YPG deneyiminin ortaya koyduğu sonuçlar, Kürt örgütlere, İran’da oluşabilecek bir istikrarsızlık ve kaos ortamından yararlanma ya da dış müdahale ve dış destekle kazanım elde etme stratejisinin gerçekçi ve sürdürülebilir olmadığını açık biçimde göstermiştir.
YPG’nin Suriye’de Zemin Kaybetmesi İran’daki Kürt Örgütleri Nasıl Etkiledi?
Suriye’de YPG etrafında yaşanan son gelişmeler, bölgesel güvenlik dinamiklerinde önemli bir değişime işaret etmektedir. YPG’nin Amerika Birleşik Devletleri (ABD) desteğiyle bazı bölgelerde kurduğu kontrol, 8 Aralık devrimi sonrası Suriye yönetimiyle uzlaşmayı reddetmesi nedeniyle başlatılan Suriye Ordusu operasyonlarında ciddi kayıplarla zayıflamıştır. Bu durum, yalnızca Suriye’deki silahlı aktörleri değil, İran’da faaliyet gösteren Kürt silahlı örgütlerini de stratejik bir yeniden değerlendirmeye zorlamıştır.
Bu süreçte ABD’nin YPG’ye yönelik koruyucu bir tutum sergilememesi ve desteğini sürdürmemesi, dış desteğe dayalı örgütsel stratejilerin kırılganlığını ve sürdürülebilirlik sorunlarını açık biçimde ortaya koymuştur. YPG’nin kontrol ettiği birçok bölgeden çekilmek zorunda kalması ve yaşadığı ağır kayıplar, İran’daki Kürt örgütleri açısından önemli stratejik çıkarımlar barındırmaktadır. Söz konusu gelişmeler, bölgede faaliyet gösteren diğer silahlı aktörler için de benzer sonuçlar doğurmakta ve örgütsel stratejilerin yeniden gözden geçirilmesi gereğini ortaya çıkarmaktadır.
YPG’nin İran Kürt Örgütleri Üzerindeki Stratejik ve Metodolojik Etkisi
YPG’nin İran’daki Kürt silahlı örgütler üzerindeki etkisi, yalnızca güncel gelişmelerle sınırlı değildir. YPG, söz konusu örgütler için 2014’ten itibaren stratejik ve metodolojik düzeyde önemli bir referans noktasıdır. Bu dönemde İran’da faaliyet gösteren başlıca Kürt silahlı örgütler olan İran Kürdistan Demokrat Partisi (İKDP), Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK), Komala ve Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK), eylem ve faaliyetlerini yeniden yoğunlaştırma yönünde stratejik kararlar almıştır. 2014 yılı, İran’daki Kürt örgütlerinin örgütsel yapılanma ve strateji geliştirme süreçlerinde belirgin bir kırılma noktası olarak öne çıkmaktadır.
Bu süreçte PJAK, örgütsel yapı ve stratejisinde köklü değişikliklere karar verdiği 4. Kongresi’ni toplamıştır. Kongrede, siyasi yapılanma olarak Kürdistan Demokratik ve Özgür Toplum Kongresi (KODAR) oluşturulmuştur. Kürdistan Özgür Kadınlar Kongresi (KJAR) ise kadın yapılanması olarak tesis edilmiştir. Ayrıca YPG’nin kadın yapılanması olan YPJ’den esinlenilerek HPJ (Kadın Savunma Birlikleri) kurulmuştur. Bu adımlar, YPG modelinin metodolojik etkisini ve İran’daki Kürt örgütlerinin örgütlenme biçimleri üzerindeki yönlendirici rolünü açık biçimde ortaya koymaktadır. PJAK’ın bu dönüşümü, örgütsel kapasiteyi artırma ve siyasi meşruiyet üretme çabasının bir yansıması olarak değerlendirilmektedir.
Aynı dönemde Komala ve İKDP’nin uzun süredir yürürlükte olan eylemsizlik kararlarını sonlandırarak yeniden silahlı eylemlere yönelmesi, örgütsel stratejilerinde önemli bir değişimi temsil etmektedir. Bu kararlar, bölgesel konjonktürün sunduğu fırsatları değerlendirme ve örgütsel varlığı yeniden tahkim etme arayışıyla ilişkilendirilmektedir.
PAK ise 2014 itibarıyla, YPG’nin Suriye’de benimsediği çizgiye benzer biçimde “DEAŞ ile mücadele partneri” söylemi üzerinden ABD öncülüğündeki DEAŞ’la mücadele koalisyonunun Irak’taki bileşenlerinden biri hâline gelmiştir. Bu çerçevede PAK, YPG’nin Suriye’de uyguladığı stratejiyi Irak sahasında hayata geçirmeye çalışmış, yoğun ABD desteğiyle örgütsel kapasite ve askerî kabiliyetlerini geliştirmeye yönelmiştir. Bu sürecin ardından PAK, İran’daki faaliyetlerini ve silahlı eylemlerini artırma yönünde adımlar atmıştır.
