Pakistan’ın 28 Şubat sonrası diplomatik duruşu, bir tercih olduğu kadar kuşatılmışlık hissinin dayattığı stratejik bir zorunluluk niteliği taşımaktadır.
Konunun yapısal ve konjonktürel boyutlarına bir bütün olarak bakıldığında, ABD Başkanı Trump’ın tarihe “İran dosyasını kapatan lider” olarak geçme arzusunun, onu stratejik açmazlarla karşı karşıya bıraktığı görülmektedir.
İran’ın silahlı Kürt örgütlere yönelik devam eden saldırıları, anlık bir tepki olmaktan ziyade uzun süredir biriken bir stratejik dönüşümün sahadaki karşılığıdır.
Özellikle ideolojik olarak daha sert bir çizgide duran ve başta parlamento ile medya alanında etkili olan Payidari Cephesi gibi radikal unsurların kamuoyu üzerindeki yönlendirici etkisi, yönetim açısından dikkatle idare edilmesi gereken bir iç faktör olmaya devam etmektedir.
Atama, dışarıdan gelen bir komutanın teşkilatın başına getirilmesi, rejim değişikliği beklentisinin kurumsal düzeyde sürdürülmesi ve İran dosyasının Başbakanlık Ofisi’nin doğrudan yönetimine geçmesi gibi unsurları bir arada barındırmaktadır.
Stratejik istihbarat başarısızlığı, geçmişe ait bir analiz hatası olarak görülmemelidir. Mevcut süreçte çatışmanın yönünü belirleyen, onu daha öngörülemez ve daha yıkıcı bir mecraya taşıyan ve nihayet çatışmanın durdurulmasına yol açan bir faktör olarak değerlendirilmelidir.
Hürmüz Boğazı Yönetim Planı, 1982’den bu yana transit geçiş rejimine yöneltilmiş en kapsamlı ve somut itiraz niteliği taşımaktadır.
Savaşın yayılması ve ABD’nin İran’da kaos üretmeye dönük kara harekâtına yönelmesi, Türkiye açısından net bir kırmızı çizgidir. Bu tarz bir tırmanma, hem savaşın uzamasına hem de Türkiye’ye yönelik tehdidin artmasına neden olacaktır.
ABD’nin kara müdahalesine dair seçenekleri, yalnızca sahadaki askerî şartlara göre değil daha geniş stratejik hesaplara göre de şekillenecektir. Bu nedenle sürecin hangi taraf lehine sonuçlanacağı belirsizliğini korumaktadır.
İran Pasif Savunma Teşkilatı, orta ölçekli bir gücün teknolojik üstünlük karşısında geliştirebileceği en iddialı konvansiyonel hayatta kalma programlarından biri olarak değerlendirilebilir.
ABD’nin sınırlı kara operasyonu yürütme kapasitesi olsa da asıl mesele, bu operasyonun sağlayacağı muhtemel kazançların; tırmanma riski, uzun süreli angajman ihtimali ve İran’ın savunma ağlarının yaratacağı maliyete değip değmeyeceğidir.
Yüz binlerce Lübnanlının güneyden göç etmek zorunda kalması ve sınır yerleşimlerinin sistematik biçimde ortadan kaldırılması gerek askerî gerekse demografik sonuçlar doğuran bir sürece işaret etmektedir.