Savaşın Washington’a çıkardığı fatura her geçen gün kabarıyor. Ara seçimlerin ardından Trump’ın vereceği karar, bütünlüklü bir stratejiden veya ABD yönetiminin ortak bir değerlendirmesinden ziyade, ABD Başkanı’nın bu faturayı nasıl ödemeyi tercih ettiğini gösterecek.
Ara Seçimler Trump’ın İran Politikasında Dönüm Noktası Olur mu?
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı ve aylardır ateşkesler, mutabakatlar ve yeniden alevlenen çatışmalarla devam eden savaşın hedefi, Tahran’ın nükleer programını ortadan kaldırmanın çok ötesine geçti. Devrim Rehberi Ali Hamenei’nin savaşın ilk saatlerinde öldürülmesiyle başlayan süreç, Nisan’daki ateşkesin ardından Haziran’da İslamabad Mutabakatı’nın imzalanmasına, Temmuz’da ise mutabakatın çökmesi ve ABD ablukasının yeniden devreye girmesine uzandı. Savaşın başlangıcında ABD Başkanı Donald Trump, hedeflerinin yalnızca Tahran’ın nükleer programını değil İran’daki rejimi de ortadan kaldırmak olduğunu açıklamış ve İran halkını ayaklanmaya çağırmıştı. Ancak savaş uzadıkça Trump’ın rejim değişikliğine yönelik söylemi de geri planda kaldı.
Bugüne gelindiğinde Washington, bir yandan “Ekonomik Dışlama Harekâtı” (Operation Economic Outcast) ve “Ekonomik D-Günü” (1944’te meşhur Normandiya çıkartmasının başladığı “D-Gününe” atfen) adını verdiği yaptırım kampanyasıyla İran’ın nefes borularını tek tek kapatıyor, diğer yandan Lark Adası’ndan Bender Abbas çevresine kadar İran’ın güneyini hedef alan saldırılarını sürdürüyor.
ABD’nin İran politikasında hedef ne?
Bu soruya ilişkin iki farklı anlatı öne çıkıyor. İlki, biraz “komplo teorisi” izlenimi verse de Trump yönetiminin savaş üzerinden küresel hidrokarbon arzını daraltarak yalnızca İran’ı değil birçok ülkeyi ABD politikalarına bağımlı hâle getirmeye çalıştığı iddiasına dayanıyor. Bu anlatıya göre Trump yönetimi, aynı zamanda Jeffrey Epstein dosyalarını da gündemin gerisine itmeyi amaçlıyor. Özellikle dosyaların içeriği, ABD ve dünya kamuoyuna ne ölçüde açıklandığı, Trump dâhil ABD ve dünya elitlerinden kimlerin adının bu dosyalarda geçtiği ve Epstein’in İsrail’le olası ilişkileri gibi tartışmaların kamuoyunun dikkatinden uzaklaştırılmaya çalışıldığı ileri sürülüyor.
İkinci anlatı ise bilimsel düşüncenin temel ilkelerinden biri olan “Ockham’ın Usturası”na daha yakın: Trump’ın İran’a karşı somut bir stratejisi yok. Bazı sosyal medya hesaplarının, antik Çin’in önemli savaş düşünürlerinden Sun Tzu’ya atıfla Trump’a alaycı bir şekilde taktığı “Don Tzu” lakabı ve ona yakıştırılan “Sen ne yaptığını bilmiyorsan düşmanın hiç bilemez” sözü, Washington, Tahran ve bölge başkentlerinin içinde bulunduğu durumu iyi özetliyor. Mevcut veriler ise gerçeğin bu iki uç arasında bir yerde olduğunu gösteriyor. Trump’ın belirgin bir stratejisi yok ancak bir yöntemi var: Zamanı İran’ın aleyhine işletmek. Ne var ki zaman, Trump ve Washington’ın lehine de işlemiyor.
Ablukaya devam, Hürmüz’e kapatma
Veriler, İran’ın 1 Mart’ta Hürmüz Boğazı’nı gemi trafiğine kapatmasına karşı Trump yönetiminin uyguladığı deniz ablukasının sonuç vermeye başladığını gösteriyor. Bloomberg’in tanker takip verilerine göre İran, Ağustos’ta günde ortalama 250 bin varil ham petrol yükleyebilirken Eylül’de (Şemsi takvime göre Şehriver ayında) hiç yükleme yapamadı. Bu, savaşın başlangıcından bu yana İran’ın ham petrol yüklemelerinde ilk kez “sıfır” çektiği ay oldu.
