Cenevre’den olumlu bir sonuç çıkması askerî baskının artmasından ziyade ABD’nin İran açısından kabul edilebilir, somut ve itibarı zedelemeyen bir çıkış formülü sunup sunamayacağına bağlıdır.
Cenevre’deki Görüşmelerden Ne Bekleniyor?
İran ile ABD arasındaki süreç, 6 Şubat’ta Umman’ın başkenti Maskat’taki ilk görüşmenin ardından diplomatik çözüm ve askerî tırmanma olasılıklarının varlığını koruduğu bir çizgide ilerliyor. Nitekim taraflar, ilk temasın ardından bugün (17 Şubat Salı) İsviçre’nin Cenevre kentinde ikinci kez bir araya gelirken ABD’nin bölgeye askeri yığınak yapmaya devam ettiği ve İran’ın da çatışma riskini hesaba katarak hareket ettiği görülüyor.
Görüşmelerin Umman arabuluculuğunda sürmesi ve ABD’nin sınırlı sayıda ve etkili bir heyetle masaya oturması, Washington’un sonuç odaklı hareket ettiğini gösteriyor.
Müzakerelerin odağında ne var?
İran’ın kamuoyuna yansıttığı pazarlık alanı, yüzde 60 düzeyindeki uranyum stokunun seyreltilmesi, zenginleştirme seviyeleri ve müzakerenin kapsamı gibi teknik başlıklar ile enerji iş birliği, madencilik ve sivil havacılık gibi ekonomik kaldıraçlar etrafında şekillenmektedir. Bununla birlikte Tahran, askerî baskı tamamen geri çekilmeden ve yaptırımların gevşetilmesine dair somut bir çerçeve ortaya çıkmadan, büyük ve geri döndürülemez tavizlere yönelmeyeceği mesajını vermektedir.
ABD kamuoyu, İran’ın zenginleştirmeyi tamamen sonlandırması ve yüksek zenginleştirilmiş stokları elden çıkarması beklentisiyle daha maksimalist bir çizgidedir. Ayrıca dosyanın balistik füze kapasitesi ve bölgesel vekil ağları gibi başlıklara doğru genişletilmesi yönünde bir eğilim de dikkat çekmektedir.
Tarafların müzakere sürecine girmesinden bu yana, arabulucular üzerinden karşılıklı teklif paketleri ilettiği anlaşılmaktadır. Bu kapsamda ABD’nin mesajlarının Umman üzerinden derlenerek İran tarafına iletildiği ve bu mekanizmanın İran’da da doğrulandığı aktarılmaktadır.
İçeriğine dair teyitli ve tam bir metin bulunmamakla birlikte, basına yansıyan unsurlar arasında üç yıl boyunca sıfır zenginleştirme, ardından düşük seviyede sınırlı zenginleştirme, mevcut stokların transferi, füze kapasitesi ve vekil ağlara yönelik kısıtlamalar ve buna karşılık saldırmazlık gibi çok katmanlı bir teklif paketinin dolaşımda olduğu belirtilmektedir.
ABD’nin Askerî Yığınağı İran’ı Tavize Zorlar mı?
ABD-İran arasında arabuluculuk mekanizmasıyla müzakere takvimi işletilirken Washington sahada askerî konuşlanma ve sert siyasi mesajlarla İran’ı daha hızlı ve daha kapsamlı tavizlere zorlamaktadır.
ABD’nin, diplomasinin sonuç vermemesi halinde askerî seçeneklerin gündeme gelebileceğine dair mesajları 14-15 Şubat hafta sonunda daha görünür hâle gelmiştir. Başkan Donald Trump’ın “anlaşma olmazsa ağır sonuçlar doğabilir” söylemini sürdürmesi, bölgedeki askerî varlığın artırılması ve ikinci uçak gemisinin yola çıkması gibi sembolik hamleler, müzakere sürecine eşlik eden caydırıcılık hamlelerinin güçlü göstergeleridir.
Geçmişte olduğu gibi bugün de müzakerenin kritik noktası, pazarlığın kapsamı ve sıralamasıdır. İran, olası bir mutabakatın yalnızca nükleer başlıkla sınırlı kalmayacağının, sürdürülebilir bir nükleer anlaşma için ABD’ye petrol/gaz sahaları, maden yatırımları, kentsel kalkınma ve uçak alımları gibi yüksek getirili ekonomik fırsatlar sunulması gerektiğinin farkında olduğunu ifade etmektedir.
Buna mukabil Tahran, yaptırımların kaldırılmasına dönük somut bir çerçeve ortaya çıkmadan kapsamlı bir taviz paketine girmeyeceğini açık biçimde vurgulamaktadır. Bu bağlamda teknik düzeyde gündeme gelebilecek seçenekler (örneğin %60 düzeyindeki stokların seyreltimi) dahi İran açısından yaptırım rahatlamasıyla eşzamanlı ve doğrulanabilir bir takas mantığına bağlanmaktadır.
