinde tanımladı.
İran BM Daimî Temsilcisi de sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, Konsey üyelerinin “tarihsel bir dönüm noktasında” bulunduğunu belirterek mekanizmanın devreye girmesi halinde ciddi sonuçlar doğuracağını savundu.
En güçlü tepki ise İran Meclisi’nden geldi. Meclis 90. Madde Komisyonu Başkan Yardımcısı Hüseyinali Deligani Tasnim Ajansı’na yaptığı açıklamada, İran’ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’ndan (NPT) tamamen çekilmesini öngören “acil” nitelikli bir yasa tasarısının hazırlandığını duyurdu. Deligani, tasarının önümüzdeki hafta yapılacak genel kurulda ele alınacağını ve yasal prosedürün başlatılacağını da dile getirdi.
Fars Haber Ajansı tarafından yayımlanan tasarıya göre, önerinin kabul edilmesi halinde İran hükümeti üç temel adım atmakla yükümlü olacaktır:
-
NPT ve Ek Protokol’den resmen çekilmek
-
ABD ve E3 ülkeleriyle hiçbir koşul altında doğrudan müzakereye girmemek
-
UAEA ile tüm işbirliği ve denetim faaliyetlerini durdurmak
Tasarıya “acil” kodu verilmesi halinde, Anayasa Koruyucular Konseyi (AKK) hızlandırılmış inceleme süreci işletilecek ve düzenleme kısa süre içinde Meclis’e sunulabilecektir.
İran’daki iç tartışmalar, E3’ün kararının ülkenin siyasal dengelerini de etkileyeceğini göstermektedir. Muhafazakâr kesimler, NPT’den çekilmenin İran’ın ulusal onurunu koruyacağı ve Batı’ya güçlü bir mesaj göndereceği görüşünü savunurken ılımlı ve reformist çevreler, bu adımın diplomatik izolasyona yol açabileceğini ve ekonomik maliyetleri artıracağını vurgulamaktadır. Bazı eski diplomatlar ve uzmanlar ise tasarının sembolik bir karşı adım niteliğinde olduğunu, asıl amacın uluslararası müzakerelerde İran’ın elini güçlendirmek olabileceğini belirtmektedir. Öte yandan bazı gözlemciler, İran’ın snapback tehdidine karşı daha pragmatik bir yaklaşım benimseyip bir yandan sınırlı ve geri alınabilir adımlar atarak diğer yandan da UAEA ile işbirliğini yeniden başlatmanın yanı sıra Rusya, Çin ve hatta ABD ile diplomatik temaslarını artırıp müzakereler için ek zaman kazanması gerektiğini savunmaktadır. Bu yaklaşımın hem İran’ın diplomatik manevra alanını korumasına hem de ekonomik ve siyasi riskleri sınırlamasına olanak sağlayabileceği ifade edilmektedir.
Sonuç olarak, İran’daki tartışmalar şu soruya odaklanmaktadır: Tahran’ın tepkisi sembolik bir karşı adımla mı sınırlı kalacak, yoksa somut siyasi, diplomatik ve hukuki sonuçlar doğuracak bir sürece mi dönüşecektir? Önümüzdeki dönemde İran’ın atacağı adımların yönünü hem iç siyasi dinamikler hem de uluslararası aktörlerin tepkileri belirleyecektir. Her durumda bu süreç, İran’ın nükleer stratejisi ve Ortadoğu’daki jeopolitik konumu açısından kritik bir dönüm noktası niteliği taşımaktadır.
NPT’den çekilmenin olası sonuçları
İran’ın Avrupa’dan gelen bu hamleye karşı NPT’den çekilme tehdidinde bulunması, yalnızca anlaşmazlığın hukuki boyutunu değil aynı zamanda küresel nükleer silahların yayılmasını önleme rejimini de doğrudan ilgilendirmektedir.
Her şeyden önce İran’ın bu yönde bir adım atması, uluslararası toplum açısından nükleer silahların yayılmasını önleme rejimine yönelik en ciddi meydan okumalardan biri olacaktır. Zira NPT, Soğuk Savaş sonrasında kurumsallaşan küresel güvenlik mimarisinin en temel sütunlarından birini oluşturmaktadır. İran’ın çekilmesi, diğer bölgesel aktörler için de emsal teşkil ederek özellikle Ortadoğu’da nükleer silahların yayılma riskini artıracaktır. Bu durum, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır gibi ülkelerin benzer yönelimlere girmesinin önünü açabilir.
İkinci olarak, NPT’den çekilme tehdidi, İran’ın UAEA ile sürdürdüğü gözetim ve denetim işbirliğini de fiilen sona erdirebilir. Böyle bir adım, uluslararası toplumun İran’ın nükleer programının askerî boyutlara kayıp kaymadığını izlemesini imkânsız kılacaktır. Dolayısıyla böyle bir hamle, kısa vadede “nükleer belirsizlik stratejisi” üzerinden Tahran’a pazarlık gücü kazandırabilecek olsa da uzun vadede İran’ın uluslararası yalnızlığını derinleştirme riski taşımaktadır.
Üçüncü olarak böyle bir karar, ABD ve Avrupa ülkelerinin daha sert yaptırımları gündeme getirmesine yol açabileceği gibi Rusya ve Çin’in İran’a verdiği diplomatik desteği de sınırlayabilir. Dolayısıyla İran, kısa vadede bazı taktiksel kazanımlar elde etse bile, stratejik düzeyde daha kapsamlı diplomatik ve ekonomik baskılarla karşı karşıya kalacaktır.
Bütün bunlar dikkate alındığında, NPT’den çekilme söylemi Tahran tarafından diplomatik süreçte bir baskı aracı olarak kullanılabilirse de bunun fiilen gerçekleşmesi İran’ı önemli sorunlarla karşı karşıya bırakacağı gibi hem bölgesel güvenlik dengeleri hem de uluslararası nükleer rejim açısından son derece derin sonuçlar doğuracaktır.
- Etiketler:
- Snapback
- NPT
- İran
- E3_Ülkeleri