United Against Nuclear Iran’ın (UANI) Ekim başında yayımladığı verilere göre ham petrol, petrol ürünleri ve sıvılaştırılmış petrol gazı (LPG) taşıyan en az 50 tanker, İran kıyıları boyunca hareket edemeden bekliyor. Bunların 16’sı Hark Adası çevresinde bulunuyor. ABD Hazine Bakanlığı da Ekim ayında İran petrolünün sevkiyatının durduğunu ileri sürüyor. Kara ve deniz depolama kapasitesi doldukça İran, petrol üretimini kısmak zorunda kalabilir. Kuyuların kapatılması ise petrol sahalarında uzun vadeli ve giderilmesi yüksek maliyet gerektiren hasarlara yol açabilir.
Bu tabloya, ABD’nin Hürmüz Boğazı’nın Umman tarafında, Müsendem Yarımadası açıklarındaki adalar arasında büyük tankerlerin geçişine imkân sağlamak amacıyla gizlice dip tarama çalışmaları yürüttüğü iddiasını da eklemek gerekiyor. Uydu görüntülerine dayandırılarak sosyal medyada yayılan bu iddia bağımsız kaynaklarca doğrulanmış değil. Washington ve Maskat da bu yönde resmî bir açıklama yapmadı.
Bununla birlikte ABD donanmasının, Ağustos ayında Hürmüz Boğazı’ndaki trafik ayırım düzeninde tespit edilen yüzden fazla şüpheli mayın niteliğindeki nesnenin temizlenmesine yönelik çalışmalar yürüttüğü biliniyor. Washington’un bu girişimlerle İran’ın kontrolünü sınırlayacak alternatif bir geçiş hattı oluşturmayı amaçladığı değerlendiriliyor. Tahran ise Hürmüz Boğazı’nın Umman tarafını kullanarak geçiş yapmaya çalışan gemileri kendi kontrolünü zayıflatan bir girişim olarak görüyor ve bu güzergâhtaki gemilere yönelik saldırılarını sürdürüyor.
Bedel ödeyen yalnızca Tahran değil
Ancak abluka İran’ı boğarken Washington’un da nefesi kesilmeye başladı. Bloomberg’in analizine göre Hürmüz Boğazı ve çevresinde görev yapan Amerikan unsurları, ABD donanmasının toplam savaş gemisi gücünün yaklaşık üçte birini oluşturuyor. Bu varlığı bölgede tutmanın günlük maliyeti ise yaklaşık 32,5 milyon dolar. 14 Temmuz’dan bu yana yalnızca abluka operasyonlarının faturası 2 milyar doları aştı. Aylardır limana uğramayan mürettebatın durumu, ertelenen bakım faaliyetleri ve azalan hava ve füze savunma stoklarının maliyeti ise bu hesaba dâhil değil.
CNN International’ın aktardığı bir Pentagon raporuna göre savaşın ilk aşamasında (28 Şubat-8 Nisan) İran tarafından düşürülen veya dost ateşi sonucu kaybedilen ABD savaş uçaklarının toplam değeri 3,8 milyar doları buldu. Öte yandan ABD’de 3 Kasım 2026 ara seçimleri yaklaşıyor. Trump, 2024 seçim kampanyası sırasında selefi ve aynı zamanda halefi olduğu Joe Biden’ı, Ukrayna ve Gazze’deki savaşları durduramamakla suçlamış ve kendisinin yeni bir savaş başlatmayacağı sözünü vermişti. Ancak bu söylemine rağmen İran’a karşı savaş başlatması ve savaşın beraberinde getirdiği yüksek akaryakıt fiyatları, ara seçimler öncesinde Cumhuriyetçilerin karşı karşıya olduğu önemli sorunlar arasında yer alıyor. Trump’ın 8 Ekim’de seçimlerden önce İran’a saldırmayacaklarını açıklaması da bu siyasi hesapla ilişkilendirilebilir.
Trump’ın Katar arabuluculuğunda yürütülen dolaylı görüşmelerin “verimli” geçtiğini söylediği gün, ABD Hazine Bakanlığı İran’ın gölge filosuna ait 17 gemiyi daha yaptırım listesine aldı. Silahların sesi Mart ve Nisan başındaki kadar gür çıkmasa da ekonomik savaş tüm hızıyla devam ediyor. 3 Kasım’dan sonra ne olacağı ise belirsizliğini koruyor.
