Mozaik savunma, İran’ın askerî kapasitesini korumasına ve saldırılar karşısında direnç göstermesine katkı sağlamış olsa da tek başına savaşın sonucunu belirlemeye yeterli değildir.
Savaşın Washington’a çıkardığı fatura her geçen gün kabarıyor. Ara seçimlerin ardından Trump’ın vereceği karar, bütünlüklü bir stratejiden veya ABD yönetiminin ortak bir değerlendirmesinden ziyade, ABD Başkanı’nın bu faturayı nasıl ödemeyi tercih ettiğini gösterecek.
Pakistan’ın rolü bir uzlaşı dayatmak değil taraflardan herhangi birinin çatışmadan geri adım atmaya hazır olduğu anda kullanılabilecek diplomatik bir kanalın ve işler bir müzakere çerçevesinin açık kalmasını sağlamaktır.
28 Şubat’ta İran’da rejim değişikliği ve halk hareketi yaratma hedefiyle askerî harekâta başlayan ABD, aynı noktaya bu kez ekonomik baskı stratejisiyle dönmüştür. Yöntem değişmiş, ancak varılan nokta değişmemiştir.
Körfez monarşilerinin, misilleme kapasitesini geliştirerek artık edilgen hedefler olmaktan çıkmak ve saldırıların maliyetini İran’ın bölgesel vekil ağları ile stratejik bağlantıları üzerinden karşı tarafa yüklemek yönünde bir güvenlik anlayışına yönelebileceği söylenebilir.
DMO ve askerî-güvenlik bürokrasisi, Mücteba Hamenei döneminde de İran siyasetinde ve stratejik karar alma süreçlerinde etkili bir güç merkezi olmayı sürdürecektir.
Atamaların, birbirinden bağımsız kadro tercihleri değil yeni savunma ve caydırıcılık stratejisinin gerektirdiği kurumsal yapılanmayla bütünlük arz eden bir planın parçası olduğu görülmektedir.
Savaş, İran siyasetindeki ayrımları ortadan kaldırmamış, aksine bu ayrımlara yeni ve daha belirleyici bir stratejik tartışma eklemiştir.
İran kıyısında vurulan hedefler ne rastgele seçilmiştir ne de yalnızca bir misillemeden ibarettir. Eldeki veriler, en açık biçimde Hürmüz üzerindeki denetimi ele geçirmeye dönük zorlayıcı bir harekâta işaret etmektedir.
Mutabakat kâğıt üzerinde Washington ile Tahran arasında imzalanmış olsa da sürecin asıl belirleyicisi İran’daki güç odakları arasındaki pazarlıktır ve bu pazarlığın sonucu henüz netleşmemiştir.
Törenin, savaş sonrasında İran devletinin kurumsal devamlılığını, toplumsal mobilizasyon kapasitesini ve siyasal meşruiyetini sergilemeyi amaçlayan geniş çaplı bir resmî organizasyon olarak kurgulandığı anlaşılmaktadır.
İslamabad Mutabakatı nihai anlaşmaya giden yolda bir ön anlaşma, KOEP ise nihai bir anlaşmadır. Bu iki belgenin en temel ortak noktası her ikisinin de sorunları diplomatik yolla çözme arayışının ürünü olmasıdır.