İran açısından temel soru, Irak’taki silahlı nüfuzunu korurken artan siyasi, askerî ve kurumsal maliyetleri ne ölçüde yönetebileceğidir.
8 Aralık, İran’ın bölgesel rolünün “merkezi güç”ten “sınırlandırılmış aktöre” doğru evrildiği daha uzun soluklu bir dönüşümün ara durağı olarak okunmalı. Bu dönüşümün nihai şeklini ise yalnızca Tahran’daki tercihler değil, Ankara’dan Riyad’a, Washington’d
“Nükleer bir İran” Moskova’nın çıkarlarıyla çelişiyor olabilir ancak “İran’ın nükleerleşmesi tehdidi”, Rusya’nın Batı’ya karşı kaldıraç olarak kullanabildiği bir kriz yaratmıştır.
Tenef Üssü’ne yapılan drone saldırısı, hedef alınan ABD üssünün, hava savunma zafiyetini akıllara getirirken İsrail’in, Suriye’ye yönelik son saldırılarına karşı gelişen bir reaksiyon olarak okunabilir.
İran aleyhine duraksayan Viyana görüşmeleri, Irak ve Suriye’deki ABD askerî varlığına karşı son zamanlarda artış gösteren roket ve drone saldırılarını açıklayabilir.
Muslih gibi nüfuzu yüksek bir Haşdi Şabi komutanının tutuklanması, 10 Ekim 2021 tarihinde düzenlenecek Parlamento seçimleri için Kazımi’nin elini güçlendirebilir.
Çin’in hızlı bir şekilde İran’la imzaladığı Kapsamlı İş Birliği Anlaşması, Büyük Güç Rekabeti’nin Orta Doğu’daki en belirgin sonuçlarından birisi olarak kabul edilebilir.
İran’ın en önemli nükleer yakıt üretim merkezlerinden biri olan Natanz Nükleer Tesisi’nde meydana gelen patlama, İsrail’in bu ülkeye yönelik olarak yürüttüğü asimetrik savaşın son örneği olarak görülüyor.
Doğu Akdeniz’e ulaşmak ve bu alan üzerinde kontrol sağlamak İran’ın jeopolitik hedefleri arasındadır.