ABD ile Müzakere Masasında Olan İran İstanbul’da Üç Avrupa Ülkesiyle Ne Görüştü?

ABD ile Müzakere Masasında Olan İran İstanbul’da Üç Avrupa Ülkesiyle Ne Görüştü?
Görsel @AA Images
E3, geçmişte olduğundan farklı olarak halihazırda nükleer müzakerelerde güçlü bir aktör olmasa da elindeki “tetik mekanizması” kozundan dolayı İran için hâlâ önem taşıyor.
Yazı boyutunu buradan ayarlayabilirsiniz

İran’ın Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi ABD, Çin, Rusya, Birleşik Krallık ve Fransa’ya ilaveten Almanya ile Temmuz 2015’te imzaladığı ve Ocak 2016’da yürürlüğe giren Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın (KOEP) –daha yaygın adıyla nükleer anlaşmanın– E3 olarak bilinen Avrupalı taraflarının Dışişleri Bakan Yardımcıları, 16 Mayıs Cuma günü İstanbul’da İran ile bir araya geldi. İran İslam Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu’nda düzenlenen toplantıda İran’ı Dışişleri Bakan Yardımcıları Mecid Taht Revançi ve Kâzım Garibabadi temsil etti. Görüşmelere Avrupa Birliği Siyasi İşler Genel Sekreter Yardımcısı Olaf Skoog da katıldı. E3 ve İran arasında 2 Mayıs’ta İtalya’nın başkenti Roma’da bir görüşme planlanmış ancak, ABD ile İran arasında 3 Mayıs’ta gerçekleşmesi planlanan müzakerelerin ertelenmesi sebebiyle bu görüşme de iptal edilmişti. Öte yandan İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Avrupalılar ile yapacakları görüşmelerin ABD ile devam eden nükleer müzakerelerden bağımsız olduğunu açıklamıştı.

16 Mayıs’taki görüşmelerin sona ermesinin ardından Garibabadi, sosyal medya hesabından şu açıklamayı yaptı: “Dr. Taht Revançi ve ben üç Avrupa ülkesinin siyasi yetkililerini İstanbul’da ağırlayarak [ABD ile devam eden] dolaylı nükleer görüşmelerin son durumuna ve yaptırımların kaldırılması konularına ilişkin görüş alışverişinde bulunduk. İran ve üç Avrupa ülkesi diplomasiyi sürdürme ve en iyi şekilde kullanma kararlılığındadır. Gerekli durumda tekrar bir araya gelip görüşmeleri sürdüreceğiz.” Birleşik Krallık Dışişleri Bakanlığı Siyasi Direktörü Christian Turner ise görüşmelere ilişkin yaptığı paylaşımda tarafların “diyaloğa bağlılıklarını teyit ettiklerini, devam eden ABD-İran görüşmelerini memnuniyetle karşıladıklarını ve konunun arz ettiği aciliyet nedeniyle tekrar bir araya gelmeyi kabul ettiklerini” belirtti.

İstanbul Görüşmesinin Önemi

Medyaya yansıyan haberlere göre, ABD ile İran arasındaki müzakereler devam ederken söz konusu Avrupa ülkeleriyle de bir görüşme yapma talebi İran’dan geldi. Arakçi’nin son dönemde Avrupa’ya açıktan yaptığı “diplomasi teklifi” bu haberleri doğrular niteliktedir. E3, geçmişte olduğundan farklı olarak halihazırda nükleer müzakerelerde güçlü bir aktör olmasa da elindeki “tetik mekanizması” kozundan dolayı İran için hâlâ önem taşıyor. Bu mekanizma aracılığıyla İran’a karşı daha önce BMGK tarafından yürürlüğe konulan ve KOEP ile kaldırılan yaptırımlar yeniden devreye alınabilir. Tahran’ın bu konuda bir hayli endişeli olduğu biliniyor. Bu nedenle, İstanbul zirvesindeki en kritik gündem maddesinin tetik mekanizması olduğu söylenebilir.

