Törenin, savaş sonrasında İran devletinin kurumsal devamlılığını, toplumsal mobilizasyon kapasitesini ve siyasal meşruiyetini sergilemeyi amaçlayan geniş çaplı bir resmî organizasyon olarak kurgulandığı anlaşılmaktadır.
Ali Hamenei’ye Veda Töreni ve İran’da Yeni Dönemin İlk İşaretleri
28 Şubat 2026’da ABD-İsrail ortak saldırısında hayatını kaybeden İran’ın eski Devrim Rehberi Ali Hamenei için düzenlenen “veda ve cenaze töreni,” ölümünün üzerinden yaklaşık dört ay geçtikten sonra, 3 Temmuz Cumartesi günü Tahran’da başladı. Hamenei’nin naaşının İmam Humeyni Büyük Musallası’na taşınmasıyla başlayan tören sürecinin, birkaç gün boyunca farklı şehirlerde devam etmesi planlanıyor. İranlı kaynaklar, törenlerin Tahran’ın ardından Kum, Necef, Kerbela ve son olarak Meşhed’e uzanan bir güzergâhta devam edeceğini aktarmaktadır. Böylece cenaze programı, yalnızca Tahran merkezli bir devlet töreni olmaktan çıkarak İran’ın ve Şii dünyasının dinî ve sembolik merkezlerini kapsayan geniş ölçekli bir merasime dönüşecektir.
Açıklanan programa göre törenler birkaç aşamada gerçekleştirilecektir. İlk aşama Tahran’daki veda ve kitlesel anma merasimlerinden oluşmaktadır. Resmî programa göre 4-5 Temmuz tarihlerinde İmam Humeyni Musallası’nda halkın katılımına açık veda ve yas törenleri düzenlenecek, ardından Tahran’da büyük bir cenaze merasimi gerçekleştirilecektir. 7 Temmuz’da törenlerin İran’daki Şii ilim havzasının başlıca merkezlerinden biri olan Kum’da devam etmesi, 8 Temmuz’da Necef ve Kerbela’da, Şiilik açısından özel önem taşıyan dinî merasimlerin düzenlenmesi, 9 Temmuz’da ise Hamenei’nin doğum yeri olan Meşhed’de, İmam Rıza Türbesi yakınında defnedilmesi planlanmıştır. Bu güzergâh, İran içindeki devlet ve din merkezlerini Irak’taki Şii kutsal şehirlerle birleştirmesi bakımından sembolik değeri yüksek bir rota olarak belirlenmiştir.
Bu takvim ve güzergâh, İran’ın devrimci, dinî ve bölgesel kimliklerini aynı anda temsil eden çok katmanlı bir sembolik çerçeve sunmaktadır. Tahran, devletin merkezi ve savaş sonrası yönetim sürekliliğinin vitrini olarak öne çıkarken Kum, törene Şii ilim havzası üzerinden dinî ve mezhebî bir boyut kazandırmaktadır. Necef ve Kerbela, İran’ın Irak’taki Şii sahayla kurduğu tarihsel ve siyasal bağları görünür kılmakta, Meşhed ise hem Hamenei’nin doğum yeri hem de İmam Rıza Türbesi’nin İran Şiiliği açısından taşıdığı önem nedeniyle nihai defin mekânı olarak anlam kazanmaktadır. Böylece tören, bir cenaze güzergâhının ötesinde politik bir ritüele dönüşmektedir.
Organizasyonun büyüklüğü de bu mesajı destekleyecek biçimde tasarlanmıştır. Güvenlik güçleri, devlet kurumları, belediyeler ve ulaşım ağları günler öncesinden tören için seferber edilmiştir. Tahran’da geniş çaplı trafik kısıtlamaları uygulanmış, bazı ana arterler özel araçlara kapatılmış, kamu ve özel sektör faaliyetlerinin belirli günlerde askıya alınması kararlaştırılmıştır. Katılımı artırmak amacıyla ulaşım, konaklama ve iaşe düzenlemeleri yapılmış; otellerde indirimler uygulanmış, okullar, camiler ve spor salonları ziyaretçiler için hazırlanmıştır. Bu çerçevede tören, spontane halk katılımına bırakılmış bir yas süreci değil, merkezî şekilde yönetilen bir kitle mobilizasyonu olarak tasarlanmıştır.
