İran, direniş ekseni içindeki vekil kapasitenin zayıflamasıyla elinde kalan ikinci vuruş kapasitesinin ana unsuru olan balistik füze programını korumaya yönelik yeni taktik ve stratejiler geliştirmiştir.
İran Balistik Füze Misillemelerinin Operasyonel ve Teknik Analizi
ABD-İsrail koalisyonunun 28 Şubat 2026’da İran’a karşı başlattığı hedefli ve geniş kapsamlı hava saldırılarına Tahran asimetrik misillemelerle karşılık vermiştir. İran bu saldırı dalgasını “Sadık Vaad-4 Operasyonu” olarak adlandırmış, başta İsrail olmak üzere bölgedeki ABD üslerini hedef alan balistik füze ve kamikaze İHA saldırıları gerçekleştirmiştir. Böylece İran, Nisan-Ekim 2024 ve Haziran 2025’te İsrail’e karşı yürüttüğü misilleme serisinin dördüncü aşamasına geçmiş bulunmaktadır. Operasyonun yeniden “Sadık Vaad” adıyla anılması, İran’ın önceki saldırı döngülerinin devam ettiğini ve karşı koyma iradesinin sürdüğünü göstermek amacı taşımaktadır.
İran’ın güvenlik doktrini uzun süredir “ikinci vuruş kapasitesi” üzerine kuruludur. Bu nedenle balistik füze programı ile bölgesel vekil güçler (direniş ekseni) savunma stratejisinin iki temel ayağını oluşturur. İsrail, 2024’ten itibaren yürüttüğü operasyonlarda öncelikle direniş ekseni içindeki unsurları zayıflatmayı hedeflemiş, aynı yaklaşımı 13 Haziran 2025’te başlayan ve “12 gün çatışması” olarak anılan süreçte de sürdürmüştür. 28 Şubat 2026’daki ABD-İsrail saldırıları ise bu stratejiyi genişleterek İran’ın ikinci vuruş kapasitesini doğrudan hedef almıştır. Saldırılar yalnızca batı bölgeleriyle sınırlı kalmamış, güneydeki askerî altyapıları da kapsayacak biçimde genişletilmiştir.
Bu operasyonlarda özellikle İran’ın balistik füze ve S/İHA programına bağlı askerî üsler, üretim tesisleri, silolar ve mühimmat depoları ön plana çıkmıştır. Yaklaşık 5.000’i aşan hedefli hava saldırısı içinde bu tür tesislerin önemli bir yer tuttuğu görülmektedir. Hem 12 gün çatışması sırasında hem de 28 Şubat sonrasında yürütülen saldırılarda Batı İran, hedefleme açısından başlıca yoğunlaşma alanlarından biri olmuştur.
Buna karşılık İran, direniş ekseni içindeki vekil kapasitenin zayıflamasıyla elinde kalan ikinci vuruş kapasitesinin ana unsuru olan balistik füze programını korumaya yönelik yeni taktik ve stratejiler geliştirmiştir. Bu değişim Sadık Vaad operasyonlarının farklı aşamalarında da gözlemlenmektedir. Sadık Vaad-4, 12 gün çatışması sırasında uygulanan misilleme modelinden bazı yönleriyle ayrılmaktadır. Bununla birlikte belirli süreklilikler de bulunmaktadır.
Değişim özellikle üç alanda belirginleşmiştir: (i) kullanılan balistik füze ve kamikaze İHA türleri, (ii) bu sistemlerin kullanım biçimleri ve (iii) hedef seçimi. Buna ek olarak misilleme saldırılarının taktik ve stratejik hedeflerinde de farklılaşma görülmektedir. Bu unsurlar birlikte değerlendirildiğinde Sadık Vaad-4’ün hem bir misilleme dalgası hem de İran’ın mevcut askerî kapasite koşullarına uyarlanmış yeni bir operasyonel yaklaşımın göstergesi olduğu anlaşılmaktadır.
