İran'da Terör

Serhan Afacan Genel Yayın Yönetmeni

Geçtiğimiz aylarda İran makamları ‘tekfirci Vehhabi’ gruplar tarafından organize edilen ve Tahran’ı hedef alan, ülke tarihinin en büyük terörist eylem girişimini engellediklerini açıkladılar. İran İstihbarat Bakanı Huccetü’l-İslam Seyyid Mahmud Alevi 17 Aralık 2015 tarihinde yaptığı açıklamada İran istihbaratının büyük bir başarı göstererek DAEŞ’le irtibatlı grupların tamamını tespit ettiklerini iddia etti ve ekledi: “Bu gruplara, ellerindeki lojistik ve istihbari imkânlar tespit edilerek darbe vurulmuştur. Çeşitli istihbarat örgütlerinin eksiksiz yardım ve himayesine rağmen bu gruplar henüz İran İslam Cumhuriyeti’nin bir köşesini bile güvensizleştirememişlerdir”. Alevi bu iddialarını daha da açarak Amerika’yı, İsrail’i ve bölgedeki ‘bazı’ ülkeleri İran’ın güvenliğini tehdit etmekle itham etti ve terör saldırılarına maruz kalan bazı ülkelerin İran İslam Cumhuriyetinden de patlama seslerinin yükselmesi için bütün gayretlerini sarf ettiklerini öne sürdü. Alevi’nin İran’ın terör konusuna ve bölge ülkelerine bakışının temel unsurlarını içeren bu açıklaması üç nedenden dolayı önemlidir. Öncelikle İran’da uluslararası kamuoyunun gündeminde pek yer almayan bariz bir terör tehdidi kol gezmektedir. Nükleer proje gibi can alıcı bir sürecin ayrıntılarını dahi uzun süre uluslararası gözlemcilerle paylaşmayan İran ulusal güvenliği ilgilendiren konuların da sıkı medya ve internet kontrolüyle sistem dışına sızmasının önüne geçmeye büyük çaba göstermektedir. İkinci olarak, İran DAEŞ terörünün ortaya çıkışını kendisi dışında hemen her nedene bağlamaktadır. Bu örgütü zaman zaman Vehhabi-tekfirci zaman zamansa doğrudan Sünni olarak tanımlayan İran; Sünni-Şii dualitesi temelinde takip ettiği ve bölgedeki istikrarsızlığı tetikleyen politikalarını ibra etmeye gayret etmektedir. Üçüncü olarak ise İran 2015 Temmuzunda varılan nükleer anlaşma sayesinde ikili ilişkilerde görece bir yakınlaşma sağlamış olmasına rağmen ABD’yi ve diğer bazı ülkeleri İran’daki terör girişimlerinin en hafif ifadesiyle azmettiricisi olarak görmektedir. Bu konuda somut bir bilgi paylaşmayan İran otoritelerinden yer yer tehdit ve ağır suçlamaya varan iddialar duyulabilmektedir. Ne var ki ülkedeki terör olgusunun İran’ın resmi açıklamalarına yansıyandan daha karmaşık boyutları olduğunu düşünmek için yeterli neden bulunmaktadır.

Genel olarak İran resmi kaynakları ülkedeki terör faaliyetlerini gizleme ve varlıklarını hasıraltı etme eğilimi gösterir. Bu bağlamda terör suçundan gerçekleştirilen bazı idamların adi suçlara dayalı infazlar olarak lanse edildiği yönünde iddialar dile getirilmektedir. İran’da özellikle de Sistan-Beluçistan ve Kürdistan bölgelerinde uyuşturucu kaçakçılığı suçlamasıyla idam edilenlerin sayısının çokluğu sürekli olarak (terör dahil) gerçek mahkumiyet nedenlerinin gizlendiği yorumlarına yol açmaktadır. Bu nedenle DAEŞ’in ülkedeki faaliyet ve hücrelerinin resmi kanallardan vurgulanması dikkat çekici bir husustur. Kuşkusuz bunda İran’ın Suriye’deki varlığını DAEŞ’le mücadele üzerinden meşrulaştırmaya çalışmasının hatta bu yolla öteden beri var olan ve 11 Eylül terör saldırılarını takiben iyice şiddetlenen 'terör ihraç eden ülke' imajını bertaraf etmek istemesinin rolü büyüktür. İran bunu yaparken bir yandan da hemen her türlü terör eyleminin arkasında Vehhabi ideolojisinin olduğunu iddia ederek gergin ilişkiler yürüttüğü Sudi Arabistan’ı terörle eşitleme propagandasını sürdürmektedir. Ne var ki son dönemlerde meydana gelen terör eylemleri İran’ın yegâne sorununun DAEŞ olmadığını, bilakis ülkede yapısal sorunlardan kaynaklanan nedenlerle kronikleşmiş bir terör gerçeğinin süre gittiğini göstermektedir.

