Terörsüz Bölge girişimi, çeşitli şekil ve boyutlarda teröre maruz kalan tüm bölge ülkeleri için bir fırsat niteliği taşıyor ve Türk yetkililer sık sık bölgesel müşterek faydaya vurgu yapıyorlar.
Babülmendeb’de Husilerin elde ettiği yeni konum, ABD-İran savaşı bağlamında Tahran’a doğrudan kontrol etmediği ancak müttefikleri aracılığıyla etkileyebildiği ikinci bir baskı alanı sunmaktadır.
İran, iki kritik deniz geçidinde baskıyı artırmanın ABD açısından mevcut durumu daha maliyetli hâle getireceğini ve özellikle ara seçimler öncesinde Washington üzerindeki siyasi ve ekonomik baskıyı artıracağını hesaplamaktadır.
ABD’nin stratejisini askerî yöntemlerden ekonomik baskıya kaydırmasıyla birlikte İsrail’in savaşın seyri üzerindeki etkisi de sınırlanmıştır.
Atamaların, birbirinden bağımsız kadro tercihleri değil yeni savunma ve caydırıcılık stratejisinin gerektirdiği kurumsal yapılanmayla bütünlük arz eden bir planın parçası olduğu görülmektedir.
İran basınındaki değerlendirmelerde, Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın zamanlaması özellikle vurgulanmakta, İran-ABD gerilimi, İsrail’in bölgede artan askerî hareketliliği ve Hürmüz, Kızıldeniz ve Bâbülmendep hattındaki kırılganlıkların anlaşmanın ortaya çıktığı güvenlik ortamını şekillendirdiği üzerinde durulmaktadır.
Savaş, İran siyasetindeki ayrımları ortadan kaldırmamış, aksine bu ayrımlara yeni ve daha belirleyici bir stratejik tartışma eklemiştir.
Ukrayna ile İran arasında bağımsız bir savaş cephesinin açıldığını söylemek için henüz oldukça erken. Ancak iki savaş coğrafyasının giderek birbirine bağlandığı da açık.
İran kıyısında vurulan hedefler ne rastgele seçilmiştir ne de yalnızca bir misillemeden ibarettir. Eldeki veriler, en açık biçimde Hürmüz üzerindeki denetimi ele geçirmeye dönük zorlayıcı bir harekâta işaret etmektedir.
Törenin, savaş sonrasında İran devletinin kurumsal devamlılığını, toplumsal mobilizasyon kapasitesini ve siyasal meşruiyetini sergilemeyi amaçlayan geniş çaplı bir resmî organizasyon olarak kurgulandığı anlaşılmaktadır.
Yalnızca bombardıman yoluyla rejimin devrilemeyeceği yönündeki değerlendirme, İsrail’de büyük ölçüde kabul görmektedir. Bu nedenle bugün tartışmalar, askerî harekâtın ardından hangi stratejinin izlenmesi gerektiği sorusu üzerinde yoğunlaşmaktadır.