İran’ın balistik füze misillemeleri
ABD ve İsrail’in hedefli hava saldırılarına karşılık olarak İran, 28 Şubat 2026 Cumartesi günü saat 11.10 sıralarında, balistik füze salvolarıyla misilleme saldırıları başlatmıştır. Yaklaşık 30 balistik füze ile başlatılan ilk salvo, saat 11.28 civarında ikinci salvo ile devam etmiş ve gece saatlerine kadar aralıklı şekilde sürmüştür. İlk gün toplamda 44-45 salvo gerçekleştirilmiştir. Çatışmanın başlangıcından itibaren geçen 15 günlük süreçte balistik füze ve kamikaze İHA’larla gerçekleştirilen yaklaşık 54 saldırı dalgası, İran tarafından “Sadık Vaad-4 Operasyonu” olarak adlandırılmıştır.
Açık kaynaklara göre fırlatma bölgeleri arasında Şiraz, Isfahan, Yezd, Demavend ve Ferdis/Elburz öne çıkmaktadır. ABD, İsrail, Körfez ülkeleri ve İran kaynaklarının birlikte değerlendirilmesi, bu süreçte İsrail, Ürdün ve Körfez ülkelerini hedef alan yaklaşık 750-1100 balistik füze kullanılmış olabileceğine işaret etmektedir. Buna ek olarak 2800-3200 civarında kamikaze İHA’nın devreye sokulduğu farklı açık kaynaklarda dile getirilmektedir. İsrail kaynakları ise çatışmanın başından itibaren İsrail’e yaklaşık 255-340 balistik füze fırlatıldığını, bunlardan 18’inin hedef üzerinde etkili olduğunu belirtmektedir. Bu vuruşların 15’inin Kadir-F ve Hürremşehr-4 gibi parçacıklı mühimmat taşıyan savaş başlıklı türlerle, 3’ünün ise katı yakıtlı Hayberşiken/Fettah ve sıvı yakıtlı Şahab-3 türevi İmad füzeleriyle gerçekleştirildiği değerlendirilmektedir.
Buna karşılık Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) yetkilileri, 15 gün içinde toplam 700 balistik füze ve 3600 kamikaze İHA kullanıldığını ifade etmiştir. Bu farklı veriler, çatışma öncesinde İran’ın füze stoklarına ilişkin yapılan “2000-3000 adet” civarındaki tahminlerin güvenilirliğini tartışmalı hale getirmektedir. Misillemelere karşılık olarak İsrail ise Arrow-2, Arrow-3 (Ok-2/3), Davut Sapanı, THAAD ve diğer orta-yüksek irtifa hava savunma sistemlerini devreye sokmuştur. İsrail’in çatışmanın ilk haftasında Arrow-3 önleme füzelerini sınırlı kullanma eğilimi gösterdiği, bunun yerine görece daha düşük maliyetli alt katman önleme sistemlerini tercih ettiği değerlendirilmektedir. Bu durum İsrail’in önleme füze stoklarını koruma çabasına işaret etmektedir.
Elbette bu sayılar kesin veriler değildir. Çatışma koşullarında farklı kaynaklardan gelen veriler sıklıkla çelişebilmekte, ayrıca tarafların yürüttüğü psikolojik harp faaliyetleri de sayıların tartışmalı hale gelmesine yol açabilmektedir. Bununla birlikte burada verilen rakamlar farklı açık kaynakların çapraz değerlendirilmesiyle oluşturulmuş yaklaşık bir envanter sunmaktadır. Bu nedenle söz konusu veriler, çatışmayı anlamayı kolaylaştıran ve doğrulanabilir ya da yanlışlanabilir analitik değişkenler olarak değerlendirilmelidir.