Genel olarak bu dönem, İran’daki Kürt silahlı örgütlerin YPG modelini referans aldığı, dış desteğe yaslandığı, bölgesel konjonktüre duyarlı strateji geliştirme eğiliminin güçlendiği bir aşamayı temsil etmektedir.
Tarihsel Travmaların Yeniden Canlanması
8 Aralık Suriye devrimi sonrasında YPG’nin yaşadığı süreç ve Suriye Ordusu karşısında aldığı ağır darbeler, örgütün birçok bölgede kontrolünü ve etkinliğini kaybetmesiyle sonuçlanmıştır. Bu gelişme, İran’daki Kürt örgütlerini örgütsel strateji açısından etkileme potansiyeline sahip kritik bir dönemeç olarak değerlendirilmektedir.
Söz konusu tablo, İran’daki Kürt örgütlerin tarihsel travmalarını yeniden gündeme getirmiştir. 1945-1946 yıllarında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) desteğiyle kurulan Mahabad Cumhuriyeti deneyimi ile 1979-1980 İran Kürt ayaklanması, bu süreçte tarihsel referanslar olarak yeniden hatırlanmakta ve örgütsel hafızada daha görünür hâle gelmektedir.
Bu tarihsel deneyimler, dış destek ya da otorite boşluğu, istikrarsızlık ve kaos ortamında elde edilen kısa vadeli kazanımların hızla büyük kayıplara dönüşebileceğini göstermektedir. Mahabad Cumhuriyeti’nin Sovyet desteğinin çekilmesiyle çökmesi ve 1979-1980 dönemindeki Kürt ayaklanmasının merkezî hükümet tarafından bastırılması, İran’daki Kürt örgütler için dış desteğe dayalı stratejilerin sürdürülebilirliği konusunda kalıcı soru işaretleri yaratmıştır.
YPG’nin bugün geldiği nokta, İran’daki Kürt örgütler açısından bu tarihsel deneyimlerle benzerlikler taşımakta ve benzer bir sürecin tekrarlanabileceği endişesini güçlendirmektedir. İç karışıklık, otorite boşluğu ve dış destekten yararlanılarak elde edilen kazanımların kısa vadeli ve kırılgan olduğu açık biçimde görülmüştür. Bu durum, İran’daki Kürt örgütlerin stratejik hesaplamalarında bir kırılmaya işaret etmekte ve mevcut örgütsel stratejilerin yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.
Stratejik Dönüşüm ve Siyasallaşma Eğilimi
YPG deneyiminin ortaya koyduğu sonuçlar, Kürt örgütlere, İran’da oluşabilecek bir istikrarsızlık ve kaos ortamından yararlanma ya da dış müdahale ve dış destekle kazanım elde etme stratejisinin gerçekçi ve sürdürülebilir olmadığını açık biçimde göstermiştir. Bu stratejik değerlendirme ve öğrenme süreci, 12 günlük İran-İsrail çatışması sırasında ve 2026 Ocak ayındaki protesto dalgasında somut biçimde gözlemlenmiştir. Bu dönemde İran’daki Kürt örgütler sürece aktif biçimde dâhil olmamış ve genel olarak mesafeli bir tutum benimsemiştir.
Bu çerçevede yalnızca PAK, bazı bölgelerde sınırlı şiddet eylemlerine katılmış ve bu eylemleri propaganda aracı olarak kullanmaya çalışmıştır. Buna karşılık İKDP, PJAK ve Komala gibi örgütler, daha çok siyasi tutum alma ve protestolara söylemsel destek verme yönünde hareket etmiş, silahlı mücadele çizgisinden uzak durmuştur.
Bu tablo, söz konusu örgütlerin bundan sonraki dönemde benimseyebilecekleri örgütsel stratejiler ve yöntemler açısından önemli ipuçları sunmaktadır. Silahlı mücadele ve ayaklanma yaratmaya dayalı stratejilerin sonuç üretmediğinin görülmesi, bu örgütleri sistemle diyalog ve müzakere kanallarına yönelme ihtimaliyle karşı karşıya bırakmaktadır. Olası bir dönüşüm sürecinde İran’daki Kürt örgütler, istikrarsızlığı fırsata çevirme arayışı yerine, sistemle daha dengeli ilişkiler kurarak siyasi kazanımlar elde etmeyi tercih edebilir.
Bu stratejik yönelim değişikliği, İran’daki Kürt örgütlerin dış destek ve konjonktürel fırsatlara dayalı yaklaşımlardan uzaklaşıp, yerli dinamiklere ve siyasi müzakere süreçlerine dayanan daha sürdürülebilir bir çizgiye yönelme olasılığını güçlendirmektedir. YPG’nin Suriye’de yaşadığı zemin kaybı, İran’daki Kürt örgütler için yalnızca bir uyarı değil, örgütsel stratejilerin yeniden değerlendirilmesine ve siyasallaşma yönünde yönelim değişikliğine işaret eden bir gelişme olarak öne çıkmaktadır. Bu deneyimin, önümüzdeki dönemde söz konusu örgütlerin tutum ve tercihlerini belirlemede etkili olması beklenmektedir.