Albay Hasan Seyid Hüdayi Suikastı ve Arka Planı

DMO Komutanı Albay Seyid Hüdayi’ye düzenlenen suikast, İsrail’in İran’a yönelik operasyonlarındaki hedeflerinin niteliğinde değişime işaret etmektedir.

22 Mayıs Pazar günü Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) tarafından yapılan açıklamaya göre Albay Hasan Seyid Hüdayi, Tahran’daki Mücahidin-i İslam Caddesi’nde evinin yakınlarında silahlı saldırıya uğradı. İranlı Albay’ın, aracına motosikletli iki saldırganın ateş etmesi sonucu hayatını kaybettiği bildirildi. Saldırı hem zamanlama hem de suikasta uğrayan DMO yetkilisinin görevleri açısından önemli görülmektedir. Bu noktada suikastın gerçekleştiği yer, suikastın hedefi ve suikastta kullanılan yöntem DMO’da kritik görevlerde bulunmuş veya hâlihazırda bu tür kritik görevleri icra eden yetkilileri endişeye sevk edecek niteliktedir. Bu durum, önceki suikastlara göre yeni suikastlarda hedeflerin niteliğinin değişimine işaret etmektedir. 

Saldırı Öncesi ve Sonrası Bağlam

Saldırı; İsrail’in düzenlediği, ABD’nin de dâhil olduğu İran’a karşı yeni bir askerî tatbikatın yapıldığı bir dönemde gerçekleşmiştir. Özellikle saldırının DMO’nun terör örgütü listesinden çıkarılıp çıkarılmayacağı tartışmalarının olduğu bir dönemde meydana gelmesi, İsrail’in ABD’ye İran konusunda gönderdiği güçlü bir mesaj olarak değerlendirilmektedir. Bu olay, ABD ile eğer örtülü bir anlaşma yapılmadıysa Naftali Bennett dönemi ABD politikalarında İsrail’in otonom davranışlarından birine örnek olabilir. Zamanlama açısından İran’ın devam eden müzakerelerde süreci tıkayacak yeni bir taviz istememesini sağlamak suretiyle bu suikastın gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Bir diğer ifadeyle müzakerelerde yeni bir taviz istenecek olunursa ya da müzakereyi tıkayacak yeni adımlar atılırsa İran’ın, kaldıramayacağı büyük maliyetlerle yüzleşebileceği ve İsrail’in bu konuda oldukça kararlı olduğu, söz konusu suikast dâhilinde gösterilmeye çalışılmaktadır. 

Suikast sonrası İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin olaydan sorumlu olarak ABD’yi ima eden açıklamaları ve intikam söylemleri de İsrail ve ABD’nin örtülü iş birliğinde söz konusu suikastın düzenlenmiş olabileceği ihtimallerini ortaya çıkarmaktadır. Bu durumda ABD’nin de müzakereler sürecinde, İran’ın süreci tıkayıcı adımlarına karşı ciddi tepkiler verebileceği ve bu tepkilerin büyük maliyetler oluşturabileceği konusunda bir kararlılık göstermeye çalıştığı ve bu yüzden söz konusu suikasta izin verdiği sonucu ortaya çıkabilir. Öte yandan bir diğer dikkat çekici gelişme de suikastın gerçekleştiği gün, Albay Hüdayi hedef alınmadan hemen önce DMO uzay ve hava programının kurucusu ve oldukça önemli isimlerden birisi olan DMO Hava ve Uzay komutanı Emir Ali Hacızade’ye yönelik suikast iddialarının ortaya çıkması ve bu iddiaların yalanlanması üzerinden görülmektedir. Her ne kadar Hacızade’ye yönelik suikast iddiaları asılsız olsa da böyle bir zamanda bu tür haberlerin suikastla eş zamanlı yayılması dikkat çekmektedir. 