Sadık Vaad operasyonlarında kullanılan balistik füze türleri arasında Fettah-1 (2023) ve Hayberşiken (2022) orta menzilli balistik füzeleri öne çıkmaktadır. Katı yakıtlı bu sistemler yüksek hız, görece düşük CEP (20-500 metre) ve güçlü tahribat kapasitesiyle dikkat çekmektedir. Bu füzelerin savaş başlıkları terminal aşamada manevra yapabilme (MaRV) kabiliyetine sahiptir. Atmosfere yeniden giriş sırasında 5 Mach ve üzeri hızlarda manevra yapabilmeleri, Arrow-2/3 ve THAAD gibi sistemlerin önleme kapasitesini zorlaştırmaktadır. Bununla birlikte bu füzeler, popüler söylemde sıkça iddia edildiği gibi gerçek anlamda hipersonik kayma aracı (HGV) veya hipersonik seyir füzesi (HCM) sınıfına girmemektedir. Bu nedenle söz konusu sistemleri gelişmiş savaş başlığı teknolojisine sahip yeni nesil orta menzilli balistik füzeler olarak tanımlamak daha isabetli olacaktır.
Gerçekleşen isabetlerin önemli bölümünün katı yakıtlı ve gelişmiş savaş başlıklı füzelerle sağlandığı görülmektedir. Bunun yanında bazı saldırılarda sıvı yakıtlı fakat parçacıklı mühimmat taşıyan Kadir-F türü savaş başlıklarının kullanıldığı da değerlendirilmektedir. Orta menzilli balistik füzelerin hedeflerine ulaşma süresinin 7-13 dakika aralığında değiştiği, menzillerinin ise yaklaşık 1100-1600 kilometre olduğu görülmektedir. Çoklu bomba taşıma kabiliyetine sahip gelişmiş savaş başlıklarının bu saldırılarda etkili olduğu anlaşılmaktadır. İran’ın parçacıklı mühimmat kullanımı, Sadık Vaad operasyonlarında sıkça başvurduğu bir yöntem olarak dikkat çekmektedir. Benzer bir kullanım Sadık Vaad-3 sırasında da Kadir sınıfı füzelerle görülmüştür. İsabet eden savaş başlıklarının 450-900 kilogram arasında değişen ağırlıklara sahip olduğu değerlendirilmektedir.
Öte yandan yüksek hassasiyetli Fatih sınıfı kısa menzilli balistik füzelerin (200-800 km) de operasyonlarda kullanıldığı gözlemlenmiştir. İran, 12 gün çatışmasına kıyasla Sadık Vaad-4 kapsamında özellikle Körfez ülkeleri ve Ürdün’deki askerî üsleri hedef almış ve bu saldırılarda ağırlıklı olarak Şahid-136 kamikaze İHA’larını devreye sokmuştur. Buna ek olarak Fatih-110, Raad-500, Fatih-313 ve Kıyam/Zülfikar türevleri gibi hassas vuruş kabiliyetine sahip katı yakıtlı füzelerle radar ve erken uyarı sistemleri hedef alınmıştır. Bu sınıfın, Patriot gibi hava savunma sistemlerine rağmen kısa menzilde yüksek hassasiyetle etkili olabildiği bir kez daha görülmüştür. Nitekim İran, Fatih sınıfı füzeleri 2020’den bu yana Irak’taki Ayn el-Esad Üssü (2020) ve Erbil Kar Grup yerleşkesi (2022) gibi hedeflere karşı kullanmış ve bu saldırılarda söz konusu füzelerin yüksek isabet oranına sahip olduğu gözlemlenmiştir.
Açık kaynaklara yansıyan füze kalıntıları görüntüleri, Hürremşehr-4 balistik füzelerinin yaklaşık 80 adet bombacık taşıdığını ve her birinin yaklaşık 18 kilogram ağırlığında olduğunu göstermektedir. Yaklaşık 1800 kilogram savaş başlığı taşıyabilen Hürremşehr-4 (Hayber) füzelerinin kullanımına ilişkin somut bulgular hem fırlatma sürecinde hem de terminal aşamada tespit edilmiştir. Özellikle 5 Mart 2026’daki Sadık Vaad-4’ün 19. dalgasında Tel Aviv ve Ben Gurion Havalimanı çevresinde, ayrıca 22, 23, 43 ve 44. dalgalarda İsrail’in kuzey ve merkez kesimlerinde bu füze türüne ilişkin izler görülmüştür. Saldırı sonrası oluşan hasarın ölçeği de bu türün kullanıldığına dair değerlendirmeleri desteklemektedir.