Ara seçimlerden sonra üç seçenek
Bu ortamda Washington’un önünde üç seçenek bulunuyor. Birincisi, sınırlı ancak uzun süreli bir çatışma. Bu seçenek, ablukayı sürdürmeyi, İran’ın güney kıyılarına ve adalarına yönelik noktasal saldırılarla Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) deniz kapasitesini zayıflatmayı ve Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı artırmayı öngörüyor. İRAM’ın uzmanlarından Rahim Farzam’ın da işaret ettiği gibi “ne savaş ne anlaşma” hâli, kâğıt üzerinde Washington’un lehine görünüyor. Ancak bu seçeneğin bedeli, Amerikan donanmasının savaş gemilerinin yaklaşık üçte birinin süresiz olarak Körfez’de tutulması ve Çin karşısındaki caydırıcılığının daha da zayıflaması.
İkinci seçenek ise diplomatik çözüm. Haziran’daki İslamabad Mutabakatı, tarafların bir anlaşmanın temel unsurları üzerinde uzlaşabildiğini gösterdi. Hürmüz Boğazı’nın açılması karşılığında ablukanın kaldırılması, İran petrolünün ihracatına sınırlı ölçüde izin verilmesi ve zamanla İran’ın dondurulmuş varlıklarına yeniden erişim sağlanması gibi düzenlemeler, uzlaşının mümkün olduğuna işaret ediyor. Ancak Tahran’ın abluka kaldırılmadan ve dondurulmuş varlıkları serbest bırakılmadan Hürmüz Boğazı’nı açmayacağını açıklaması, taraflar arasındaki görüş ayrılıklarının hâlâ ne kadar derin olduğunu gösteriyor. Üstelik Haziran’da varılan mutabakatın kısa sürede çökmesi, tarafların birbirlerinin taahhütlerine duyduğu güvenin de sınırlı olduğunu ortaya koyuyor.
Üçüncü seçenek ise ara seçimlerin ardından kapsamlı bir askerî saldırı düzenlenmesi. Pentagon’un seçim sonrası için yeni harekât seçenekleri hazırladığına ilişkin haberler, bu ihtimali gündemde tutuyor. Seçim baskısının azalmasıyla Trump, İran’ın enerji altyapısını, limanlarını ve kalan askerî kapasitesini hedef alan bir harekâtla “işi bitirmeyi” deneyebilir. Ancak Şubat ayından bu yana yaşananlar, İran’ı yalnızca hava gücüyle teslim almanın mümkün olmadığını gösterdi. Böyle bir saldırı, petrol fiyatlarını Mart ayındaki zirvelerine yeniden taşıyabilir ve zaten tedirgin olan Körfez ülkelerini Washington’dan daha da uzaklaştırabilir.
Bu üç seçenek arasında öne çıkan ihtimal, birinci yolun zamanla ikinciye evrilmesi. Ancak bu geçişin doğrusal biçimde gerçekleşmesi beklenmemeli. Trump’ın yöntemi, baskıyı en üst düzeye çıkarıp ardından “büyük anlaşmayı” ilan etmek üzerine kurulu. Seçimlerin ardından Washington, müzakere masasındaki elini güçlendirmek amacıyla sınırlı ancak sert bir askerî tırmanışa başvurabilir. Bu durumda üçüncü senaryo, topyekûn bir savaştan ziyade “anlaşmaya giden yolda tırmanış” şeklinde gerçekleşebilir
Savaş bittikten sonra
Savaş hem ABD’yi hem de İran’ı zayıflatmış durumda. Ancak hangi tarafın daha uzun süre dayanabileceği henüz belli değil. İran’ın petrol gelirleri sıfıra inmiş, depoları ve tankerleri dolmuş, ekonomisi ise derin bir çöküşün eşiğine gelmiş olabilir. Buna rağmen Tahran’ın elinde hâlâ Hürmüz Boğazı’nı güvensiz kılma, Amerikan donanmasını Körfez’e hapsetme ve küresel petrol fiyatlarını sarsma kapasitesi bulunuyor. Washington ise İran’ı askerî ve ekonomik açıdan sıkıştırabilir. Ancak bunu yaparken Pasifik’teki güç dengesini koruma imkânlarını zayıflatıyor, mühimmat stoklarını eritiyor, askerî teçhizatını yıpratıyor ve iç kamuoyunun sabrını tüketiyor.
“Don Tzu” belki gerçekten ne yaptığını bilmiyor. Ancak Tahran’ın da Pekin’in de bildiği bir şey var: Bu savaşın Washington’a çıkardığı fatura her geçen gün kabarıyor. Ara seçimlerin ardından Trump’ın vereceği karar, bütünlüklü bir stratejiden veya ABD yönetiminin ortak bir değerlendirmesinden ziyade, ABD Başkanı’nın bu faturayı nasıl ödemeyi tercih ettiğini gösterecek.