Suikastın Hedefi ve Önemi 

Suikast Tahran’ın merkezinde İran Meclisine yakın bir lokasyonda gerçekleşmiştir. Bununla beraber, açık kaynaklarda yer alan bilgilere göre suikastın hedefi Albay Hüdayi, DMO’da önemli görevleri icra eden bir profile sahiptir. Genel olarak Hüdayi’nin, DMO’nun dış operasyonlar birimi olan Kudüs Gücünde önemli bir isim olduğu, Suriye’deki DMO aktivitelerinde yer aldığı özellikle Golan Tepeleri bölgesinde İsrail’e karşı düzenlenen saldırılardan sorumlu olduğu, hassas mühimmatların, drone ve füze teknolojilerinin Suriye’ye transfer edilmesi noktasında görevler icra ettiği iddia edilmektedir. Bununla beraber İsrail’e karşı operasyonlarda roller üstlendiği söylenmektedir. Hüdayi’nin, geçtiğimiz haftalarda gündeme gelen gelişmelerle ilgisinin bulunduğu, bu kapsamda İstanbul’daki İsrail Konsolosluğunda üst düzey bir diplomata, Almanya’da görevli ABD’li bir generale ve Fransa’da bir gazeteciye suikast düzenlemekle görevlendirildiği iddia edilen DMO yetkilisi Mansur Resuli’den sorumlu olduğu da ileri sürülmektedir. Ayrıca Hüdayi’nin, iyi derecede Arapça, Kürtçe ve Türkçe bildiği, Suriye başta olmak üzere Levant bölgesindeki askerî faaliyetlerden sorumlu olduğu da iddia edilmektedir.

Buna ek olarak söz konusu suikast, İsrail’in İran’a yönelik operasyonlarında hedeflerin niteliği noktasında başlayan bir değişime işaret etmektedir. Önceden İsrail’in örtülü operasyonları İranlı nükleer uzmanları hedefleyen bir eğilimdeyken bu suikastla birlikte hedefin niteliğinin değişmesi, yeni hedeflerin DMO’da kritik roller üstlenen yetkililer olabileceğini göstermektedir. Zira Hüdayi’nin nükleer konularla bir ilgisinin olmadığı söylenmektedir. 

Suikastın Olası Failleri

Saldırı bundan önce Tahran’da düzenlenen Muhsin Fahrizade suikastına eylem seviyesinde bazı açılardan benzerlik göstermektedir. Özellikle suikastın motosikletle düzenlemesi, Fahrizade suikastında ve bundan önceki İsrail’in arkasında olduğu ileri sürülen şüpheli olaylarda da görülmüştür. Bu açıdan saldırının eylem seviyesinde İsrail’in olduğu ileri sürülen operasyonlara benzediği değerlendirilmektedir. Bununla beraber, daha önce Tahran’da düzenlenen şüpheli olaylarda İran’daki hükûmet muhalifi örgütlerin taşeron olarak kullanıldığı özellikle insan kaynakları noktasında sıklıkla bu örgütlere başvurulduğu bilinmektedir. Bu saldırıda da benzer şekilde hükûmet karşıtı muhaliflerden yararlanıldığı düşünülmektedir. Saldırı hedef, yöntem ve bağlam açısından İsrail’in Ahtapot Doktrini dâhilinde sürdürdüğü “Savaşlar Arasında Yaklaşımı”na uyum sağlamakta, suikastın hedefi ve hedefin nitelikleri, söz konusu suikastı İran-İsrail gölge savaşlarının bir devamı olarak konumlandırmaktadır. Ancak saldırının özellikle karmaşık bağlamı ve Reisi’nin suikast sonrası ABD’yi ima eden açıklamaları, suikastın ABD ve İsrail’in örtülü iş birliğinde gerçekleşen bir eylem olabileceği ihtimallerini de ortaya çıkarmaktadır.

İran-İsrail Gölge Savaşları Gerilimi Tırmandırıyor

Hurşit Dingil

İran-İsrail gölge savaşları bölgesel gerilimi tırmandırırken İsrail, “Ahtapot Doktrini” dâhilinde İran içindeki operasyonlarının temposunu artırıyor.

İran’ın İlk Resmî Yurt Dışı S/İHA Açılımı

Hurşit Dingil

“Devrim sonrası asimetrik harp kapasitesini geliştirmeye odaklanan İran, bu kapasitesini direniş ekseni politikası gibi bölgesel projeksiyonlarında kullanırken aynı zamanda ekonomik bir kazanca dönüştürmek istemektedir.”