Söz konusu mekanizmanın işleyişi KOEP’in Uyuşmazlık Çözüm Mekanizması’nı ele alan 36 ve 37. maddelerinde vazedilmiştir. Buna göre, nükleer anlaşmanın herhangi bir tarafı İran’ın taahhütlerini yerine getirmediği çıkarımına ulaştığı takdirde konu, İran dâhil tüm tarafların bulunacağı ortak bir komisyona havale edilecektir. Bu iki maddeye göre mekanizma harekete geçirildikten sonra İran’ın şikâyetçi tarafla uzlaşması için 30 gün süresi olacaktır. Aksi takdirde dosya birkaç gün sonra BM Güvenlik Konseyi’ne gönderilecek ve konsey 30 gün içinde yaptırımlara ilişkin kararını açıklayacaktır. Konsey bir karar alamazsa, önceki yaptırımlar otomatik olarak yeniden yürürlüğe girecektir. 18 Ekim’de sona erecek bu mekanizmanın en dikkat çekici özelliği, Çin ve Rusya gibi Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerinin veto hakkının olmamasıdır.

Avrupa Tetik Mekanizmasını Kullanabilir mi?

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot, 26 Nisan’da yaptığı açıklamada, İran’ın nükleer faaliyetlerinin Avrupa’nın güvenliğini tehdit etmesi hâlinde E3 ülkelerinin tetik mekanizmasını devreye sokmaktan çekinmeyeceğini ifade etmişti. Barrot, gazetecilere verdiği demeçte, “İran verdiği tüm taahhütlerin sınırını aştı ve nükleer silah edinmenin eşiğine geldi. İran’ın nükleer sorununun askerî bir çözümü yok. Diplomatik bir yol var ama bu yol oldukça dar” ifadelerini kullandı.

Son haftalarda yapılan açıklamalarında Avrupalı diplomatlar, ABD ile İran arasında yeni bir anlaşmaya varılamaması durumunda E3’ün Ağustos 2025’e kadar tetik mekanizmasına başvurabileceğini belirtti. Arakçi ise Fransız Le Monde gazetesine yazdığı bir makalede, mekanizmanın yanlış kullanılmasının “Avrupa’nın anlaşmadaki rolünü sona erdirebileceği” ve gerilimi “geri dönüşü olmayan” bir noktaya taşıyabileceği uyarısında bulundu.

Ekim ayı yaklaşırken ABD-İran nükleer müzakereleri kritik bir dönemece girmiş bulunuyor. Taraflar, 11 Mayıs Pazar günü Umman’ın başkenti Muskat’ta dördüncü tur görüşmeleri gerçekleştirerek müzakerelere devam etme kararı aldıklarını duyurdu. Bir sonraki tur görüşmelerin 24-25 Mayıs tarihlerinde Roma’da yapılması bekleniyor.

Dördüncü tur görüşmelerin ardından yapılan açıklamalar, sürece dair nispeten iyimser bir atmosfer yarattı. Bu sayede 12 Nisan’da başlayan müzakerelerden itibaren ABD’nin İran’dan taleplerinin ne olduğu konusunda net olmayan ve Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkına ilişkin Washington’dan gelen çelişkili açıklamalar nedeniyle daha da belirsiz hale gelen tablonun, dördüncü turun ardından büyük ölçüde belirginleştiği kanaati hakim oldu.

Ne var ki ABD Başkanı Donald Trump’ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un 18 Mayıs Pazar günü ABC kanalına çıkarak “Çok ama çok net bir kırmızı çizgimiz var; uranyum zenginleştirme. Zenginleştirme kapasitesinin yüzde 1’ine bile izin veremeyiz” şeklinde konuşması, ABD’nin tutumundaki muğlaklığın hâlâ sürdüğünü gözler önüne serdi.

Bu belirsizlik ortamında Avrupa’nın, müzakereler sürerken tek başına tetik mekanizmasını devreye sokması beklenmiyor. Ancak ABD-İran görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanması durumunda, Avrupa’nın hem Washington’un baskısı hem de İran’a karşı giderek sertleşen yaklaşımı nedeniyle mekanizmayı çalıştırma ihtimalinin oldukça yüksek olduğu not edilmelidir. Bu da önümüzdeki süreçte Tahran’ın bir yandan Washington ile görüşmeleri sürdürürken bir yandan da Avrupa başkentlerinin nabzını tutmasını gerekli kılıyor. İstanbul’daki görüşme bu sürecin önemli bir adımı olarak değerlendirilebilir.