Bununla birlikte iki aşamalı katı yakıtlı Siccil balistik füzesine ait fırlatma ve seyir görüntüleri de 15 Mart 2026’daki Sadık Vaad-4’ün 54. dalgasında açık kaynaklara yansımıştır. Ancak bu fırlatmanın ardından füzenin akıbetine dair kesin bir bulguya ulaşılamamıştır.
Dar boğazların tespiti ve baskı unsurları
Çatışma sürecinde hem İran’ın hem de ABD/İsrail tarafının belirli darboğaz niteliğindeki zafiyet alanlarına sahip olduğu görülmektedir. Sahadaki taktik ve stratejilerin önemli ölçüde bu zafiyetleri hedef alacak şekilde şekillendiği anlaşılmaktadır. Bu çerçevede ABD ve İsrail, İran’ın mobil füze fırlatma araçlarını (TEL) hedef alarak füze fırlatma oranlarını düşürmeyi amaçlamaktadır. Buna karşılık İran ise yüksek değerli ve kolay telafi edilemeyen radar ve erken uyarı sistemlerini (THAAD, Patriot, AN-TPY-2 ve AN-FPS-132 gibi sistemler) hedef alarak hem isabet oranını artırmayı hem de hedef bölgelerdeki etki düzeyini yükseltmeye çalışmaktadır.
Bir diğer önemli darboğaz alanı ABD/İsrail ve Körfez ülkelerinin önleyici füze stoklarıdır. İran bu noktada envanterindeki görece eski ve sıvı yakıtlı balistik füzeleri (örneğin Şahab-3 varyantları) kullanarak iki amaç gütmektedir. İlk olarak satürasyon saldırılarıyla hava savunma sistemlerini doyma noktasına getirerek önleme kapasitesini zorlamak, ikinci olarak ise önleyici füze stoklarının hızla tüketilmesini sağlamaktır. İran bu yöntemi kullanarak aynı zamanda taraflar arasında maliyet asimetrisi oluşturmayı ve ABD ile İsrail açısından savunma maliyetlerini artırmayı hedeflemektedir.
Buna karşılık ABD ve İsrail’in de İran’ın katı ve sıvı yakıtlı füze üretim tesislerini hedef alarak balistik füze üretim altyapısını ve tedarik zincirini zayıflatmayı amaçladığı görülmektedir. Bu yaklaşım, mevcut füze kapasitesini sınırlamanın yanında İran’ın yeniden üretim ve ikmal kabiliyetini uzun vadede sekteye uğratmaya yöneliktir.
Bir başka darboğaz alanı İran’ın Körfez bölgesindeki enerji tesisleri, tanker hatları ve turizm merkezlerine yönelik asimetrik saldırı kapasitesidir. İran bu tür hedefler üzerinden ekonomik maliyeti hem askerî aktörlere hem de bölgesel ve uluslararası düzeye yaymayı ve böylece bir ekonomik kaldıraç üretmeyi amaçlamaktadır.
Son olarak çatışmanın bir diğer darboğaz alanı psikolojik ve siyasi boyutta ortaya çıkmaktadır. İran’ın özellikle İsrail’e yönelik saldırılarında saldırı sıklığını yüksek tutması, bazı saldırıların sivil alanları kapsayacak şekilde geniş bir coğrafyaya yayılması ve parçacıklı mühimmatların kullanılması, toplum üzerinde psikolojik baskı oluşturma ve bu baskıyı siyasi bir kaldıraç olarak kullanma stratejisinin parçası olarak değerlendirilebilir.