İran’ın terör listesindeki örgütlerin başında Sistan-Beluçistan merkezli ayrılıkçı Ceyşü’l-Adl gelmektedir. Örgüt 2010 yılında İran hükümeti tarafından yakalanıp idam edilen Abdülmelik Rigi tarafından kurulan Cündullah örgütünün bu idam sonucu bölünmesiyle ortaya çıkmıştır. 2010 yılından sonra ortaya çıkan Ceyşü’l-Adl, Ceyşü’n-Nasr ve Leşker-i Horasan örgütlerinden en güçlüsü olan ve İran’da birçok terör eylemi gerçekleştiren Ceyşü’l-Adl 2015 Mayısı ile 2016 Şubatı arasında ülkede kırk saldırı gerçekleştirdiğini iddia etmiştir. İran İçişleri Bakanlığı Emniyet Muavini Ali Abdullahi 2016 Mart ayında yapılan basın toplantısında bu örgütün ve diğer bazılarının da 400 kilometrelik Pakistan sınırından İran’a saldırılar gerçekleştirdiğini ancak verdikleri rakamların gerçeği yansıtmadığını açıklamıştır. Abdullahi; örgütün İran’da sebep olduğu can kaybı rakamlarının gerçek olmasının mümkün olmadığını ancak sınırın öteki tarafından ileri karakollara yapılan atışların bu sayıda can kaybı getirmiş olabileceğini iddia etti.

Ceyşü’l-Adl’in yanı sıra İran’ın diğer bir güney eyaleti olan Huzistan’da Ahvaz merkezli Hareketü’n-Nidal de Abdullahi’nin söz konusu açıklamalarında işaret ettiği ayrılıkçı örgütlerden bir diğeridir. Abdullahi ülkede patlamalar gerçekleştirme hazırlığındaki bu örgüte bağlı bazı teröristlerin beraberlerindeki patlayıcı maddelerle ele geçirildiklerini ifade etti. Ahvaz milletinin ‘tarih, dil, kültür, aidiyet ve kimlik olarak Arap ümmetinin ayrılmaz bir parçası’ olduğunu öne süren Nidal hareketi ana hedefini ‘Ahvaz’ı Özgürleştirmek’ olarak beyan etmektedir. Hareket, yoğun Arap nüfusa sahip Ahvaz bölgesinde Farsça’nın dayatılıp Arapça eğitimin menedilmesi, bölgede Fars unsurların imtiyazlarla iskân edilip demografinin değiştirilmeye çalışılması gibi bazı devlet politikalarına savaş açmış bulunmaktadır. Bölgenin ‘Fars işgalinde’ olduğunu iddia eden hareket bu durumu ortadan kaldırmak için meşru gördüğü silahlı mücadele dâhil çeşitli stratejiler takip etmektedir.

Kuzeybatı İran merkezli PKK’nın uzantısı Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK) ve İran Kürdistanı Demokrat Partisi (İKDP) de geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdiği saldırılarla tekrar İran gündemine yerleşen diğer terör örgütleridir. İran Devrim Muhafızları Ordusu Kara Kuvvetleri Komutanı General Muhammed Pakpur 13 Haziran 2016’da yaptığı açıklamada ülkenin Kuzeybatısında çıkan çatışmada beş PJAK teröristinin öldürüldüğünü, bunlardan birisinin de bu örgütün bölge komutanın olduğunu açıklamıştır. Çatışmalarda İran resmi makamlarına göre bir de İran polisi hayatını kaybetmiştir.

