Kasım ayında İran nükleer meselesinde yaşanan gelişmeler, önümüzdeki yıl İran nükleer krizinin tekrar uluslararası alana taşınacağı sinyallerini veriyor.
2025: İran Nükleer Meselesinde Canlanma Dönemi
İran nükleer meselesine ilişkin durgunluk döneminin ardından son haftalarda bu hususta yeni bir diplomatik hareketlenme yaşandığına şahit oluyoruz. Bu minvalde Birleşmiş Milletlerin (BM) Nükleer Denetleme Kurumu Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi’nin İran ziyareti ilk önemli gelişme olarak karşımıza çıkıyor. 13 Kasım Çarşamba akşam saatlerinde İran’a ulaşan Grossi; ziyareti kapsamında 14 Kasım Perşembe İran Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan, İran Dışişleri Bakanı Abbas Irakçi, İAEK Başkanı Muhammed İslami ile bir araya geldi. Grossi, ayrıca 15 Kasım tarihinde İran’ın Natanz ve Fordo nükleer tesislerini ziyaret etti. Grossi, ziyaretinin resmî amacını “UAEA müfettişlerinin İran’ın nükleer programına erişimini yeniden sağlamak ve cevap bekleyen sorulara yanıt almak” olarak açıkladı.
Bununla birlikte Grossi’nin ziyaretinin acil gündem maddesinin, 18-22 Kasım tarihleri arasında gerçekleşecek UAEA Yönetim Kurulu toplantısında, E3 olarak bilinen Birleşik Krallık, Fransa ve Almanya ile ABD’nin İran’a karşı bir kınama kararı alma hazırlığında olduğu mesajını ileterek İran’dan taviz koparmaya çalışmak olduğu söylenebilir. Fransa Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’nün, “İran’ın uluslararası yükümlülüklerini ve taahhütlerini tam olarak yerine getirmesi ve ajansla iyi niyet çerçevesinde iş birliği yapması için E3 ve ABD olarak tam anlamıyla seferber olmuş durumdayız. Grossi’nin ziyareti sırasında bu mesajların iletilmesini bekliyoruz ve tepkimizi buna göre uyarlayacağız” şeklindeki demeci, Grossi’nin ziyaretinin mahiyetini açıklamaktadır. Nitekim İran, UAEA Yönetim Kurulu’nda aleyhte bir karar alınmasın diye yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stok miktarını sınırlandırma ve dört UAEA müfettişine çalışma izni vermeyi kabul etti.
İkinci önemli gelişme ise UAEA’nın 21 Kasım Perşembe günü İran’ı kınayan kararı onaylaması oldu. Grossi’nin ziyaretiyle istediklerini elde edemeyen E3 ve ABD, İran’ın son hamlesini “yetersiz ve samimiyetsiz” olarak nitelendirerek hazırladıkları İran aleyhindeki karar taslağını UAEA Yönetim Kurulu toplantısında üye devletlerin onayına sundu. Tasarı 3’e (Rusya, Çin ve Burkina Faso) karşı 19 oyla kabul edilirken, oylamada 12 ülke çekimser kaldı. Venezuela’nın oylamaya katılmadığı bildirildi. Bu kararla birlikte UAEA Yönetim Kurulu aynı yıl içinde İran aleyhinde ikinci kez kınama kararını onaylamış oldu.
Avrupa ülkeleri ayrıca Rafael Grossi’den İran nükleer faaliyetlerine ışık tutacak ve Tahran’ın beyan edilmemiş sahalarda bulunan uranyum izleri konusunda ajansla yaptığı iş birliğinin tam bir açıklamasını içerecek “kapsamlı bir rapor” hazırlamasını da talep etti. Alınan sansür kararına misilleme olarak İran, çeşitli tiplerde önemli sayıda yeni ve gelişmiş santrifüjün devreye sokulması da dâhil olmak üzere etkili önlemler alınması kararı alındığını açıkladı.
Bu gelişmelerin üzerinden çok geçmeden Japonya’nın önde gelen haber ajanslarından Kyodo News 24 Kasım Pazar günü yaptığı haberde, İran ile Batılı güçler arasındaki nükleer müzakerelerin önümüzdeki ay yeniden başlayacağını duyurdu. Japon haber kaynağına göre, İranlı yetkililerin İsviçre’nin Cenevre kentinde İngiltere, Fransa ve Almanya’dan temsilcilerle bir araya gelmesi bekleniyor. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, bu görüşmelerin ilk olarak New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu oturumları sırasında planlandığını belirterek, “Bu müzakere, New York’ta başlayan diyalogların bir devamı niteliğindedir” dedi. Müzakerelerde İran delegasyonuna Siyasi İşlerden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Mecid Taht Revançi ile Uluslararası ve Hukuki İşlerden Sorumlu Yardımcısı Kâzım Garibabadi’nin liderlik edeceği kaydedildi.
Son Gelişmeler Ne Anlama Geliyor?
İran’ın nükleer programı 2019 yılından bu yana ilerleme kaydediyor. Tahran silah sınıfı olarak bilinen yüzde 90 sınırına dikkat ederek programını kesintisiz bir şekilde ilerletti. UAEA’nın son raporuna göre İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokları ve santrifüj kapasitesinin toplamı, silah başına 25 kilogram silah sınıfı uranyum (SSU) gerektiği göz önüne alındığında, bir ayda yaklaşık 10, iki ayda 13, üç ayda 14, dört ayda 15 ve beş ayda 16 nükleer silaha yetecek kadar SSU üretme kapasitesindedir. İran, ilk SSU miktarını bir hafta veya daha kısa sürede üretebilir. Bu gelişmenin, UAEA müfettişlerinin İran tarafından erişimini geciktirmesi halinde Ajans tarafından derhal tespit edilmesi oldukça zor olduğu iddia edilebilir.