İranlı yetkililer, törene 15-20 milyon kişinin katılmasının beklendiğini açıklarken, bazı kaynaklar bu rakamın daha da yüksek olabileceğini ileri sürmektedir. Seferber edilen güvenlik güçlerinin büyüklüğü ile yerli ve yabancı üst düzey katılım dikkate alındığında, törenin, savaş sonrasında İran devletinin kurumsal devamlılığını, toplumsal mobilizasyon kapasitesini ve siyasal meşruiyetini sergilemeyi amaçlayan geniş çaplı bir resmî organizasyon olarak kurgulandığı anlaşılmaktadır.
Yabancı konuklar
Törenin ikinci önemli boyutunu yabancı katılımcılar oluşturmuştur. İran makamları, yaklaşık 30 ülkeden heyetlerin törene katılmasının beklendiğini açıklamış, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi en az sekiz devlet veya hükümet başkanının ve 12 ülkeden parlamento başkanının merasimlerde yer alacağını bildirmiştir. Katılımcılar arasında komşu ülkelerden, Asya ve Orta Asya’dan, Kafkasya’dan, Körfez bölgesinden, Afrika ve Latin Amerika’dan çeşitli düzeylerde temsilciler yer almıştır.
Rusya’dan Dmitriy Medvedev, Devlet Başkanı Vladimir Putin’in özel temsilcisi sıfatıyla törene katılmıştır. Çin ise Ulusal Halk Kongresi Daimî Komitesi Başkan Yardımcısı düzeyinde temsil edilmiştir. Pakistan’dan Başbakan Şahbaz Şerif’in yanı sıra Pakistan Halk Partisi lideri ve eski Dışişleri Bakanı Bilaval Butto Zerdari ile bazı üst düzey yetkililerin törene katıldığı bildirilmiştir. Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Tacikistan Cumhurbaşkanı İmamali Rahman de törene katılan isimler arasında yer almıştır.
Bölge ülkelerinden farklı düzeylerde katılım olmuştur. Türkiye, törene Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz düzeyinde temsilci göndermiştir. Azerbaycan’dan Meclis Başkanı Sahiba Gafarova’nın katıldığı bildirilirken, Umman, Katar ve Suudi Arabistan’dan da farklı düzeylerde heyetlerin Tahran’a gittiği açıklanmıştır. Afganistan’daki Taliban yönetiminden bazı üst düzey isimlerin, Orta Asya cumhuriyetlerinden parlamento ve hükümet temsilcilerinin, ayrıca Afrika ve Latin Amerika’dan bazı bakan ve heyetlerin de törenlerde hazır bulunduğu bildirilmiştir.
Irak’tan Meclis Başkanı Mahmud el-Meşhedani, Irak Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani ve bazı üst düzey Iraklı yetkililer törende yer almıştır. İran’ın “direniş cephesi” olarak adlandırdığı yapılardan gelen temsilciler de törende hazır bulunmuştur. Lübnan’dan Hizbullah ve Emel Hareketi heyetlerinin, Yemen’den Ensarullah temsilcilerinin, Filistinli gruplardan ise Hamas ve İslami Cihad yetkililerinin törene katıldığı bildirilmiştir. Irak’taki Haşdi Şabi temsilcileri de bu kapsamda törende yer alan aktörler arasında zikredilmiştir.
Katılım listesi, törenin yalnızca İran iç siyaseti açısından değil, diplomatik açıdan da dikkatle takip edildiğini göstermiştir. Bununla birlikte yabancı katılımı, İran’ın dış politika yönelimine ilişkin geniş sonuçlar çıkaracak şekilde yorumlamak yerine, savaş sonrası dönemde Tahran’ın özellikle komşu ülkeler ve Batı dışı aktörlerle temas düzeylerini gösteren bir diplomatik tablo olarak değerlendirmek daha isabetli olacaktır. Bu çerçevede tören İran’ın bölgesel ve uluslararası ilişkilerinde muhatap olduğu aktörlerin de görüldüğü bir diplomatik zemin hâline gelmiştir.