ABD tarafında kamuoyuna yansıyan yaklaşım ise daha yüksek bir hedefe işaret etmektedir. Diplomatik kanal açık tutulsa dahi İran’ın uranyum zenginleştirmeyi tamamen sonlandırması yönündeki beklentinin gündemde tutulduğu görülmektedir. Bu yaklaşım, müzakerelerdeki manevra alanını daraltabilir ve kısmi ya da geçici ara formüllerin üretilmesini zorlaştırabilir.
Süreci karmaşıklaştıran bir diğer unsur ise üçüncü aktör etkisidir. İsrail, anlaşmanın yalnızca belirli faaliyetleri sınırlamasını yeterli görmemekte, anlaşmayı “nükleer altyapının sökülmesi” şartına bağlayarak çıtayı yükseltmektedir. Bu tutum, Washington üzerindeki dış baskıyı artırmakta ve ABD’nin daha sert bir çizgiye yönelmesini teşvik eden ek bir dinamik oluşturmaktadır.
Arakçi-Grossi Görüşmesi Ne Anlama Geliyor?
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin 16 Şubat’ta Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Mariano Grossi ile yaptığı görüşme siyasi pazarlığın denetim, erişim ve sahadaki doğrulama olmadan sürdürülemeyeceğini, konunun teknik boyutunun müzakerenin ayrılmaz bir parçası olduğunu teyit etmektedir. İran ile İsrail arasında yaşanan on iki günlük çatışma sonrasında sahadaki belirsizliklerin artması, herhangi bir anlaşmanın kâğıt üzerinde kalmaması için erişim, envanter doğrulaması ve teknik netlik ihtiyacını daha da büyütmüştür. Bu nedenle İran-UAEA arasındaki temaslar, ikincil bir kanal değil müzakerelerin uygulanabilirliğini test eden ve sürecin gidişatına dair erken sinyaller veren kritik bir göstergedir.
Grossi-Arakçi görüşmesinde öne çıkan ana husus, siyasi müzakereyi taşıyacak teknik zeminin Cenevre turu öncesinde hızla toparlanması olmuştur. Taraflar görüşmeyi “derin teknik istişare” olarak tanımlamış, Arakçi İran’ın “adil ve dengeli bir anlaşma” hedeflediğini, ancak “tehdit karşısında boyun eğmeyeceğini” vurgulamıştır. Grossi ise görüşmenin, ertesi gün başlayacak temaslara hazırlık niteliği taşıdığını belirterek teknik başlıklarda yoğun bir çalışma yürütüldüğünü ifade etmiştir. Bu çerçevede UAEA’nın uzun süredir gündemde tuttuğu iki dosya yeniden öne çıkmıştır: (i) yüksek düzeyde zenginleştirilmiş stoklara ilişkin belirsizlikler ve (ii) çatışma sonrası güvenlik gerekçeleriyle erişimi tartışmalı hâle gelen kilit sahalara denetim erişimi.
İran’ın ABD ile görüşmelerden hemen önce UAEA ile temas kurması, siyasi pazarlığı teknik bir zeminle destekleyerek masada manevra alanı yaratma ve süreci “yalnızca nükleer dosya” ekseninde tutma isteğiyle bağlantılı görünmektedir. Bu adım aynı zamanda, Cenevre’de gündeme gelebilecek ara formüllerin doğrulama, erişim ve envanter gibi teknik parametrelerini önceden netleştirerek pazarlığın sınırlarını kontrol altında tutmaya dönük bir hazırlık olarak değerlendirilebilir.
Sonuç olarak, Cenevre’de yapılacak olan müzakere turu öncesinde Ortadoğu’ya ek askerî unsurların kaydırılması, Washington’un kararlılık mesajını güçlendirirken ABD içindeki beklentiyi de yükseltmektedir. Askerî hazırlık ne kadar görünür ve maliyetli hâle gelirse, Trump yönetiminin sınırlı, sembolik ya da yalnızca “zaman kazandıran” tavizlerle yetinmesi o kadar zorlaşacaktır. Bu durum, müzakere masasında daha kapsamlı sonuç üretme baskısını artırmaktadır.
Öte yandan İran’daki karar alıcılar, maksimalist taleplerle birlikte gelen yoğun askerî yığınağı “zaten çatışma planlanmış” şeklinde okur ve müzakereleri yalnızca bir oyalama süreci olarak görmeye başlarsa, Cenevre’de anlamlı bir uzlaşı ihtimali ciddi biçimde zayıflar. Böyle bir algı güçlendikçe Tahran’ın geri adım atma alanı daralır ve müzakere zemini hızla aşınır.
Bu nedenle Cenevre’den olumlu bir sonuç çıkması, askerî baskının artmasından çok, ABD’nin İran açısından kabul edilebilir, somut ve itibarı zedelemeyen bir çıkış formülü sunup sunamayacağına bağlıdır. Eğer Washington sadece baskıyı büyütür, karşılığında güven verici ve uygulanabilir bir teklif ortaya koymazsa görüşmelerin ilerlemesi değil tıkanması daha olası görünmektedir.