Yirminci yüzyılın ikinci çeyreğinden itibaren İran’da merkezi otorite kabilevi unsurlar aleyhine güç kazanmaya başlamıştır. Gerek güneydeki Bahtiyari, Hamse ya da Kaşgai gibi kabileler gerek kuzeydoğu Horasan’daki Türkmen kabileleri gerekse de ülkenin kuzeybatısındaki Kürt unsurlar sert merkezileşme politikaları karşısında özerk hareket alanlarını hızla yitirmişlerdir. Bu kabile unsurları yerine göre teşvik yerine göre de korkutma politikalarıyla Pehlevi modernleşmesinden itibaren merkeze bağlanabilmiştir. Bu sürecin en kayda değer istisnası ise Kürtler olmuştur. İran milliyetçiliği adı altında Pehlevilerin yürüttüğü Fars milliyetçiliğine mesafeli duran Kürtler 1979’dan itibaren de tavizsiz bir Şii kimliği vurgusu karşısında Sünni olmanın bütün dezavantajlarını tecrübe ettiler. Zamanımıza kadar Kürt kimliğini temelinde gerek siyasi hareketlerle gerekse de teröre başvurularak dillendirilen talepler ülkenin kuzeybatısını ilgilendirmenin çok ötesine geçmiş bulunmaktadır. Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani okullarda anadilin öğretilmesi ve etnik gruplar arasında dezavantajların kaldırılması gibi Kürtleri de ilgilendirecek bazı politikalar seslendirmiş bulunmaktadır. Ne var ki İran hala komşusu Türkiye’nin Kürt kimliği konusunda son yıllarda gerçekleştirdiği açılımın çok uzağındadır. Yine Türkiye’nin aksine İran’da Kürtlerin ülke çapında kayda değer bir etkinliğe sahip olmadığı görülmektedir. Bu her ne kadar İran siyasileri üzerinde baskı kurulmasını engelleyen bir faktör olsa da Kürtlerin belirli bir bölgede kısıtlanmış hissetmesinden kaynaklı sorunlarla yüzleşmek İran için kaçınılmazdır.

Gerek bulunduğu coğrafya gerekse de belirli eyaletlerde temerküz etmiş etnik çeşitliliği İran’ı riskli bir konuma yerleştirmektedir. Her ne kadar nüfusa oranlarında çelişkili yüzdeler verilse de Farsların çoğunlukta olduğu İran’da en önemli ikinci etnik grup olan Azerilerin yanı sıra Mazanderani, Kürt, Arap, Beluç, Lur ve Türkmen gibi Müslüman diğer etnik gruplar bulunmaktadır. Diğer yandan kahir ekseriyeti Şii olan İran’da gayrimüslimlerin yanı sıra Kürtler, Türkmenler ve Beluçlar başta olmak üzere kayda değer bir Sünni nüfus da mevcuttur. Etnik azınlıklar genelde sınırın diğer tarafındaki gruplarla bağlantılı şekilde ülkenin sınır bölgelerinde yaşamaktadırlar. Etkili iç güvenlik birimleri ve basına uyguladığı sansür sayesinde İran terör eylemlerini engellemeyi ya da gerçekleşenleri gizlemeyi başarmaktadır. Ancak gerek yakın zamanda gerçekleşen eylemler gerekse de bölgede süren istikrarsızlık ortamı terörün bölgedeki birçok ülke için olduğu gibi İran için de önemli bir sorun olmaya devam edeceğini göstermektedir.

ABD-İran Çekişmesi ve Asimetrik Gerilim

Serhan Afacan

ABD, İran’ı elden geldiğince baskılayarak yıpratma amacında, İran ise ekonomik, siyasi ve elbette toplumsal anlamda gardı düşmeden dişini gösterme uğraşında.

Körfez’deki Kriz İran’da Siyaset Alanını Daraltıyor

Serhan Afacan

İranlı yetkililerin ABD’nin fiili bir askeri saldırıya girişmeyeceği yönünde özgüvenlerinin olduğu görülüyor. Ne var ki, fiili savaş olsun ya da olmasın ülkenin siyasal alandaki daralması sürecek.