Devrim Rehberi Mücteba Hamenei’nin yokluğu
Törenin en çok merak edilen boyutlarından biri, İran İslam Cumhuriyeti’nin üçüncü Devrim Rehberi olarak göreve gelen Mücteba Hamenei’nin, babasının cenazesinde yer alıp almayacağıdır. Ali Hamenei’nin diğer çocuklarının törene katılımı da belirsizliğini korumaktadır. Ancak asıl dikkatler, 28 Şubat 2026’daki saldırıdan bu yana hiçbir kamu etkinliğinde görülmeyen Mücteba Hamenei’ye çevrilmiştir.
Mücteba Hamenei’nin aynı saldırıda yaralandığına ilişkin haberler, bu belirsizliği daha da artırmıştır. Batı basınında yer alan bazı iddialara göre Mücteba Hamenei, saldırıda ağır yaralanmış; yüzünde ve vücudunda yanıklar oluşmuş, bacağından ise birden fazla cerrahi müdahale gerektiren ciddi yaralar almıştır. İran makamları ise Devrim Rehberi’nin sağlık durumuna ilişkin ayrıntılı ve düzenli bir açıklama yapmamıştır. Bu bilgi eksikliği devam ederken, bazı kaynaklar Mücteba Hamenei’nin güvenlik ve sağlık gerekçeleriyle babasının cenaze törenine katılmasının beklenmediğini ileri sürmektedir.
Mücteba Hamenei’nin kamuoyu önüne çıkarılmamasında güvenlik kaygılarının belirleyici olduğu değerlendirilmektedir. Ali Hamenei’nin hayatını kaybettiği saldırıda Mücteba Hamenei’nin de hedef alınarak yaralanmış olması, yeni Devrim Rehberi’nin korunmasını Tahran yönetimi açısından öncelikli bir mesele hâline getirmiştir. İsrail’in savaş boyunca İran’ın siyasi ve askerî liderliğini hedef alan suikast stratejisi ile İsrailli yetkililerin Mücteba Hamenei’nin de hedef listesinde bulunduğuna yönelik açıklamaları bu hassasiyeti daha da artırmıştır. Batı basınında ise ABD ile İran arasındaki müzakereler sürerken İsrail’in Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf gibi üst düzey İranlı yetkilileri hedef almayı planladığı, ancak Washington’ın müzakere sürecinin zarar göreceği endişesiyle Tahran’ı olası bir suikast girişimine karşı uyardığı yönünde iddialar yer almıştır.
Öte yandan Mücteba Hamenei’nin sınırlı görünürlüğü, güvenlik ve sağlık gerekçelerinin yanı sıra dinî-siyasal sembolizm bakımından da yeni yönetim için işlevsel olabilir. Kamuoyu önüne sık çıkmayan, doğrudan tartışmalara girmeyen ve gündelik siyasetin yıpratıcı alanından uzak tutulan bir Devrim Rehberi profili, rehberlik makamının otoritesini daha kapalı ve dokunulmaz bir konumda tutmaya imkân sağlayabilir. Bu durum, özellikle hitabeti, karizması ve toplumsal karşılığı konusunda soru işaretleri bulunan Mücteba Hamenei açısından bir zafiyetin görünür hâle gelmesini engellediği gibi, rehberlik makamının dinî ve sembolik ağırlığını koruma amacı da taşıyabilir.
Bu çerçevede Mücteba Hamenei’nin kamuoyu önünde geri planda tutulması, İran’da yeni dönemin liderlik anlayışına ilişkin önemli ipuçları sunmaktadır. Devrim Rehberi’nin sınırlı görünürlüğü, bir yandan makamın daha korunaklı ve sembolik bir konuma taşındığını gösterirken, diğer yandan Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) merkezli askerî-siyasi yapının karar alma süreçlerindeki ağırlığının arttığına işaret etmektedir. Bu yeni tabloda Mücteba Hamenei, kitlelere doğrudan hitap eden ve rejimin siyasal yükünü tek başına taşıyan bir liderden ziyade, kurumsal yapılar üzerinden otoritesini sürdüren daha kapalı bir rehberlik modeliyle öne çıkmaktadır. Dolayısıyla Ali Hamenei’ye yönelik veda töreni, Mücteba Hamenei döneminde rejimin liderlik tarzı ve güç dağılımında yaşanabilecek dönüşümün de ilk işaretlerini vermektedir.