Öte yandan KOEP’in tarafı olan Avrupa ne KOEP’i yeniden canlandırabilmiş ne de İran’ın KOEP ve hatta NPT yükümlülüklerinin ihlaline karşılık UAEA Yönetim Kurulu’nda sansür kararı almak dışında belirgin bir adım atmıştır. UAEA kararları, BM Güvenlik Konseyi kararları gibi yasal bağlayıcılığa sahip değildir. E3 ülkelerinin İran nükleer programına yönelik daha ileri ve olumsuz bir adım atma niyetine işaret eden bu karar, irade gösterilmesi halinde 2015 yılında imzalanan Nükleer Anlaşma’nın taraflarına İran’ın taahhütlerini ihlal ettiğini iddia etmeleri ve tetik mekanizması olarak bilinen süreci potansiyel olarak başlatmaları için bir temel sağlayacaktır.
Bu noktada durumu kısaca özetleyecek olursak; son 5 yıldır İran’ın zenginleştirme ve silahlanma konusunda Batı’nın kırmızı çizgilerinin ötesine geçmeden ve müzakere kapısını kapatmadan programını genişletmeye devam ettiği; öte yandan Batı’nın yaptırım rejimini sürdürerek nükleer programdaki ilerlemesi nedeniyle İran’a karşı sadece uygulanabilirliği olmayan (UAEA Yönetim Kurulu’nda sansür kararı almak gibi) adımlar attığı bir denge kurulmuştu.
Fakat iki temel sebep İran nükleer krizine ilişkin son 5 yıldır yürütülen dengenin önümüzdeki yılda kritik bir aşamaya gireceğine işaret etmektedir. Birinci sebep, tetik mekanizmasının 18 Ekim 2025 tarihi itibarıyla sona erecek olması. Söz konusu mekanizmanın 2025 Ekim ayında Nükleer Anlaşma uyarınca otomatik olarak sona erecek olması, anlaşmanın hâlâ taraf olan Avrupa ülkelerini mekanizmayı etkinleştirip etkinleştirmeme konusunda bir strateji formüle etmeye zorluyor. Bu konuda alınacak herhangi bir karar İran’ın nükleer programına ilişkin benimseyeceği politikanın gidişatını kritik seviyede etkileyecektir. Mekanizmanın kullanılması durumunda İran, NPT’den çekileceğini söylerken, kullanılmazsa da nükleer gerilimi tırmandırma politikasının işe yaradığı ve nükleer alanda yaptığı ihlallerin somut bir karşılığı olmadığı sonucuna varabilir.
İran ve Batı arasında nükleer alanda 5 yıldır devam eden dengenin artık sürdürülebilir olmadığına işaret eden ikinci sebep, bölgesel gelişmelerin dayattığı yeni jeopolitik dinamiklerdir. İsrail’in geçmişte, Hizbullah’ın kendisine ciddi zararlar verebileceği bölgesel bir savaş korkusuyla İran’ın nükleer tesislerine saldırma konusunda çekimser davranacağı denkleminden bahsetmek artık mümkün gözükmüyor. Aksa Tufanı’ndan bu yana yaşanan gelişmeler, özellikle de Hizbullah ve İran’ın yaşadığı askerî ve istihbarat alanındaki başarısızlıklar, İran’ın Orta Doğu’daki psikolojik üstünlük algısını büyük oranda kırdı. Bu bölgesel değişiklikler sonrasında İran siyasi elitlerinden gelen nükleer stratejisini değiştirilebileceği ve nükleer silah yapma yolunda ilerleyebileceği minvalindeki açıklamalarda bir artış gözlemlenmektedir. Son olarak İran Dışişleri Bakanı Abbas Irakçi, “Batı ambargo tehdidini artırdıkça İran’da nükleer silaha sahip olma eğilimi artmaktadır” açıklamasında bulundu.
Temel olarak bu iki sebep tarafların nükleer krizde yol ayrımında olduğunu gösteriyor. Mevcut İran yönetimi, özellikle de Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan’ın seçilmesinden sonra, ekonomik rahatlamaya giden yolun yalnızca Batı ile nükleer programı sınırlayacak bir anlaşmaya varılmasından geçtiği sonucuna varmış durumda. Öte yandan, ABD de dâhil olmak üzere Batılı ülkeler de prensipte diplomasi yoluyla ilerlemek istediği sinyalini verdi. Donald Trump Beyaz Saray’a girmeden önce nükleer müzakerenin başlaması, tarafların çözüm için diplomasiyi ‒en azından şu an için‒ tercih ettiğini gösterse de siyasi ve teknik engeller geçtiğimiz yıllar içerisinde katlanarak arttı.
İran nükleer dosyasında yıllardır süren kısmi durgunluk, bölgesel gelişmeler ve tetik mekanizmasının son kullanma tarihinin yaklaşmasının ardından yerini canlanmaya bırakıyor. Kasım ayında İran nükleer meselesinde yaşanan gelişmeler, önümüzdeki yıl İran nükleer krizinin tekrar uluslararası alana taşınacağı sinyallerini veriyor. Tüm bu değerlendirmeler ışığında 2025 yılı İran nükleer programı için dönüm noktası olabilecek bir yıl gibi gözüküyor.